Kadın Olmak

0
32

Kadını anlatan birçok deneme ve şiir yazılabilir. Kadının toplumsal rolü, ekonomik rolü adına sayısızca kelimeler kurulabilir söz söylenebilir. Amacımız bu sayfada kadın adına methiyeler yazmak değil. Amacımız; Kadın olmaktan dolayı yaşanan sıkıntıları, kadınlara bakış açısını anlatan bir sayfa yaratabilmek. Aslında kendimize ayna olmanın yöntemini bulmak. Bu aynayı da sizlerle yaratmak esas amacımız. Kadın adına söylenen, yaşananları bu sayfaya taşıyabilmek. Kimi zaman Emine Aslan’ı, kimi zaman Ceylan Önkol’u, kimi zaman ise son günlerde gündemde olan Rojin’in ‘ kimlik’ savaşını… Yaşadığımız, yaşayacağımız olaylara bir de kadın sesi ve yorumu ekleyebilmek. Ne söyleyeceğiz, nasıl anlatacağız çekincesi yaşamadan her şeyi anlatabilmek ve aktarabilmek.

Kadın sayfası yaratırken bazı hassasiyetleri de dikkate almamız gerektiğini biliyoruz. Kadını överken erkeği yerden yere vuran bir mantıkla hareket etmek yerine, kadınların sorunlarını aktarırken kadın- erkek bütünlüğünü nasıl sağlayabileceğimizi de hesaba katmak niyetindeyiz. İki bütünü ayrıştırıp atomlarına bölmek yerine iki bütünü toplumsal yaşam içinde nasıl tek güç haline getirebilmeyi getirebileceğimizi sizlerle beraber sorgulamak istiyoruz
Dayak yiyen, işyerinde sömürülen, etnik yapısı kimliği nedeniyle ayrıma tabi tutulan Müslüman’ı, Gayri- Müslüm’ü, Ermeni’yi, Laz’ı, , atölye işçisini, öğrenciyi kısacası sokaktaki insanı yaşamın kıyısından çekip burada özne olmasını sağlamak için hayatlarından kesitler sunmak, yaşadıklarına yardımcı olmak ya da onlarla beraber çözüm için alternatif olabilmek adına önerilerinize ve eleştirilerinize açık olacak kadın sayfası oluşturmak.

Bu ayki sayfamızın özneleri; bir fabrika, bir patron ve emeğinin karşılığını alamayan ağırlıklı işçi kadınlar.
Olay Ümraniye’de geçiyor. Bir tekstil fabrikası; SEDA GİYİM FABRİKASI… İçinde çalışan 100’den fazla işçi, çoğu kadın. Ekonomik kriz bahane gösterilerek Şubat ayından Eylül ayına kadar maaşları verilmemiş, tabii zamlar ve mesailer de içinde. İşçilerden bir kısmı bu duruma pek göz yumamamış, çünkü kiminin evinde okula giden çocuklar var, kiminin evinde ise çalışan tek kişi olmanın sorumluluğu var. Masrafları karşılamak gerekir. Bir, iki kişi işten çıkar dışarıdaki işsizlere yenileri eklenir üstelik tazminatlarını da alamazlar. Derken zaman geçer, artık dayanılacak gibi değildir, geçim derdi zordur. İşçilerin zaten kendi aralarında konuşmaları başlamıştır, toplanılır patronla görüşülür, maaşların ödenmesi istenir, hepsi olmasa bile birkaç aylık maaşlar talep edilir, en azından çocukların masraflarının bir kısmı karşılansın ya da evin kirasının iki aylığı ödensin diye içlerden yapılan sessiz konuşmalar başlar. Patron ise gayet sert bir ifade ile ‘’işten çıkmak isteyen çıkar ve bu senetleri alır, gider ” der. Senet dediği kâğıt parçasının altında ise imza yoktur, güler misin ağlar mısın!!! Patronun bu söylediğine karşı işçiler iş yapmazlar. Gün böylece geçer.

Umutlu iki ya da üç aylık maaş beklentisi yerini yine umutsuzluk alır. Bu akşam eşlere, çocuklara, ev sahiplerine ne söylenileceği düşünülür kara kara. Neyse derler iyi kötü en azından bir işimiz var, bugün gereğini de yaptık sabah ola hayrola… Hep inanmışızdır sabahların hayır getirdiğine, sabaha ertelenir işlerimiz yeni gelen gün hayır getirir diye.

Sabah olur, hazırlanırlar işe gitmek için. Dışarıda güzel bir hava vardır, yola koyulurlar. İşyerine yaklaştıkça bir kalabalık görünür, uzaktan seçilemez pek. Derken yaklaşılır fabrikaya, saate bakılır mesai yaklaşıyor acaba birine bir şey mi oldu diye düşünülür ve daha da yaklaştıkça gözlerine inanamazlar, bekçi arkadaşları işyerine kimseyi almamaktadır. Nasıl yani? Neden alınmıyor? Patron emri denilir, evet ama nerede sabahın hayrı; anlaşılmaz. Genellikle bu rolü hep kötü patronlar oynamıştır, yine oynuyorlar. Ama kötü rolü oynayanlar hep unuturlar ki kötünün zıttı iyiliktir, dayanışmadır, mücadeledir. Oturma eylemi yaparlar. Kısacası emeklerini sömürenlere karşı direnirler.

‘Onları yendim, burunlarını sürttüm, benden maaş istemek hele bu krizde” diye içinden geçiren patron dışarıdaki işçilerin oturma eylemini görünce daha da sinirlenir. ‘’ Demek öyle ha” diyerek dışarıya çıkar ve eylem yapan işçilere ‘’Bu şartlarda çalışmak isteyen varsa buyursun çalışsın yoksa çalışmak istemeyen işe alınmayacaktır” der. İşçiler bakar etrafına ne yapsalar şimdi bilemezler, belki de birbirinden cesaret beklerler. Birkaç kişi girer içeriye, çünkü çalışmak gerekir. İçeriye giren işçi arkadaşlarına kızanlar olur ama onları da anlarlar fakat 50 kişiden fazla işçi kararlıdır, ayrıca işten çıkanlar da katılır bu eyleme, çalışmayacaklar ancak paralarını alırsa çalışacaklardır. Oturma eylemi devam eder. Tıpkı mesai saatlerinde olduğu gibi nöbetleşe geceli- gündüzlü eylem yaparlar. Sonra avukata giderler. Avukatları ise tanıdıktır, işyeri önceden de vukuatlıdır. Sendikalaşma sürecinde yine patron yapmıştır patronluğunu ama hak yerini bulmuştur. Seda Giyim Fabrikasında sendikalaşma davasını kazanmıştır avukat ve aynı avukata başvururlar. Avukat işçileri dinler ve dava açar. Mahkeme; dava gününü 11 Aralık olarak belirler.

Bu haftaki kadın sayfamızın konusu böyle. Çoğunluğu işçi kadınların oluşturduğu mücadeleyi siz de bilin istedik.

Fransız düşünür Simone de Beauvoir ünlü eseri İkinci Cins adlı kitabında
“insan kadın (veya kız) olarak doğmaz, insan zamanla kadın olur”, diye yazıyordu. Yani bugünkü kadın kimliği biyolojik nitelikten çok, insana toplumun ve tarihin yazdığı niteliklerden ileri geliyor, demek istiyordu.

İnsanlık tarihinin başlangıcından beri kadının birçok rolü vardır. Dünyada ve özellikle ülkemizde kadın olmak zordur. Kadın doğurgan, kadın fedakâr, kadın yuvayı kuran dişi kuştur. Hatta kadın namus bekçisi, kadın namus timsalidir. Kadın baskı altında, ezik ve sindirilmiştir. Kadın cinsiyet etiketinin altında, kadın damgalı ve çok isimlidir. Tüm dillerde tüm dinlerdedir ayrıca çok değişik kimliklerde ve çok değişik rollerdedir. Bu sefer de kadınlar erkek arkadaşlarıyla beraber hakkını arayan, mücadele eden kötünün karşıtıdır.

Seda Giyim Fabrikasında yaşanılanlara aslında yabancı değiliz. Birçok işkolundaki fabrikalarda yaşanılan gerçek bu şekilde. Bosch, Reunalt, Beko, Eczacıbaşı, Sinter Metal, SEKA Kâğıt Fabrikası, Silivri Sanovel Fabrikası, DESA Deri, Burgaz Rakı, Yörsan, Tekel, ATV, Entes, Stil Tekstil, Ağ Tekstil gibi örnekleri çoğaltabiliriz. Bu hak gasplarına karşı; çalışanlar ve işten çıkarılmak istenenler de tıpkı SEDA GİYİM Fabrikasındaki gibi mücadele ettiler. Yaşananları buraya aktarırken belirttiğimiz gibi amacımız toplumsal temelde dayanışma yaratabilmenin yolunu açmaktır. Böylece beraberce özgüleşebilmenin adımı atmış olacağız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here