Kavganın Tepe Noktası: 15-16 Haziran Direnişi

0
286

Alican Çağrı Gökçek

15-16 Haziran Direnişi Türkiye işçi sınıfı hareketinin mücadele tarihi açısından bir tepe noktası olarak ifade edilse sanırım itiraz eden çıkmaz. Bu direnişin böyle bir ünvanalayık görülmesinde elbette birtakım belirleyici faktörler vardır. Özellikle mücadele açısından direnişin iki yönüne dikkatçekmek isterim. Birincisi, 15-16 Haziran Direnişi talepleri itibarıyla salt ekonomik taleplerle sınırlı kalmayıp siyasal bir kimliğe bürünmüştür. Bu açıdan o dönemki işçi sınıfının bilinç ve politik düzeyini gözler önüne serebilmiştir. İkincisi, 15-16 Haziran Direnişi devrimci hareketin gelişimine ciddi etki yapmış ve 1971 kopuşunu hazırlayan faktörlerden biri olmuştur. 

Ne Olmuştu?

15-16 Haziran Direnişi, DİSK’i ortadan kaldırıp işçi sınıfını Türk-İş gibi Amerikancı ve işveren yanlısı bir sendikanın kucağına atmanın yasalaştırılma teşebbüsü sonucunda ortaya çıktı. 11 Haziran 1970 günü 274 ve 275 sayılı yasalarda değişiklik öngören yasa tasarısı mecliste kabul edilmişti. 14 Haziran’da DİSK iş yeri temsilcileri, sendika yöneticileri ve yönetim kurulu Lastik-İş Sendikası’nda bir toplantı yaparak süreci tartıştı. Toplantıda 17 Haziran için bir miting kararı alındı (akt. Sülker, 1980). 

DİSK yönetimi 15 Haziran sabahı 17 Haziran için valiliğe başvurma telaşındayken Otosan işçilerinin iş bırakıp sokağa döküldüğü haberi duyuldu. Onları 20 civarı fabrika izledi ve tarihe 15-16 Haziran Direnişi olarak geçecek o destansı iki gün başlamış oldu. Direniş istatistiklere göre 70 bin civarında işçinin katılımıyla İstanbul ve Kocaeli sınırlarında gerçekleşti. Bu sayı bizlere direnişe DİSK’li işçilerin yanında Türk-İş’li işçilerin de dahil olduğu çıkarımını yaptırıyor. İki günün sonunda direniş bastırılsa da işçilerin temel talebi olan DİSK’i hedef alan yasa tasarısı ilerleyen aylarda Anayasa Mahkemesi tarafında iptal edildi. 

Direnişin Karakteri ve Birtakım Dersler 

15-16 Haziran Direnişi’nin politik karakterini direnişte taşınan pankartlarla açıklayabiliriz. Sülker’in aktarımına göre direnişte ‘Bağımsız Türkiye’, ‘Amerikan Üslerine Hayır’ ve ‘Sendika Özgürlüğümüzü İktidara Çiğnetmeyiz’ gibi pankartlar taşınmıştı. Bu durum bizlere o dönem işçi sınıfının bilinç ve örgütlenme düzeyi hakkında ciddi bilgiler verebilir. Aslında kendiliğinden gelişen bir isyanın 60’lı yılların yükselen ilerici/devrimci dalgasının bir dışavurumu olduğunu görebiliriz. Türkiye tarihinde daha sonraki dönemlerde birtakım kitlesel işçi sınıfı direnişlerine rastlasak da bu direnişlerin 15-16 Haziran’ın politik düzeyine ulaşamadıklarını tespit etmemiz gerekir.

Direnişin kendiliğindenliği, militan duruşu ve salt ekonomik taleplere bel bağlamayışı hem sendikal mücadele hem de devrimci mücadele açısından da birtakım dersler ortaya çıkarmıştır. Öncelikle bu hususta en sonda söyleneceği en başta ifade edersek 15-16 Haziran Direnişi’nin sadece burjuvaziye değil aynı zamanda sınırları belli sendikacılık anlayışına karşı da bir mesaj olduğu gerçeği açıktır. Direniş, DİSK yöneticilerinin planları dışında gelişmiş ve kendiliğinden bir hal almıştır. Hatta DİSK yönetimi ikinci günün sonunda direnişçi işçileri evlerine dönmeye çağırmıştır (akt. Sülker, 1980). Yani bazı çevrelerin (bkz. Yurtsever, 2008) de savunduğu üzere 15-16 Haziran Direnişi’nde aslan payı DİSK’e ait değildir. Direniş temelleri DİSK’li işçiler ve sendikacılar tarafından atılmış olsa da direnişin seyri ve talepleri DİSK’in çapını aşmıştır.

Devrimci mücadele açısından değerlendirecek olursak 15-16 Haziran Direnişi, bizlere sosyalizmin barışçıl yollarla mümkün olmadığını hatırlatmıştır. Özellikle o dönemin gençlik hareketinde bu durum ‘radikalleşmenin’ hız kazanmasına yol açmıştır. Mesela; M. Çayan açısından 15-16 Haziran Direnişi, şehirlerin emperyalizmin kuşatması altında olduğunu göstermiştir. Dolayısıyla mücadelede kırlar önemlidir (akt. Ulus, 2016). Direniş bir yandan FKF ve Dev-Genç kadrolarında arayışa sebep olurken bir yandan TİP ve MDD çevrelerinin biraz daha geri planda kalmasına yol açmıştır. 71 kopuşu olarak da adlandırılan süreç için 15-16 Haziran Direnişi devrimci saflarda netleşmenin sağlanmasında kolaylaştırıcı rol oynamıştır.

Direnişin Mirası Ne Alemde?

​15-16 Haziran Direnişi’nin üzerinden 49 yıl geçti. Günümüzde işçi sınıfının ideolojik öncülüğünden bahsedebilsek de fiili öncülüğünden söz etmek güçtür. Sosyalizm mücadelesinde işçi sınıfı önderliğini sorgulayacak zamanların çok geçmişlerde kaldığı bir dönemin içindeyiz. Ancak, Türkiye işçi sınıfını ve ezilenlerini bir çatı altında toparlayacak güçlü, yenilenmeye açık ve dinamik bir örgüt ihtiyacı hala karşımızda durmaktadır. Elbette burada Türkiye devrimci hareketinin her birinden öğreneceğimiz çok şey olan yapılarını küçümsemiyorum. Aksine günümüzde sosyalist harekette ilkeli, birbirine yabancılaşmaktan ziyade birbirinden kuvvet alan, devrimci etik değerlerimizi yeniden inşa edecek bir birlikteliğin ihtiyacından söz etmek istiyorum. Sosyalizm fikri şu gün de işçi sınıfı ve ezilenler için bir umut kaynağıdır. Mühim olan nokta devrimci hareketimizin bu umudu yeşertmek için gerekli adımları atabilmesinden geçmektedir.

Kaynakça 

Sülker, K. (1980). Türkiye’yi Sarsan 2 Uzun Gün. Yazko. İstanbul.

Ulus, Ö. M. (2016). Türkiye’de sol ve ordu (1960-1971): the army and the radical left in Turkey: military coups, socialist revolution and Kemalism. İletişim. İstanbul. 

Yurtsever, H. (2008). Yükseliş ve Düşüş Türkiye Solu 1960-1980. Yordam Kitap. İstanbul

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.