Kayıp Yakınları Kayıplarını Aramaya Ve Hesap Sormaya Devam Ediyor

0
874

kayip-yakinlari-kayiplarini-aramaya-ve-hesap-sormaya-devam-ediyor3Kayıp aileleri Galatasaray Lisesi önünde yakınlarının akıbetini sormaya devam ediyor. 6 Haziran günü 219. Haftasında yapılan eylemde; 12 Eylül darbesinin ardından gözaltında kaybedilen Cemil Kırbayır ile ilgili dosya paylaşıldı.
İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon ve kayıp aileleri tarafından düzenlenen ve birçok devrimci-demokratik kurumun da destek verdiği eylemde, “Failler Belli Kayıplar Nerede?” pankartının yanı sıra, gözaltında kaybedilenlerin fotoğrafları ile kırmızı karanfiller taşındı.
Konuşmalarla devam eden eylemde ilk söz Cemil Kırbayır’ın abisi Mikail Kırbayır ve ardından kızkardeşi Fatma Kırbayır’a verildi. Konuşmalarında, faşist askeri darbede görevde bulunan tüm generallerin ve olaydan sorumlu olan polislerin yargılanmasını istediler.
Daha sonra 20 Temmuz 1992 tarihinde gözaltında kaybedilen Hasan Gülünay’ın kız kardeşi, abisi için kaleme aldığı şiiri okudu. Ardından 7 Ağustos 2004 tarihinde gözaltına alındıktan sonra bir daha haber alınamayan Tolga Baykal Ceylan’ın annesi Kadriye Ceylan basın açıklamasını okudu. Açıklama; Cemil Kırbayır’ın gözaltına alınması ve sorgulanmasına katılan ve katledilmesinde bizzat yer alan polislerin yargılanması gerektiğini ifadeleriyle sona erdi.

220. Hafta
13 Haziran günü gerçekleştirilen eylemde; 7 Ağustos 2004 günü tatilini yaptığı İğneada’da jandarma tarafından gözaltına alınan ve bir daha haber alınamayan Tolga Baykal Ceylan ile ilgili dosya gündeme taşındı.
“Failler Belli Kayıplar Nerede? İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon” pankartı ile kaybedilen yakınlarının fotoğrafları ve kırmızı karanfillerin taşındığı eylemde ilk sözü Tolga Baykal Ceylan’ın annesi Kadriye Ceylan aldı. 1980 faşist darbesi içerisinde büyüyen gençlikten biri olan oğlunun, düzenin dayattıklarını hiçbir zaman kabul etmediğini belirtti. 7 Ağustos 2004 yılında oğluna tuzak kurulduğunu ifade eden Ceylan, oğlunun gözaltına alındığını, saklandığını ve izlerin yok edildiğini belirtti. Kadriye Ceylan “beş senedir her gün, her an can çekişiyorum ve adalet kör, sağır, dilsiz. Hangi hakla? Önceleri neden diye soruyordum, şimdi neden diye sormuyorum artık. Bir insanı kaybetmenin haklı bir nedeni olamaz. Hiç bir neden kaybetmeye haklı bir gerekçe olarak gösterilemez” sözleriyle yetkilere tepkisini dile getirdi. Ceylan; sesini kimsenin duymadığını, cevap verilmediğini, telefonlara çıkılmadığını ve türlü senaryolar üretildiğini dile getirdi. Ceylan “kaybedenler bilsinler ki bizim ahımız tutacak” sözleriyle kaybedilen insanların yakınları olarak herkesin acısının bir olduğunu belirtti. Ceylan oğlunun ‘Vicdani Retçi’ olduğunu ve kimseyi öldürmemek için askerliği reddettiğini ifade etti. Son olarak yetkililerin kaybedilmelerin kanıksanmasını istediklerini, “sorduğumda işi gücü bırakıp oğlunuzu mu arayacağız? Sahip çıksaydınız” dediklerini söyledi. Kadriye Ceylan sözlerini şu cümle ile bitirdi “Devletin arkasına sığınıp insan kaybedenleri lanetliyorum, yüzlerine tükürüyorum, yargılanmalarını istiyorum. O kadarla kalmayıp kaybeden kişilerin bu ülkeden sınır dışı edilmelerini istiyorum. Çünkü onlar bizim aramızda yaşamaya layık değil.”kayip-yakinlari-kayiplarini-aramaya-ve-hesap-sormaya-devam-ediyor
Kadriye Ceylan’ın ardından Yıldız Ramazanoğlu kaleme aldığı metni okudu. Ramazanoğlu; “bir anne için evladının kaybolması dünyanın en büyük acısı” olduğunu belirtti. Ve kayıpların bir an önce bulunması ve faillerinin hesap vermesi gerektiğini dile getirdi.
Yıldız Ramazanoğlu’nun konuşmasının ardından Özgür Sevgi Göktaş tarafından basın açıklaması okundu. Göktaş, Tolga Baykal Ceylan’ın kaybedilmesine ilişkin bilgi verdi. Göktaş açıklamayı; “Soruyoruz! Tolga Baykal Ceylan’a ne oldu? Kayıplarımız Nerede? Tolga Baykal Ceylan’ın kaybedilmesinde başta İğneada Beldesi Jandarma Komutanlığı’nda görev yapanlar olmak üzere, Kırklareli ve Demirköy Jandarma Komutanlığı’nı sorumlu tutuyoruz. 1540 gündür Galatasaray’dan yetkililere sesleniyoruz. Özel Harp Dairesi’ne dokunun! Jitem’e dokunun! Jandarmaya dokunun! Kayıplarımızın faillerine dokunun diyoruz. Dokunun diyoruz ki karanlıkta kalan gerçekler açığa çıksın! Unutmayın! İnsanlarımızın kaybedilmesinden siz de sorumlusunuz!” sözleriyle son erdirdi.
Yapılan açıklamanın ardından 23 Şubat 1995 tarihinde gözaltında kaybedilen Murat Yıldız’ın annesi Hanife Yıldız yazdığı şiiri kayıp yakınları ile paylaşmasının ardından eylem sonlandırıldı.

Gözaltında Kaybedilen Çocuklarımız Nerede?
Kayıp aileleri Galatasaray Lisesi önünde yaptıkları oturma eylemlerinin 221. haftasında, 29 Ekim 1995 günü Mardin-Dargeçit ilçesinde gözaltına alınmasının ardından bir daha haber alınamayan 13 yaşındaki Seyhan Doğan ile ilgili dosyayı paylaştı.
20 Haziran Cumartesi günü Galatasaray Lisesi önünde “Failler Belli Kayıplar Nerede? İHD İstanbul Şubesi Gözaltında Kayıplara Karşı Komisyon” pankartının açıldığı eylemde “Çocukları da Gözaltında Kaybettiler, 29.10.1995 Gecesi Dargeçit’te Askerler Tarafından Uykularından Alındılar” yazılı pankartta aynı gece gözaltına alınan ve bir daha haber alınamayan kişilerin fotoğraflarının olduğu pankartlar açıldı. Gözaltında kaybedilenlerin fotoğraflarının yanı sıra kırmızı karanfillerin de taşındığı eylemde; kaybedildiği tarihte henüz doğmamış olan yeğeni Evin Doğan, duygularını paylaştı. “Amcam Nerede?” diye soran Evin Doğan, “amcam olsaydı; öğretmen, doktor, avukat olurdu. Amcam nerede? Amcamı istiyorum. Amcamın katillerinin bulunmasını istiyorum” dedi. Ardından güçlükle konuşabilen Seyhan Doğan’ın abisi Kadir Doğan, konuşmasında 29 Ekim 1995 akşamı evlerinin çevresinin askerler tarafından kuşatıldığını, kardeşinin gözaltına alındığını ve bir daha haber alamadıklarını belirtti. Katillerin o günden bu yana aralarında dolaştığını ifade eden Doğan, annesinin gördüğü işkenceler sonucu yaşamını yitirdiğini ve babasının da gördüğü işkence sonucu konuşamayacak duruma geldiğini belirtti. “Katillerin bulunmasını istiyoruz” diyen Doğan, gözaltına alınan 6 kişinin hepsinin öğrenci olduğunu ve ellerine kalemden başka bir şey almadıklarını sözlerine ekledi. Doğan o gece evlerinden, annelerinin yataklarından alınan çocukların neden alındığı konusunda Tansu Çiller, Mehmet Ağar ve Doğan Güreş’in bilgi sahibi olduğunu ifade etti.
Ardından Sezai Sarıoğlu kısa bir konuşma yaptı. İlk Cumartesi eyleminin başladığı gün eyleme geç kaldığını, yerini öğrenmek için yolda çiçek satan bir Kürt çocuğa “bir oturma eylemi yapılacak yerini biliyor musun diye sordum. Bana ‘evet biliyorum. Kuşların oturduğu yerde, kuşların yaşadığı yerde; Galasaray’da” cevabını aldığını söyledi. Sarıoğlu o gün bugündür kayıp yakınlarının buluşma yerinin “kuşların olduğu, kuşların oturduğu yer” olduğunu sözlerine ekledi. Konuşmasında yaban ördeklerinin kışları donmamak için sırayla kanatlarını çırptıklarını ve birlikte yaşadığını ifade eden Sarıoğlu “kayıp yakınlarımızı bulmak için kanatlarımızı nöbetleşe çırpmak” örneğiyle, yaptıkları oturma eyleminin içeriğinin bu olduğuna vurgu yaptı. “Aramak bulmakla igilidir. Aramak unutmamakla ve hafızanın izini sürmekle ilgilidir. Doğu bilginlerinden Cüneyt Badadi, ‘aramakla bulunmaz ama bulanlar yalnızca arayanlardır’ der, diye ifade eden Sarıoğlu kaybedenlerin yakalarına yapışıp hesap sormak gerektiğini söyledi. Son olarak “unutturmama eylemi bir çoğalma eylemidir. Sayımızın azlığına bakmayalım, bereketi kaçmasın diye sayılarımızı da saymayalım. Aslolan tarihin vicdanına geçmekse, çoğalmaksa; Can Yücel’in üç dizesine; ‘bana bir varmış de; bir varmış bir yokmuş deme, içime dokunuyor’ kulak vererek yeniden çoğalalım” sözlerinin ardından konuşmasını sona erdirdi.
Kayıp yakınları adına Filiz Gökalp basın açıklamasını okudu. Gökalp, Seyhan Doğan dosyasının Ergenekon kapsamına alınmasını talep ettiği açıklamada; “13 yaşındaki Seyhan Doğan 1995 yılının Ekim’inin 29’nda gece saat 03.00 sıralarında Mardin-Dargeçit’deki evlerine askerler tarafından düzenlenen baskın esnasında 9 yaşındaki kardeşi Hazni ile birlikte gözaltına alındı. Aynı operasyonda 6 kişi daha gözaltına alınmıştı. Olayın hemen ardından Annesi Asiye Doğan, Askeri Tabura giderek ‘çocuklarım nerde?’ diye sordu. ‘Merak etme, çocukların gelir’ diye cevap verdiler. Ertesi günü tekrar askeri tabura giden annesine ‘senin çocuklarını bıraktık, eve gittiler, bir daha gelme’ dediler. Birkaç gün sonra 9 yaşındaki Hazni’yi serbest bıraktılar. Hazni bütün olanları ailesine anlattı. Seyhan ve Hazni işkencelerden geçirilmiş ve Filistin askısına alınmışlardı. Hazni, abisi Seyhan’ın askıya ters asılmasına ve çok ağır işkenceler görmesine tanıklık etmişti. Anne Asiye Doğan’ın tüm girişimlerine rağmen sonuç alamamasının ardından çareyi televizyona çıkmakta bulduğunu ifade eden Gökalp, anne Asiye Doğan’dan da 11 gün haber alınamadığını ifade etti. Asiye Doğan da oğlu gibi kaybedilmek istenmişti. 11 gün boyunca çok ağır işkencelerden geçirildikten sonra serbest bırakıldığını ancak çocuğunun ve yakınlarının kaybedilmesine yüreği dayanamayan Anne Asiye, “gördüğü işkencenin de ağır etkisi sonucu yattığı Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Hastanesi’nde yaşamını yitirdi” diyen Gökalp, Seyhan’dan ve akrabaları olan 5 kişiden bir daha haber alınamadığını sözlerine ekledi. Gökalp, açıklamada Seyhan Doğan’ın kaybedilmesinden Dargeçit Jandarma Tugayını, Özel Harp Dairesi, JİTEM’in direk sorumlu olduğunu ifade etti. “İsmail Hakkı Karadayı, Tansu Çiller, Nahit Menteşe, Vefa Tanır, Mehmet Ağar ve Ünal Erkan’ın yargılanmasını, adalet ve gerçekleri istiyoruz” vurgusuyla açıklamayı sona erdirdi.

222. Hafta Adalet ve Gerçekleri İstiyoruz
Cumartesi annelerinin kayıplarını arama ve faillerin bulunması istemiyle gerçekleştirdikleri oturma eylemleri devam ediyor.
27 Haziran günü saat 12.00’de Galatasaray Lisesi önünde bir araya gelen ailelerin adalet talebiyle gerçekleştirdikleri eylemde; 5 Haziran 1995 tarihinde Jitem tarafından gözaltına alınarak kaybedilen Hasan Ergul’un Elazığ Kimsesizler Mezarlığı’nda gömülü olduğu, DNA testi sonucu tespit edilerek, bir kayıp daha bulundu.
“Kayıplar Belli Failleri Nerede?”, “Çocukları da Gözaltında Kaybettiler” pankartlarının açıldığı eylemde kayıpların fotoğrafı ve kırmızı karanfiller taşındı. Cumartesi anneleri bu hafta Dargeçit’te 6 kişiyle birlikte gözaltına alınarak kaybedilen Abdurrahman Çoşkun dosyasının Ergenekon kapsamına alınmasını talep ettiler. Eylemde ilk olarak Abdurrahman Çoşkun’un yengesi Mukaddes Çoşkun söz aldı. Konuşmasında yakınlarının kaybedilmesinden sorumlu olanların yargılanmasını istedi. Çoşkun kayıp olaylarının Tansu Çiller’in Başbakanlığı döneminde arttığını da ifade etti. Ardından Ruhan Mavruk söz aldı. Konuşmasından önce Elbistan Hapishanesi’nde kalan kanser hastası Güler Zere’nin serbest bırakılması için saat 16.00’da Taksim Tramvay Durağı’nda yapılacak olan basın açıklamasına çağrı yaptı. Ardından şiir okuyan Mavruk “Yaşasın Halkların Kardeşliği, Yaşasın Dünya İşçi Sınıfı, Yaşasın Gelecek” şiarıyla konuşmasını sona erdirdi.
Yapılan konuşmaların ardından Kenan Bilgin’in abisi İrfan Bilgin basın açıklamasını okudu. İrfan Bilgin; Abdurrahman Çoşkun’un ortaokul öğrencisi olduğunu,
1993 yılında bir grup asker tarafından iki arkadaşıyla birlikte bir mağaraya götürüldüklerini, askerlerin “gidin içine bir bakın, ne var orda” dediğini, fakat mağaranın kapısına mayın döşendiğini ifade etti. Abdurrahman ve arkadaşlarının mayından habersiz mağaraya yöneldiklerini ifade eden Bilgin, patlama sonucu Abdurrahman’ın vücudunda birçok yaranın meydana geldiğini ve bir gözünü kaybettiğini, iki arkadaşının da yaşamını yitirdiğini söyledi.
Bilgin, Abdurrahman Çoşkun’un 29.10.1995 tarihinde gece saat 03.00 sıralarında gözaltına alındığını ve kendisinden bir daha haber alınamadığını belitti.
Bilgin, Dargeçit Savcılığına ve Askeri Taburuna Abdurrahman’ın ailesinin girişimlerinin de sonuç vermediğini belirtti. “Bizler, adalet ve gerçekleri istiyoruz” diyen Bilgin, kayıpların yaşandığı dönemde görevli olanların yargılanması talebiyle açıklamaya son verdi.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.