“Kemalizm”, “Ergenekon”, “Derin Devlet” derken Şeriat’a gidiyoruz

0
2174

Hamza Yalçın

Bu saatten sonra bile hala solda Erdoğan’ın Ergenekon’a, derin devlete teslim olduğuna inananlar var. Dinciliğe karşı onların gözleri 18 yıl sonra bile açılmadı. Erdoğan ise, “Mehdi gelecek, ortamı hazırlamalıyız” diyen SADAD Başkanı Adnan Tanrıverdi’nin istifa etmeden önce açıkladığı hedefler doğrultusunda ilerlemeye devam ediyor: Anayasa din hükümlerine uydurulsun, İslam konfederasyonu kurulsun, resmî dil Arapça ve Başkent İstanbul olsun vb. 

Genelde en sevimsiz ve en yeteneksiz insanlarının örgütlendiği dinci güçler Türkiye’de bu denli kudretli hale nasıl geldiler? Bugün CHP bile onlardan soruluyor. AKP Türkiyesi, nüfusun yüzde 10’u bile onaylamazken nasıl oluyor da bölgede ve dünyada ÖSO, IŞİD, El Nusra gibi dinci gerici örgütlerin değirmenine senelerdir su taşıyabiliyor? Normalinde bütün laiklik yanlısı güçlerin birleşmesine ve direnmesine önderlik etmesi gereken Türkiye devrimci hareketi ve ilerici güçler, dinciliğin saldırıları karşısında nasıl böyle kötürüm hale geldi? Geniş halk kesimleri dinci gericilikten başından beri rahatsızlık duyuyor ve hatta nefret ediyorken sol güçler, halkın talebine öncülük ederek günden güne gelişecek yerde niye eriyorlar? Devrimciler, sosyalistler olarak içine düştüğümüz aciz duruma kahrediyorum. Yukarıdaki soruları soranlar ile birlikte düşünelim ve birlikte çözümlere varalım, diye yazıyorum.

Reel-sosyalizmin çöktüğü 1990’lı yıllardan itibaren bir kısım sol adeta ABD emperyalizminin “gör” dediğini görmeye, “görme” dediğini ise görmemeye ve hatta emperyalizm eliyle güzellikler geleceğine inanmaya başladı. ABD’nin Irak’ı işgal etmesiyle tırmanan sürece endişeyle bakan Türkiye soluna “statükocu” ve “sosyal şoven” bile deniliyordu. Sol hareket ne yazık ki Irak’ın işgalinin (2003), Suriye’de iç savaş başlatılmasının (2011) bölgede ve dünyada yol açacağı yıkıcı sonuçları görüp bir cephe kuramadı. (1)

Dinciliğin Türkiye’yi teslim almasından rahatsız olan milyonlarca insan 2007 yılında Cumhuriyet Mitingleri’nde buluşurken emperyalizmin “gör” dediğini gören “görme” dediğini görmeyen Türkiye solu, laiklik yanlısı milyonlarca insanı darbeci sayarak onlara sırtını döndü. Halkına ve ülkesine yabancılaşmışlığın bu kadar kötü örneği zor bulunur. 

Öyle bir duruma geldik ki dün “Statükocu olmayalım”, diyenler bile şimdi Türkiye’nin nasıl bir parçalanmaya gittiğini görüyorlar. Türkiye Alevi, Sünni, Türk ve Kürt insanların birlikte yaşayamayacağı bir ülkeye dönüşüyor. Parçalanma büyük olasılıkla gerici ve çok kanlı sonuçlara yol açacaktır. En kötüsü ise, Türkiye solu hala “Farklı görüşlere sahip olsak da aynı bütünün parçalarıyız; bu ülke bizim ülkemiz, bu halk bizim halkımız, birlikte mücadele edebilmek için ne gerekirse yapmalıyız” diyemiyor. 

Türkiye’nin dincilik tarafından teslim alınmasına karşı direnemedik çünkü Türkiye örgütsüzlükten kan ağlarken biz post-modern bencilliğe ve örgütsüzlüğe teslim olduk; ezilen insanlara, halka gideceğimize kitlelerden kaçıp birbirimize saklandık, adeta halkın ısrarla yanımıza gelip bizi örgütlenmeye ve direnmeye ikna etmesini bekledik. 

Devrimci örgütlenme adına ise diğer sol gruplara sevgisizce ve saygısızca bakmayı marifet sayan ve kendi grubunu sorgulamaya kapalı grupçu bağnazlığa teslim olduk. Grupçu bağnazlık birbirimizin değerini görmemizi, birbirimize ne kadar çok ihtiyacımız olduğunu anlamamızı imkansız hale getirdi. 

Türkiye’ye ezilen ulus milliyetçiliğinin gözünden bakarak halkımıza ve tarihimize yabancılaştık. Bizi “Şovenist, Kemalist, Ergenekoncu” ilan ederler, korkusuyla, AKP’yi iktidara getirmekle, onu iktidarda tutmakla zaman zaman övünebilecek kadar serbestçe konuşan bir ezilen ulus milliyetçiliğine teslim oldu. (2)

Türkiye devrimci hareketinin olağanüstü fedakar liderleri ve kadroları ve muazzam potansiyeli var fakat yukarıda saydığımız temel kusurlarımız yüzünden hep etkisiz kalıyoruz. Türkiye solu, güçlerini birleştirip tarihsel görevini yapabilseydi dünya, bölgemiz ve ülkemiz bu kadar büyük kayıplar yaşamayacaktı. Yaşanan kayıplarda bizim bilinç ve inisiyatif eksikliğimizin çok önemli rolü var. Birlikte düşünmek ve birlikte mücadele etmek için harekete geçmeliyiz. (Sürecek…)

Notlar

(1) “Irak’a özgürlük operasyonu” adı altında Irak’ın 20 Mart 2003 yılında bombalanmasından 2007 sonuna kadarki süreçte ölen sivil Iraklıların sayısı 1 milyon olarak tahmin ediliyor. 2 milyon Irak’lı ülke dışına göç etti. 2 milyonu aşkın Irak’lı da ülke içinde göç etti. Ebu Gureyb cezaevi tarihi bir işkence merkezi oldu. İşgalin ve bu işkence merkezinin IŞİD’in doğuşuna önemli bir sebep yarattığı düşünülüyor. Hatta ABD yetkilileri aslında IŞİD’in de kendi tezgahları olduğunu söylediler. Trump, “IŞİD’i Obama kurdu” diyecekti. ABD emperyalistleri kendi yarattıkları IŞİD’i Suriye’yi işgal etmelerinin sebebi haline getirdiler. Suriye’de Ezidi kadınlar IŞİD tarafından kurulan köle pazarında cariye olarak satıldılar. Türkiye teslim alınmış olmasaydı Suriye’de iç savaş çıkarılmazdı. Suriye’de dokuz yıllık iç savaşta 400 binden fazla insanın yaşamını kaybettiği, 5.6 milyon Suriyelinin yurt dışına göçtüğü tahmin ediliyor. Dışarıya göçenlerin yarıdan çoğu Türkiye’ye geldi. Türkiye’de hem aşağılandılar hem de Erdoğan tarafından kullanılıyorlar. Suriye’deki iç göç sayısı daha fazladır. Suriye’den Avrupa’ya kitlesel göçler ise Avrupa’da yabancı düşmanı faşist partilerin gelişmesini kışkırtmaya yetti.

(2) Ezilen ulus milliyetçiliği, kendi gelişmesi için gerekli gördüğünde gerici iktidarlarla ve hatta ABD ile dahi ittifaklar yapabilmektedir. Aynı zamanda Türkiye solunu şovenizm damgası korkutmacasıyla kendi peşinde tutmaya çalışmaktadır. Dolayısıyla Türkiye solu kendi içinde birleşerek bağımsız bir tutumla yürüyemediği sürece, ezilen ulus hareketinden destek alması da ona destek vermesi de mümkün olamamaktadır. 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.