KHK’lı Cemal Yıldırım ile Söyleşi

0
1075
Foto: sendika63.org

Ankara’da KHK ile görevine son verilen Cemal Yıldırım, geçtiğimiz hafta işine geri dönmek için başlattığı beş günlük oturma ve açlık grevi eyleminin son gününde darp edilerek gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınanlar arasında Yıldırım’a destek veren Acun Karadağ, Mahmut Konuk ve Veli Saçılık da vardı. Cemal Yıldırım ile yaşadığı gözaltı sürecini ve KHK’ları konuştuk. Kendisiyle yaptığımız röportajı aşağıda yayınlıyoruz:

Odak Dergisi: Aslında ilk olarak KHK ile başlamak isteriz. Sürekli gündemde ama nedir bu KHK ve KHK ile işten çıkarmalar?

Cemal Yıldırım: Güzel bir soru. Aslında 82 Anayasası’nda var olan bir düzenleme. Ancak son üç yılda yaşananlarla, KHK kısaltmasının ne olduğunu bilmediği halde, kötü bir şey olduğu algısı toplumun tüm kesimlerine yerleşmiş durumda.

”130 bin kişiyi işinden eden, onlarca gazete, tv, dergi, dernek, vakıf, üniversite kapatan; sayısı tam olarak bilinmese de 60’ın üzerinde kişinin intiharına neden olan, başka işlerde çalışmak zorunda kalan ve bu işlerde yaşamını yitirmesine neden olan yada yaşadığı zorluklar neticesinde hastalanarak yada kalp krizi ile onlarca insanın ölmesine neden olan, yine işkence ve “intihar” ile cezaevleri yada emniyette ölmesine neden olan KHK’lar.”

KHK, Kanun Hükmünde Kararname kelimelerinin baş harflerinin kısaltılması. Var olan yeni sistemde ve öncesinde, yürütmeye olağanüstü durumlarda tanınan bir hak. Sıkı yönetim ilanından önceki evre diyebiliriz. OHAL döneminde çıkarılan bu kararnamelerin üç ay içerisinde TBMM’de görüşülüp kanunlaşması bir zorunluluk olmasına rağmen AKP bu kararnameleri bir yılı geçen sürelerle meclise getirerek anayasayı da çiğnemiş ve fiili hukuksuz bir yönetim sürecini hayata geçirmiştir. Şu anki yeni yönetim sistemiyle de bu kararname rejimi hüküm sürmektedir. Bu KHK’larda resmi gazetede başlığında standart bir yazı,”….Aşağıda ekli listede adları geçenler terör örgütü üyesi, üyesi olmasa da irtibatlı yada iltisaklı….” diyerek sayfalar dolusu isimler sıralanmış olarak işlerimizden sorgusuz sualsiz bir şekilde atıldık. Yani adımıza kanun çıkarılan ender insanlardan olduk. Bu KHK’lar ile yurt dışına çıkışlarımız yasaklandı, pasaportlarımız iptal edildi, belediye ve iştirakleri dahil olmak üzere hiç bir kamu kurumunda çalışamayacağımız yasa hükmü haline getirildi. Özel sektörde çalışmak istediğimizde ise sosyal güvenlik numaramız girildiğinde kırmızı noktalı olarak KHK ile atıldığımızın görülmesi sağlandı. Yani tüm yaşamsal faaliyetlerimiz, hayat alanlarımız yok edilmeye çalışıldı. Bu sürecin en çarpıcı itirafını dönemin Adalet Bakanı yaptı: “Biz onları suçlu olmasalar da idari bir tasarrufla attık.” dedi. Aslında sürecin AKP tarafından nasıl bir yıkım projesi olduğunun itirafıdır bu. Kendisinden olmayan kesimlerin tasfiyesini, KHK kelimeleri ardına gizlenmiş faşist bir rejim inşa süreci olarak adlandırabiliriz.
Aslında parçalanan kontrgerillayı ve devleti ele geçirme süreci diyebiliriz. Ancak son seçimler ve egemenlerden çıkan seslerden bunu başaramadığını da görüyoruz. Sistemin parçalı yapısını devam ettirdiğini düşünüyorum. Babacan ve yeni parti girişimleri sistem içi çatışmanın artarak devam edeceğini gösteriyor.

Odak Dergisi: Kendi sürecinizden bahseder misiniz?

Cemal Yıldırım: Ben 1970 yılında Ankara’da doğdum. 1987 yılında Gazi Üni.I.I.B.F. Çalışma Ekonomisi Bölümüne girdim ve buradan mezun oldum. Öğrencilik yıllarımda öğrenci hareketinin Akademik Demokratik mücadelesi içerisinde yer aldım. 1998 yılında Maliye Bakanlığı’nda memuriyete başladım. İşe başladıktan sonra Maliye-Sen’e ve ardından KESK’e bağlı Büro Emekçileri Sendikası’na (BES) üye oldum. BES Ankara 2 No’lu Şubesi’nde iki dönemi şube başkanlığı olmak üzere dört dönem yöneticilik yaptım.

”2016 kasım ayında 677 sayılı KHK ile işimden atıldım. Bu dönemde sendikanın yaptığı eylemlere katıldım. Ancak sendikalar kısa bir sürede sokaktan çekildi. Bu süreçte Yüksel Caddesi’nde Nuriye ve Semih eyleme başlamıştı, ardından onlara Veli ve Acun eklenmiş ve burada KHK’lara yönelik eylemler yapmaya başlamışlardı. Yıllarca faşizme karşı hak arama mücadelesi veren biri olarak, evde oturup bir belirsizliği beklemek beni rahatsız etti. Ya kendimi ve yaşadıklarımı inkar edip köşemde oturacaktım ya da kendim olacaktım. Bu iç çatışma ve hesaplaşma sonrası bir hafta Yüksel Caddesi’nde dayanışma eylemi yaptım.”

Bu benim korkularımı da aşmama yardımcı oldu. O dönemde KESK işyerleri önlerinde eylem yapılması kararı aldı. Ankara’da Mahmut Konuk’un kendi işyeri önünde eyleme başlamasının ardından ben de kendi işyerimin önünde eylem kararı aldım ve 13 Mart 2017 tarihinde, hafta içi her gün saat 09.00-12.00 arasında eyleme başladım. İş yeri önünde eyleme başlamamın nedeni, sınıfın genel refleksi aslında, işyeri önüne çadır kurulur ve mücadele başlar. İş yerleri bizlerin yaşam alanı, kendimizi ve hayatı yeniden yarattığımız alanlar. AKP bizlerin hayat damarlarını kesip evlerimize hapsetmek istedi, bunun için işyeri önünü seçtim. Çalışma arkadaşlarımız ile bağımız koparılarak iş yerlerinde ciddi bir korku ve mobbing hayata geçirildi bu dönemde, ayrıca bunun için işyeri önünde eylemi seçtim. Eyleme başladığım ilk haftalar çok yoğun bir polis ablukasında geçti. Bana ve çalışan arkadaşlara çok ciddi baskılar yapıldı. Bana selam verenler soruşturma ile tehtit edildi, kamera görüntüleri ile insanlar takip edildi vs. Zamanla bu korkuları aştık, gizli selam vermeler sohbetlere dönüştü ve belli bir ilişki yeniden kuruldu. Benimle aynı KHK ile atılan Zeynep Yerli de iki ayın sonunda eylemlere katılmaya başladı ve bu süreç ile birlikte eylemi haftada bir güne indirdik. Yüksel Caddesi’nde Mahmut Konuk’un eylemi ve Enerji Bakanlığı’nda eyleme başlayan arkadaşlarla dayanışma gösterdik karşılıklı olarak. İş yeri önünde polis ve idarenin korkusunu tamamen dağıttık bu süre boyunca, arkadaşlarımızla bağımızı tamamen kurmuş olduk. Taa ki Afrin sürecine kadar. Bu süreçle iş yeri önünde gözaltılar başladı. Ben de gözaltıları protesto için eylemi yeniden her güne çıkardım ve her gün gözaltı yaşadım. İşyerinde yeniden arkadaşların geri çekilmesi ile karşılaştım. Zamanla gözaltına da alındılar ve birinci yılın sonunda ben gözaltına alınırken artık binanın önüne inip beni alkışlamaya başlamışlardı. Zeynep de hakkını arayan, hayata müdahale eden bir insana dönüşmüştü. Yaptığımız değerlendirme sonucu işyerinde elde edeceğimiz hedeflere ulaştığımıza karar verdik ve birinci yılda işyeri eylemini sonlandırdık. KESK bu süreçte haftasonları, Cumartesi günleri Sakarya Caddesi’nde eylem yapıyordu. Gözaltıların başlaması ile bu eylemleri sonlandırdılar. Ben de işyeri eylemimin bittiği hafta Sakarya Caddesi’nde eyleme başladım.

2018 Mart ayından Haziran’ın sonuna kadar yine “işimi geri istiyorum” talebi ile bu eylemi devam ettirdim ve gözaltılar da devam etti. Bu dönemde eyleme ara vermek zorunda kaldım. 2019 yılı Mart ayının ilk Cumartesinden itibaren eyleme yeniden başladım. Bu dönemde “işimi istiyorum” talebinden öte, ağırlıklı olarak AKP faşizminin yarattığı yıkımı göstermek ve demokratik hakların kullanımı üzerine bir kurguyla eylemi sürdürüyorum. OHAL’in kalkmasına rağmen yoğun baskı devam ediyor ve AKP ile bürokratları fiili olarak OHAL rejimini devam ettiriyorlar. Aynı zamanda bu son dönem, muhafazakar cenahın bu dönemde yaşadıkları işkence, kaçırılma ve ölümlerin açığa çıktığı bir süreç oldu. Eylemlerimde onların uğradığı bu hak ihlallerini gündeme getiriyorum. Kaçırılan 6 kişiyle ilgili ilk eylemi ben yaptım ve sonrasında kamuoyunda bunun yaygınlaşması için eylemlerimde gündem yaptım. Bu durumun muhafazakar cenahtan bana ve eylemlerime yönelik önemli bir yönelimi beraberinde getirdi. Kendilerini yıllarca devletin sahibi görenlerde yaşanan kırılma ve şoku daha yakından gördüm ve yaşadım bu süreçte. Demokrasi ve insan hakları ihlallerine karşı ortak hareket ve refleks geliştiren ve geliştirilebilecek bir zemin oluşmaya başladığını da söyleyebilirim.

Odak Dergisi: Geçtiğimiz günlerde gözaltına alındınız. O gün yaşadıklarınızı anlatır mısınız?

Cemal Yıldırım: Başta da belirttiğim gibi gözaltılar bu süreç boyunca sürekli var. Ben Yüksel Caddesi’nde, işyerimin önünde, Sakarya Caddesi’nde, Mahmut Konuk’un eyleminde defalarca gözaltına alındım. Sayısını net olarak bilmiyorum ancak 200’ün üzerinde olduğunu biliyorum. Sadece ben değil Yüksel Caddesi’nde günde iki defa, Mahmut Konuk’un kendi eyleminde sürekli gözaltı işlemi devam ediyor. Aslında gözaltı derken tam bir gözaltı değil polisin yaptığı. Bizi eylem alanından kaçırmak tam anlamıyla. Dövizi açar açmaz bizi gözaltı aracına bindirip hastahaneye götürüp darp raporu alınıyor ve arkasından yasalara aykırı biçimde kabahatler kanununa göre 330 TL para cezası kesip bırakıyorlar. Yasal anlamda bir gözaltı değil. Gözaltı işlemi yapsalar bizlerin tazminat hakkı doğacağından bunu yapmıyorlar. Ben beş günlük açlık grevi ve oturma eylemini bu nedenle yaptım. Sıkıyönetim ve OHAL olmamasına rağmen barışçıl gösteri ve ifade hürriyeti anayasa ve anayasa mahkemesi kararlarına rağmen valilik ve polis tarafından gasp ediliyor. Dövizi açtığımız ya da açıklama yapmaya başladığımız anda bir dakika içerisinde onlarca polis tarafından alınıp gözaltı aracına koyuyorlar. Bu durum genel kamuoyu tarafından da kanıksanmış ve sıradanlaştırılmış, normalleştirilmiş durumda. Tam da bu yüzden açlık grevi yaptım; normal ve sıradan değil, insanım ve haklarım var bu haklarımı kullanmamı engelleyemezsin. Bu eylemin ilgi gördüğünü düşünüyorum. Bu hakkımı kullanana kadar bu çerçevede ve diğer hak ihlalleriyle birlikte eylemi devam ettireceğim.

Odak Dergisi: YİK üyesi Bülen Arınç açıklama yaptı. Tartışılan 18 bin liralık maaşının yarısını KHK ile ihraç edilenlere bağışlayacağını söyledi. Bir KHK olarak buna ne diyorsunuz?

Cemal Yıldırım: Bülent Arınç ve diğer AKP’lilerin son dönem KHK ilgisi belli nedenlere dayanıyor tabii. Birincisi kim olursa olsun KHK’larla bir haksızlık yapıldığı algısı toplumda yaygınlaşıyor. İkincisi hak ihlaline uğrayan muhafazakar kesimin sol ile bağ kurduğu ve bize yönelik ön yargılarını bir kenera bıraktığı hatta sempati duyduğu bir süreç açığa çıkmaya başladı. Ben bunu bir bir yaşıyorum. Üçüncüsü, AKP kadroları diye okumuş-yazmış, dünyayı takip eden bir kadro yok. Bu açığı cemaatle gideriyordu, yeniden bu kadrolara ihtiyaç duyuyor. Onları çeperinde durmaları için bir hoş görünme çabası olarak görüyorum. Bu cemaat kadrolarının bir kısmında etki yapabilir ama işkence gören, cezaevinde yatan vs. arasında çok karşılık bulacağını düşünmüyorum.

Odak Dergisi: Kamuoyundan bekletiniz nedir? Size nasıl yardımcı olabiliriz?

Cemal Yıldırım: Bu sürecin en büyük yanlışlarından biri Cemal Yıldırım, Mahmut Konuk, Yüksel Caddesi, Alev Şahin gibi isimlerin kamuoyu önünde tanınır bilinir olması. Burada en büyük günah sendikalar ve onları yönetenlerin sürecin dışında kalmaları ve faşizmle bizi baş başa bırakmaları. Biz çok devrimci olduğumuz için değil, onlar geri çekildiği ve bizde teslim olmadığımız için biliniyoruz.

”Ben kendi belirlediğim çizgide mücadeleme devam edeceğim. Bu çizginin doğruluğunu, sistemin gösterdiği tepki ve aldığım kamuoyu desteği ile görüyorum. Ancak faşizme karşı mücadele bireylerin tek başına verebileceği bir iş değil. Sistemin kendi iç çatışmalarının yoğunlaştığı bu dönemde örgütlü kesimlerin bu sürece daha fazla müdahil olması gerektiğini düşünüyorum. Hak arama mücadelesi önemli bir mücadele. Haksızlığa uğradığını düşünen her kesim, çok meşru olan haklarını kullanmaktan vazgeçmesinler. ”

Burada önemli olan nicelik değil, yapılan mücadelenin niteliği belirleyici olan. Biz değil ama gerçek manâda onlar korkuyorlar söylediğimiz sözün yayılmasından. Söz söyleyenlerin sözü olanların sözlerini çoğaltalım diyorum. Faşizm yenilecek biz kazanacağız son söz olsun.

Odak Dergisi: Bu güzel sohbet için teşekkür ederiz.

Cemal Yıldırım: Ben de teşekkür ederim.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.