KIDEM TAZMİNATI SÖMÜRÜSÜ

0
349

Alişan İpşiroğlu

Hükümet ve işbirlikçisi kapitalist sermaye, her zaman olduğu gibi gözünü yine emekçinin cebine dikmiş durumda. Açlığa ve sefalete mahkum ettikleri işçi sınıfının son güvencesi olan kıdem tazminatını da elinden almak istiyorlar.

Hükümet kanadının ve kapitalist sermayenin ortaklaşa hazırladığı sinsice planın, işçi sınıfından neler götüreceğini incelediğimizde işin ciddiyeti daha da belirgin bir hâl alıyor:

1-) İlk hedefleri fon oluşturmak. Bilindiği gibi, mevcut durumdaki kıdem tazminatı hakkımız, yıllık bir maaş tutarında. Hükümetin istediği tasarı olur ise, yeni uygulamaya göre, bu tutarın 19 günlük kısmı yine aynı şekilde işçinin kasasında birikecek; geriye kalan 11 günlük tutar ise, oluşturulması düşünülen kıdem tazminatı fonuna aktarılacak.

2-) Gerçekleştirilmek istenilen tasarıyla göre işçi, emekliliğe hak kazanmış olsa dahi, yani emeklilik için gerekli olan günü doldursa dahi, kıdem tazminatının ancak yüzde 25’i oranında nakit para alabilecek, geriye kalanı ise emekli maaşıyla yapılandırılacak.

“Bu ne demek oluyor” derseniz; ilk olarak, ne kadar yaşayacağımızın hesabını da yapmışlar, derim. Öte yandan ise aslında, var sandığımız kıdem tazminatımız hiç bir zaman olmayacak, derim. Bu ne demek? Şöyle ki, hükümet, senin paranı inkar etmiyor ama parayı sana da vermiyor. Yani para sana, kullanım hakkı ise başkasına ait. Böyle çelişkili bir durum. Hiç bir zaman kullanamayacağın paranın, varlığı ile yokluğu arasında ne fark var!

Şu şekilde bir örnek verebililiriz;

Diyelim ki, 20 yaşında işe başladınız ve 45 yaşına kadar çalışarak 25 senede emekliliğiniz için gerekli pirim gününüzü doldurdunuz. Emekliliğe hak kazanmanız için gerekli olan yaşı bekliyorsunuz. Artık çalışmak istemiyor, kıdem tazminatınızı alarak kendinize küçük bir iş yapmak ya da emeklilik yaşınız gelene kadar aldığınız kıdem tazminatının getirisi ile yaşamak istiyorsunuz. Yani en doğal ve yasal hakkınız olan hak ettiğiniz parayı kendinizce değerlendirmek istiyorsunuz ancak devlet bu hakkınıza ipotek koyarak müsade etmiyor.

3-) Peki kendi paranızı kullanmanıza ne zaman müsaade edilir? Ev almak istediğinizde ya da ağır hastalığa yakalanır iseniz bu paradan kısmen ödeme yapılabilir.

Bu da şu demek oluyor;

Hükumet size eğer kanser gibi bir ağır hastalığa yakalanır iseniz, her ne kadar çalıştığın zaman boyunca senden sigorta pirimi kesilmiş olsa da, resmen,“Ben senin hastalığının tedavi giderlerini karşılamam. Sana zaten emekli olduğunda kısmi bir para ödeyecektim, şimdi onu sana vereyim de git özel hastanede tedavi ol ki hem ortağım olan kapitalist sermaye senin kıdem tazminatından nasiplensin hem de bugüne kadar ödediğin sigorta piriminden ben nasiplenmiş olayım” diyor.

Kendi paranın sana verilmesinin bir diğer şartı ise bu paranla ev alman. Yani böylece devlet, dolaylı olarak yine kapitalist sermayeye hizmet şartı koyuyor. Öte taraftan her işçi için fonda toplanmak üzere, yılda 11 iş günü ücretini ödeme zorunluluğu getirdiği kapitalist sermayeye de, diyet borcunu ödemiş oluyor.

Görüldüğü gibi alın terimizin, emeğimizin yok edilmesi adına ne kadar kumpas varsa düzenleniyor.

4-) Kıdem tazminatı fonu ne anlama geliyor? Benim, fon kelimesini duyduğumda aklıma ilk gelen şey, yağmacılık ve emek gaspı oluyor. Hali hazırda, bir işsizlik fonumuz var ve burada biriken çok yüklü miktarda bir birikimin nasıl yağmalandığını, hesabının dahi verilmediğini hepimiz biliyoruz. Biraz daha geçmişe gidecek olursak, yoksul insanlar için oluşturulan, fakir-fukara fonunun da, aynı akıbete uğradığını; yoksullar için çıkartılan yeşil kart (ücretsiz sağlık hizmeti) uygulamasının amacını aşıp, mercedes marka otomobillere binenlere nasıl bu kartların peşkeş çekildiğini hepimiz gördük.

Kaldı ki, kıdem tazminatı fonu adıyla yağmalanacak olan emeğimizin miktarının, işsizlik fonunda biriken miktarın üç katı büyüklüğünde olacağı hesaplanıyor.

Peki işçinin emeğinden, alınterinden çalınan bu paralar nerelere harcanacak, nasıl yağmalanacak?

Bildiğiniz gibi, dış ilişkileri hiç de iyi olan bir ülke değiliz. Devamlı savaş tezkeresi çıkartır hale gelmiş durumdayız. BOP projesi adı altında, Yeni Osmanlıcılık ve Halifelik sevdası uğruna çıkartılan ve işçinin alın terini silahlanmaya harcayan hükümetin çıkarmış olduğu Suriye, Irak ve Libya tezkereleri, bu durumun en somut örnekleridir.

Bu gereksiz, maceraperest ve faşizan politik düşüncenin işçi sınıfına ödettiği bedel, açlık ve yoksulluktan başka hiçbir şey değildir. Bu şavaş tezkerelerine imza atan her bir vekil bizim nezdimizde emek sömürücüsüdür. Çünkü, bu durum hiçbir şekilde milli dava adı altında açıklanamaz.

Bir diğer durum ise, hükümetin, batmış olan ülke ekonomisinin üstünü en azından sıcak para temini ile, önümüzdeki yıllarda yapılacak olan seçimlere kadar kapatabilmektir.

Seçim sürecinde ise, belli kesimlere aktarılacak olan nakit para akışının da bu şekilde kaynağının teminatı sağlanmış olacaktır.

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak’ın, “Bütün paydaşların menfaatine olacak bir yol bulmaya çalışıyoruz” sözündeki içerik, kıdem tazminatımıza hükümetin ve kapitalist sermayenin ortak olduğunun açık ve net ifadesi değil midir?

Ayrıca, Türkiye İşverenler Sendikası Konfederasyonunun (TİSK), 26. Genel Kurul açılış konuşmasındaki, “Kıdem tazminatı, işveren için ağır bir yüktür, uluslararası rekabet gücünü zayıflatıyor” söylemlerinin içeriğine bakıldığında, kıdem tazminatımızın hepten yok edilme çabalarını net bir şekilde görmek mümkündür.

Sevgili arkadaşlar;

Netice itibarı ile, kapitalist sermayenin gözünde, fabrikalardaki irili-ufaklı makinalardan hiçbir farkımız kalmamıştır. Çocuklarımızın eğitim hakkı; sağlık, barınma, sosyal yaşam haklarımız elimizden alınmış, bütün değerlerimiz ayaklar altında çiğnenmektedir.

Bütün bunlar yaşanırken hükümet, ortağı olan kapitalist sermayeye bütün desteğini sunmakla kalmayıp, bir taraftan da kendisi, siyasi emelleri uğruna bizleri sıcak para kaynağı olarak görmekte ve savaşın, ekonomik krizin bütün mali yükünü, işçi sınıfının sırtına sarmaktadır.

Oysa bizler onlardan daha vatanseveriz; oysa, bu vatan topraklarının her karışında onlardan daha çok emeğimiz var ve daha çok hakka sahibiz.

Artık bir makina değil, bir canlı olduğumuzu, kendileri gibi her türlü yaşam hakkına sahip olduğumuzu; biz olmadan hiçbirinin var olamayacağını hatırlatmanın zamanı gelmiştir.

Eğer, sınıf bilinci ile hareket eder, saflarımızı sıklaştırırsak geleceğimizi kendimiz tayin eder ve kendimize aydınlık yarınlar yaratabiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.