KIDEM TAZMİNATIMIZ BÜYÜK TEHLİKE ALTINDA

0
1319

İnan Kaloğulları

İktidarın kıdem tazminatının gaspedilmesi konusundaki  ısrarı sürüyor. Bir süre önce “istihdam kalkanı” adını verdikleri ekonomik önlem paketi açıklanırken yine kıdem tazminatını gündeme getirdiler. Sinsi planlarla milyonlarca emekçinin en önemli hakkına göz dikmekten vazgeçmediklerini tekrar hatırlattılar. Ülkemizdeki çalışan insanların en önemli kazanımı olan kıdem tazminatı uzun yıllar boyunca sermaye çevresinin ve iktidarın sürekli gündeminde yer aldı. Bu konudaki ısrarları hiç bitmedi.

Uzun süre önce işsizlik sigortası gündeme geldiğinde patron örgütleri yıllık 30 gün üzerinden ödenen bu tazminatın 15 güne düşürülmesini önermişti. İktidar ise büyük tepki çekeceği için çalışanların bu birikimini doğrudan gaspetmek yerine zamanla el koymaya dönüşecek düzenlemeleri sürekli gündemde tuttu. Birkaç yıldır ise tazminatlarımızın fona devredilmesini cazip hale getirecek çeşitli arayışları hem sermaye çevresiyle hem de iktidar yanlısı sendikalarla ısrarcı şekilde sürdürüyorlar. Arkasında emek düşmanlığı barındıran bu diyaloğu ise tarafların uzlaşı arayışı ve sosyal diyalog olarak adlandırıyorlar.

Geçtiğimiz günlerde iş çevresi ile sendikaların bu sorunu kendi aralarında çözmesi gerektiğini söylediler. Sermayenin, iktidarın bu düzenlemesine karşı duyduğu küçük rahatsızlıkları bu yolla gidermek ve kıdem tazminatı gaspının önündeki engelleri kaldırmak istiyorlar. Asıl amaçları kıdem tazminatını tartışılır hale getirerek, hayata geçirilmesini kolaylaştırmak. Oysa emekçilerin kıdem tazminatını onların istediği biçimde tartışmaya açacak bir gündemi bugüne kadar hiç olmadı. Yapılmak istenen asıl şey çalışanların bu büyük kazanımını sermayeyi ve iktidarı rahatlatacak biçimde el birliği ile zamanla ortadan kaldırmak şeklinde.

Yıllardır ülkemizin ekonomik kaynakları acımasızca tüketilirken egemenlerin bir gözü de yeni gelir kaynakları yaratmak adına her zaman emekçilerin hakları ve birikimleri üzerinde oldu. Koronavirüs salgını koşullarında dahi can telaşı ve gelecek kaygısı içinde olan halkı, kamu kaynaklarından nasıl mahrum bıraktıklarını gördük. Milyonlarca çalışan işsizliğe ve açlığa terk edilirken halka ait olan kaynaklar ise yine sermayeye sunuldu.

Ticari hayatı canlı tutmak adına iş çevresine kamu kaynaklarından yararlanmaları için kısa çalışama ödeneği, ücretli izin ve çeşitli kredi alternatifleri gibi olanaklar sunulurken emekçilere ise çok zor şartlarda çalışmak ve yaşamak dayatıldı. Sermayenin bu fonlardan yararlanma olanakları salgın gerekçesiyle sürekli uzatılırken, emekçiler ise giderek dibe doğru itildi. İşsizlik arttı, yoksulluk ve çaresizlik sürekli yayıldı. Ülkemizde halka ait olan kaynaklar halka dönmüyor, çalışanların hayatı ise kölelerin efendilerine daha fazla tabi olacağı zorbaca bir yaşama dönüşüyor. Halkın perişanlığı yakıcı şekilde ortadayken sermayenin ayakta kalması öncelik olarak görülüyor.

Emekçiler izin verirse kıdem tazminatının geleceği bu defa büyük tehlike altında olacak. Çünkü bu birikim iktidarın ve sermayenin sıcak para arayışı için önemli bir kaynak olarak görülüyor. Ekonominin dibe doğru gidiyor olması ve halka ait olan kaynakların acımasızca tüketilmiş olması iktidarı sürekli yeni para arayışlarına itiyor.

AKP hükümeti iktidara geldiğinden bu yana, emekçilerin lehine olan bütün kazanımları ortadan kaldırmaya yönelik bir tutum içerisinde oldu. O hakları zamanla ortadan kaldıracak politikalar üretmeye özen gösterdiler. Sermaye çevresinin beklentileri çoğu zaman karşılanırken emekçilerin rahatsızlıklarını kontrol edecek araçları geliştirmeye de önem verdiler. Sendikaları, emek ve meslek örgütlerini kendilerine göre şekillendirerek emek alanındaki yıkım karşısında etkili sesler çıkmasının önüne geçmek için yoğun şekilde çabaladılar. Belirli açılardan başarılı görünüyor olsalar da emekçilerin bu kötü gidişe karşı açığa çıkmayan büyük bir tepkisi var.

Patron örgütleri bugüne kadar kıdem tazminatının varlığından sürekli yakındı. Çalışanların bu önemli hakkını sadece ekonomik bir yük olarak görmediler, ülkemizdeki emekçilerin ucuz ve daha fazla güvencesiz hale gelmesinin önündeki engellerden biri olarak da değerlendirdiler. Çünkü kıdem tazminatı çalışanların işten çıkartılmasını engelleyen caydırıcı bir etkiye sahip. Sermaye için bu durum daha fazla zenginleşmelerine neden olacak bir kaynak ve rekabet gücünün önündeki engellerden biri olarak da görülüyor. Patronlar, engellerin olmadığı ve her şeyin sınırsız şekilde onlara sunulduğu bir ülke ve direnemeyecek durumda olan işçi yığınları görmek istiyorlar. Ülkemizin kaynaklarını kendi malları olarak görüyor ve onları acımasız şekilde tüketmek istiyorlar.

Milyonlarca emekçi kıdem tazminatını bir birikim olarak görüyor ve bu birikim üzerine gelecek planları yapıyorlar. Birçok insan iş yerinde uğradığı türlü baskıya karşı işten ayrılmak yerine kıdem tazminatından olmamak için o baskılara göğüs germeyi tercih ediyor. Bu birikim emekçiler için büyük bir güvencedir. İktidar kamu fabrikalarını ve işletmelerini zaman içinde parça parça özelleştirerek, esnek çalışmanın, kiralık işçiliğin, güvencesizliğin ve köleliği andıran taşeron çalışma biçimlerinin önünü sınırsız şekilde açtı. Emekçiler için yıllara yayılan ve toparlanması zor bir yıkım yarattı. Şimdi ise kıdem tazminatını hedef almış durumdalar ve bu defa emekçiler için tehlike daha büyük görünüyor.

Emekçilerin en büyük talihsizliği sendikaların büyük çoğunluğunun AKP iktidarı ile uyumlu ilişkiler yürütüyor olmasıdır. Sendikalar halkın karşısında kıdem tazminatını “kırmızı çizgimizdir” şeklinde savunurken, bire bir görüşmelerde çok daha uyumlu ve kirli ilişkiler yürütülüyor. Onların “çiğnetmeyeceğiz” ,“izin vermeyeceğiz” dedikleri birçok kazanım yıllar boyunca onların varlığına rağmen çiğnendi ve hayata geçirildi.

Sendikaların, üye sayılarının artmasıyla övünürken emek alanındaki kazanımların gaspediliyor olmasına karşı etkili bir direnç göstermiyor olmaları emekçiler tarafından sorgulanabilmelidir. Birkaç ay önce Türk-İş başkanının asgari ücret konusunda açık olan mikrofona yanıysan konuşması iktidarla emek örgütleri arasındaki ilişkilerin bir yansımasıydı. Arka tarafta ise çok daha kötü ilişkiler yürütülüyor.

İktidarın “Tamamlayıcı Emeklilik Sistemi” olarak gündeme getirdiği düzenlemede 25 yaş altında olan ve 50 yaş üzerinde bulunan emekçilere esnek şekilde çalışma, yani kıdem ve ihbar tazminatından yararlanamayacakları bir çalışma yaşamı dayatılıyor.

Ortada henüz bir taslak olmadığı söylense de kıdem tazminatının gaspedilmesi planları arasında biri zorunlu diğeri de tercihe dayalı olduğu belirtilen iki seçenek bulunuyor. Dayatılan zorunlu seçenek içinde işçilerin yıllık 30 gün aldıkları kıdem ücretinin yaklaşık 11 günlük kısmı fona devrediliyor. Çalışanlar bu parayı birkaç zorunlu haller dışında emekli olana kadar çekemiyor. Evlenme, ilk ev alma ve ağır hastalık gibi durumlarda sadece bir kısmını çekebiliyorlar. 60 yaşından sonra ise fonda biriken paranın sadece yüzde 25’i çalışanlar tarafından alınabiliyorlar. Kalan 19 gün ise yine eski haliyle işverenin inisiyatifinde oluyor.

Tercihe dayalı olduğu söylenen diğer seçenekte ise yine bir zorunluluklar var. Bireysel Emeklilik Sisteminde olduğu gibi fon için kesilen para yatırılan oranda bu fondan çekilemeyecek, denetimi devlette olacak, sermaye ve devlet için para kaynağı olarak kullanılacak.

Kıdem tazminatını zamana yayarak ortadan kaldırmaya amaçlayan bu düzenlemeler emekçiler için büyük yıkım yaratacaktır. Çalışma hayatında giderek daha fazla güvencesiz bir ortam oluşturacak ve yıllardır geliştirilen sınırsız sömürüyü daha da derinleştirecekler. Halkın yaşadığı her zorlu süreçte emekçilerin haklarına dönük yeni saldırıların gelmesi maalesef gecikmiyor. Yoksulluk ve çaresizlik içinde yaşayan insanlara bir tekme daha vurmak egemenler için bir gelenek haline getirilmiş durumda. Çünkü onlar için sömürü ve zenginleşme böyle sağlanıyor. Yönetenler halkın üzerindeki ezme ezilme gerçekliğini bu şekilde sürdürüyorlar.

Emekçilerin örgütsüzlüğü ve birlikten yoksun olmaları bu durum için büyük bir fırsat yaratıyor. Emeğimize ve geleceğimize sahip çıkmak zorundayız. Kıdem tazminatı ülkemizin en önemli kazanımıdır. Emekçilerin birliğine ve dayanışmasına her zamankinden daha çok ihtiyacımız var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.