Kirli Savaştaki ‘Kutsal’ İttifak!

0
308

Adnan GENÇ

Amerika’nın güdümündeki 3. Dünya Ülkeleri halklarının çilesi bitmek bilmiyor. Her an her yerde süren savaş  ortamı ve bizden alıp gittikleri şeylelr. Öznel tarihimin ve talihimiz açısından, ömür boyu çektiğimiz ve tabii mücadele ettiğimiz bir çile: Nereden ve niye gelir de bizleri bulur? Elbette ki bin bir açıdan bakılabilecek bir meseleler yumağı. Baskının, hilenin, sahteciliğin ve insanların yaşama hakkını hiçe sayan çok yönlü girişimlerin test edildiği bir gezegen olurken; özellikle İslam toplumunun sıkıntıları; bizatihi, dinden çekmek yönünde olmuş… Para bir yandan, afyon (din)öbür yandan…

Mesele bu savaşın saflaşan taraflarının eylemliliğini ve gerekçelerini nesnel olarak tartışmak.. Aslolan bu… Amerika ve ittifaktaki güçlerin tarzlarını hem Türkiye basınından hem de Batılı medya yorumcuların nesnel yaklaşımlı yazılarından okuyoruz. Belirgin bir fikrimiz, tarihin acıtıcı öğreticiliği ışığında ne yazık ki var… Yayılmacı politikaların doğmalarına neden olan jeopolitik gerekçelendirmeleri yaşamımızdan biliyoruz. “Silah satalım şenlik olsun, petrole el koyalım bizim olsun” desturuyla hareket eden güçlerin asıl yüzlerini, hayatımızdan önemli değerler vererek hepimiz kendi nesnel tarihimiz içinde öğrenmiş olduk. Teröre son verilmeli çağrılarıyla savaş çığırtkanlığı yapanlara, terörün hangi etmenlerle doğduğunu iyi değerlendirmelerini anımsatarak Türkiye için odaklanmak gerekli… İslam ülkesinde yaşamanın sorumluluklarını, öğrenmemiz ve unutmamamız gerekenleri, siyasal islamın iktidarı üzerine odaklanmanın zamanıdır diye düşünüyorum…

Şiddetsever olmak…

“Allah ve peygamberleriyle savaşanların ve yeryüzünde bozgunculukla uğraşanların cezası öldürülmek veya asılmak yahut çapraz olarak el ve ayakları kesilmek ya da yerlerinden sürülmektir. Bu, onlara dünyada bir rezilliktir. Onlar için ahirette de büyük azap vardır…(Maide Suresi, 33. Ayet)”. Alıntı ürkütücü. İslamın cevaz vermesi, radikalin de kendini meşru kılacak yorumlarla iktidarını kanla tutabilmesine kutsal mahreç! İşte, isteyenin aklına geleni fikir sanarak diğerine zulmü dayatacağı kutsal ittifak! Dayanağını kitaptan, ödülünü de ahirete bırakmadan bugünden alan islami politikacılar, dünyanın her noktasında iddialarını her yolla dile getirmeye çalışıyor. Mubah (geçerli) saydığı yollarla takiye (aldatma) yapmaktan çekinmediği politikaları ile açık/gizli örgütlenmesini ve eylemini sürdürüyor.

Türkiye’de (zamanında çok kez) DGM’lik olmuş bir konu: Ilımlılık kisvesiyle nesnel aydını bile kandıran islami liderlerden “Milli Görüş”çü Erbakan’ın, “İktidara geleceğiz. Bu kanla mı olacak, kansız mı olacak, herkes görecek…” yollu açıklamaları mahkemelik(ti). Herkes anımsıyor olmalı. Aslında biraz da hamaset kokan bir şiir okuduğunu sanan ve hayatının değiştiğini süreç içinde gözlemleyen, gene İslamcı liderlerden Recep T. Erdoğan da, “Minare ve tüfek” arasında metaforik bir ilişki kurarak cahil kitlelerin aklını çelmeye çalışmamış mıydı?

Yeter ki, iktidar ol!… 

“Müşrikleri -kendini/politikalarını- nerede bulursanız öldürün (Tevbe Süresi 5. Ayet)…”  Yok etmeyi önceleyen ve böyle bir iktidarı sürdürme emelini baştan belli eden anlayış… 

Dünyaca ünlü yazar Aziz Nesin’in yıllar önce Sivas”ta gericiler tarafından “kışkırtıcı” değerlendirmesiyle kaldığı otele saldırılmadı mı? Otelde Nesin gibi sadece kendilerini “şeriatın ateşinden” korumak için canlarını savunmaya çalışan 37 aydın insan ateşe boğulmadı mı? Hepsi, kendinden olmayana yaşam hakkı tanımamaya ilişkin saldırgan felsefe nedeniyle oldu… Egemen olamayınca yak! Egemen olunca da yak! Politik islamın çerçevesini çizdiği hiç bir devlet, hükümet, koalisyon, parti, vakıf, dernek ya da cemaat manifestosu yok ki, kitabına uydurarak şiddeti uygulamasın ve/veya kalıcılaştırmasın. Muradı kendi gibi olanı baskı altına almak, olmayanlara ise bu dünyada zulmü ‘müstahak’görmek… 

Batı zail oldu…

Kendini din adına her türlü insanlık suçu eylemi yapmaya hak gören ve hukuki dayanağı İslam’da bulduğunu savunan şeriat yanlıları, yıllalr önce (11 Eylül’de) DTM’ye, güya saldırarak ABD politikalarını yargılamış oldu!. Benzeri hukuki yaptırımı, hükümet oldukları her ülkede uygulaya gelmiyorlar mı? 35 yıldır savaş koşullarını soluyan Afgan halkı, Rusya’nın çekilmesinden sonra; bir dizi yaptırımı günlük yaşamında görmedi mi? Denim kumaştan yapılma pantolon giymekten, müzik dinlemeye, radyo ve tv izlemekten, kadınların yalnız yürümeleri veya örneğin yüksek sesle konuşmalarına kadar binlerce “düzenleyici” kuralı, din adına kurumlaştırmaya çalışmadılar mı? Afgan halkı ne de çok yönlü zulüm yaşıyor, yıllardır. Biriken deney ve görgünün Filipinler’den Malezya’ya, Sudan’dan İran’a, giderek Ürdün’e ve Türkiye’ye taşınmayacağını kim söyleyebilir? Hizbullah’ın Türkiye kanadı din adına Allah askerliğine soyunup, yüzlerce insanın; ellerini ve ayaklarını çapraz bağlayarak, çoğunu da diri diri toprağın altına gömerek öldürmediler mi? Hep, din adına! Hurafe ile gerçek, naif inanç ile saplantılar, ders alamayanların bilinçlerinde bulanıklık yaratıyor ve sonuçlarını demokratik dünya özlemi çekiyor.

Not: Ucu bucağı olmayan bir konu için; daldan dala atlayarak, ancak bu kadarını bir makaleye sığdırdırdım. İyi okumalar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.