Koronavirüs aşısını geliştiren şirketin kirli sicili: Yasadışı deneylerde çocuk öldüren bir aşı ve ilaç tekelinin hikayesi (*)

0
336

Serkan Üstün

Önceki gün coşkulu başlıklar ve müjdeler eşliğinde bir haber yayımlandı. Amerikan ilaç şirketi Pfizer ile Alman biyoteknoloji firması BioNTech’in yeni tip koronavirüse karşı geliştirmekte olduğu potansiyel aşının virüse karşı yüzde 90’dan fazla etkili olduğu bildirildi. Şirketler tarafından yapılan ortak açıklamada, Kovid-19’a karşı BNT162b1 adlı aşı adayının yüzde 90’dan fazla etkili olduğu belirtildi.

Amerikan seçimlerinde sonucun ilan edilmesinin hemen ardından gelen haber, bu iki şirketin borsadaki hisselerinde ciddi bir hareketlenmeye yol açtı. Aşı duyurusunun ardından Pfizer’in borsadaki hisseleri bir günde yüzde 15 değer kazanırken BioNTech hisseleri tam yüzde 24,4 arttı. Yani bu iki şirket insan sağlığı üzerine yaptığı tek bir açıklama ile sadece borsadaki kağıtlar üzerinden bir günde milyarlarca dolar kazandı.

Ayrıca şirketlerin ABD ile yaptığı anlaşmaya göre bir doz aşının 19,5 dolar (bugünkü kurla 159 TL) olacağı ifade edildi. Pfizer, aşının ön siparişleri için ABD hükümeti ile Temmuz ayında 1,95 milyar dolarlık anlaşma imzalamıştı.

Türk medyasında aşının bulunmasına ve şirketlere ilişkin haberler daha çok BioNTech’in Türk CEO’su ve onun ‘gururlandıran başarısı’ üzerinden görüldü. Pfizer’e ise pek değinilmedi.

Ancak ünlü ilaç tekellerinden Pfizer’le ilgili internetteki açık bilgiler üzerinden ufak bir araştırma yaptığımızda şirketin insan sağlığı üzerinden işlediği suçların oluşturduğu dosyaların epey kabarık olduğunu görüyoruz. Bu şirketin Wikileaks raporlarına da yansıyan ve mahkemece tespit edildiği üzere, Afrika’da çocuklar üzerinde ölümle sonuçlanan gizli deneyler yapmaktan tutun da aşıların patentlerini alıp haksız tekel gücü üzerinden milyarlarca dolar lira servet edinmeye giden epey kirli bir sicilleri olduğunu söyleyebiliriz.

BİR PİYASA DEVİ

Aşıyı bulan şirket olarak tanıtılan Pfizer 1849 yılında ABD’de kuruldu. Pfizer, Türkiye faaliyetlerine ise 1957’de başladı. Johnson & Johnson’dan sonra dünyanın en büyük ikinci ilaç şirketi. Johnson & Johnson’un kozmetik ürünleri de ürettiği hesaba katılırsa, Pfizer sadece ilaç sektörü baz alındığında dünyanın en büyük şirketi olarak değerlendirilebilir. Şirketin yıllık kârı 50 milyar dolar civarında.[1] Lyrica, Tygacil, Viagra gibi popüler ilaçların yanında piyasada en çok bilinen antidepresanlar dahil olmak üzere pek çok ilaç üretiyor. Pfizer’in kendi sitesindeki ürün yelpazesine göre şirket, Türkiye pazarında toplam 88 farklı ilaçla bulunuyor.

Buradaki konumuz tabi ki şirketin ticaret sicili değil. Yukarıdaki özeti sunma sebebimiz; bir ilaç tekelinin insan sağlığı üzerinden nasıl büyük bir servet edinebildiğini göstermek.

İnsanların sağlığı üzerinden milyarlarca dolar kazanan bu firmaların aşı üretimi sürecinde sistem tarafından bir kahraman olarak pazarlandığını görüyoruz. Ancak ufak bir internet araştırmasında bile görülüyor ki; bu şirketler çoğu zaman bir silah firmasından bile daha gayrı ahlaki hareket ediyor.

AŞI TEKELİ PFİZER

Sağlık tüm dünyada her geçen gün daha da piyasalaşıyor. Sağlık malzemelerini ve bilgisini elinde tutanlar piyasanın vahşi koşulları içerisinde tekel gücü kazanıyor ve fiyatlandırma, satış gibi konularda serbest piyasa içerisinde adeta at koşturuyor. Bunu da ne devletler ne de Dünya Sağlık Örgütü denetliyor. Düşünün; insanların en çaresiz olduğu, bilginin (uzmanlık gerektiren bir konu olması dolayısıyla) dünya üzerindeki sınırlı sayıda insanda bulunduğu bir alan olan sağlık sektöründe devletin ve uluslararası örgütlerin her türlü denetiminden bağımsız, olağan serbest piyasa koşulları içerisinde şirketler at koşturuyor ve çaresizce tedavi, aşı, ilaç bekleyen milyarlarca yoksul, iyileşebilmek için bir avuç zenginin ağzının içine bakıyor. Üzerine düşünce bir distopya gibi geliyor ama olan biten gerçeğin ta kendisi.

Pfizer de bu ‘disyopya’nın içindeki en vahşi aktörlerden birisi. Örneğin; Pfizer, uzun süredir bazı ülkelerde zatürre (PCV) aşısını tekeline almış durumda. Sınır Tanımayan Doktorlar (MSF) da zatürre aşısı konusunda bu şirketle 2017’den beri adeta bir savaş halinde.

Sınır Tanımayan Doktorlar’ın 2018’de yaptığı bir açıklamaya göre, “Bir çocuğu Dünya Sağlık Örgütü’nün önerdiği bütün aşıları yaparak hastalıklardan korumak 17 yıl öncesine oranla 68 kat daha pahalı.” Bu da büyük ölçüde tek bir zatürre aşısının fiyatından kaynaklanıyor. O aşıyı da tahmin edileceği gibi Pfizer üretiyor. Örneğin; Güney Afrika, tüm aşılama bütçesinin yüzde 30’unu zatürre aşısı için harcamak zorunda. Çünkü aşı çok pahalı. (O dönem aşının 3 doz halinde uygulanması gereken Pfizer’in aşısı doz başına yaklaşık 59 dolardan, GSK’nın aşısı ise doz başına yaklaşık 28 dolardan satılıyordu)

MSF’ye göre, şirketin haksız yere edindiği patent, Hindistan’daki aşı üreticilerinin 2026’ya kadar PCV13 zatürre aşısı üretmesine ve satmasına engel olacak nitelikte. Bu da günde 2.500 çocuğun ölümüne neden olan zatürreye karşı sayısız çocuğun korunmasız kalacağı anlamına geliyor.

Yine MSF açıklamasından öğreniyoruz ki, zatürre aşısı üreten sadece iki şirket var. Aşılar, Pfizer’in ürettiği PCV13 ve GlaxoSmithKline’nın ürettiği PCV10’dan ibaret. Ayrıca Pfizer’ın PCV13 zatürre aşısı patentine karşı Güney Kore’de bazı ihtilaflar mevcut.[2]

2019’da Bill & Melinda Gates Vakfı’nın (kim bilir hangi politik ve ekonomik ajanda doğrultusunda) finanse ettiği Hindistan Serum Enstitüsü’nın ucuz fiyatlı aşıya patent alması ile bu sorun kısmen de olsa çözülmüş oldu. Ancak Pfizer, tekel gücünü koruduğu yıllarda zaten parayı vurmuştu. Pfizer ve GlaxoSmithKline son 10 yıl içinde bu aşının satışından toplam 50 milyon doların üzerinde kâr etti ve buradan aslan payını Pfizer aldı. MSF’nin açıklamasına göre, bugün tüm dünyada, yüksek fiyatlar nedeniyle zatürre aşısı olamayan 55 milyon çocuk var. Ve bu şirketler bu çaresiz çocuklar üzerinden milyonlarca dolar haksız kazanç elde etmekten geri durmuyor. İnsan gerçekten bu ilaç şirketi CEO’larının gece başlarını yastığa koyduklarında rahat uyuyup uyumadıklarını merak ediyor.

Tüm bunlardan sonra insanın aklına, şirketin ülkelerde koronavirüs aşılarını nasıl patentleyeceğine ve bu aşıyı nasıl adil bir biçimde dağıtacağına dair gibi pek çok soru da geliyor.

PFİZERİN İŞLEDİĞİ SUÇLAR

Buraya kadar olan kısım için; “Pfizer ticari bir işletme. Serbest piyasa kuralları içerisinde maksimum kâr güdüsüyle hareket etmiş. Ne var bunda?” denilebilir. Doğrudur. Parayı toplum sağlığının önüne koyabilecek tıynette çok fazla insan var ortalıkta. Bir ahlaksızlık çukuru içerisinden gelen bu argümana verilebilecek bir cevap yok zaten. Ancak, Pfizer’in icraatları bunlarla sınırlı kalsa yine iyi.

2010 yılında Wikileaks tarafından yayımlanan ABD Büyükelçiliklerine ait gizli belgelerde, Pfizer’ın bir ilaç deneyi ile ilgili, Nijerya’da aleyhine açılan davayı geri çekmesi için başsavcıya komplo kurduğu ortaya çıkmıştı.

Olayın hikayesi[3] ise şöyle:

1996 yılında Nijerya’nın yoksul eyaletlerinden olan Kano’da beklenmedik bir menenjit salgını ortaya çıkınca Pfizer bölgeye doktorlarını göndermeye karar verdi. Pfizer doktorları, 11 bin kişinin öldüğü salgının zirve yaptığı sırada Nijerya’ya ulaşmıştı. O sırada şirket Trovan adlı bir ilaç üzerinde çalışıyor ve bu ilaçtan satış rekorları bekliyordu. Bu ilacı Ceftriaxone adlı ilaçla birlikte Nijerya’daki salgın sırasında seçtikleri 200 çocuğa verdiler.

Bu tedavi sırasında 11 çocuk kaybetti. Hayatta kalanların pek çoğunda da organ yetmezliği, beyin hasarı gibi ciddi yan etkiler ortaya çıktı. Pfizer’se iki hafta sonra tası tarağı toplayıp Nijerya’dan ayrıldı. Şirket, Trovan nedeniyle yalnızca beş çocuğun öldüğünü iddia etti. Pfizer, bu noktada ilacın başarılı olduğunu, ilacın deneysel bir kullanımda olduğu için ölümlerin doğal olduğunu savundu. Ancak daha sonra orta çıktı ki, çocukların ailelerine ilacın deneme aşamasında olduğuna dair bir bilgi verilmemiş ve onlardan herhangi bir onay alınmamıştı. Önce şirket deneyin onaylı ve izinli olduğunu savundu. Aileler bunu kati surette reddediyordu. Pfizer, önce Kano etik komitesi tarafından yazılan bir mektup sundu ancak bu mektubun sahte olduğu anlaşıldı. Sonrasında ilaç AB’de yasaklandı ve ABD’de satıştan çekildi. Tabi bu olayı ortaya çıkan doktor da şirketten gerekçesiz bir şekilde kovuldu.

Tüm bu yaşananlardan sonra şirket Kano eyaletine 75 milyon dolar ödemeyi kabul etti. Olayın kapandığı düşünülüyordu. Ta ki Wikileaks ABD büyükelçiliklerinin belgelerini sızdırana kadar.

Bu belgelerde ortaya çıktı ki; Pfizer, Kano eyaletine yapacağı 75 milyon dolarlık ödemeyi kabul etse de federal hükümete herhangi bir ödeme yapmak istememiş ve bunu engellemek için epey fantastik bir yol seçmiş. Kendilerini soruşturan savcının yolsuzluklarını araştırması için bir dedektif tutmuşlar. Hollywood senaryosu gibi ama tamamen gerçek. Wikileaks’in ortaya çıkardığı belgelerden savcıya yönelik baskı ve tehditlerin bir soruşturma evresine geçtiği anlaşılıyor. Şirketin amacı savcıyı yıldırıp davadan vazgeçirmek. Bu komplonun toplantıları da Amerikan Büyükelçiliği’nde ABD’li diplomatlarla birlikte yapılmış. Yani ABD, bir şirketin ailelere ödeyeceği üç kuruşu kurtarmak için dışişleri yetkililerini seferber edip yerel bir savcıya komplo kurdurmuş.[4]

Tüm bu rezilliklerin ortalığa dökülmesinin ardından 2011 yılında şirket ailelere 175’er bin dolar ödeme yapmayı kabul etti. Yani çocukların ölümünden tam 15 yıl sonra şirket 11 aileye 175’er bin dolar ödeyip konuyu kapattı. Konu ile ilgili herhangi bir ceza davası açılmadı. Kimse hapse girmedi.

Yukarıda anlattıklarımız sadece buzdağının görünen yüzü. Yoksul halkların çaresizliğinden yararlanıp onlar üzerinde izinsiz deneyler yapan ve tekel güçlerini kullanarak insan sağlığı üzerinden fahiş kârlar elde eden şirketlerin toplum sağlığını umursadığına dair herhangi bir kanıt sunmak imkansız görünüyor. Sermayenin insanların en çaresiz anlarında bile bu kadar vahşice davrandığı bir sistemde bu şirketler hala medya tarafından insanlığın kurtarıcısı olarak pazarlanmaya devam ediyor. Bize düşen de bütün bu rezilliği ifşa etmek. Yoksul halkı tüm bu gözü dönmüş insanların elinden kurtarmak içinse tek çözüm; bilgi üretiminin kamusallaştığı, bilginin toplum yararına üretildiği ve tedavilerin eşit bir şekilde herkes için ücretsiz uygulandığı bir sağlık sistemi.

NOTLAR

1- Dünyanın en büyük ilaç firmaları ve yıllık gelirleri:https://tr.euronews.com/2020/06/07/dunyanin-en-buyuk-10-ilac-firmas-hangileri-yillik-gelirleri-ne-kadar

2- MSF’nin Pfizer tekeline karşı yürüttüğü mücadelenin ayrıntılarına buradan ulaşılabilir: http://sinirtanimayandoktorlar.org/tag/pfizer/

3- Nijerya Kano’daki olayın detayları
https://www.independent.co.uk/news/world/africa/pfizer-to-pay-16350m-after-deaths-of-nigerian-children-in-drug-trial-experiment-1663402.html

4- Wikileaks sızıntılarının detayı:
https://www.theguardian.com/business/2010/dec/09/wikileaks-cables-pfizer-nigeria#history-link-box

(*) Serkan Üstün’ün bu yazısı “politikyol” adlı siteden alınmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.