KORONAVİRÜS VE EMEKÇİ KIYIMI

0
900

İnan Kaloğulları

Koronavirüs salgını nedeniyle emek alanında çok sayıda hak gaspına ve zorbalığa tanık oluyoruz. Çalışanlara her zaman olduğu gibi yine ekonomik yıkım, işsizlik ve adaletsizlik dayatılıyor.

Günlerdir telaş içinde sevdiklerini ve kendilerini korumaya çalışan insanlar diğer yandan işten çıkartmalar, fazla çalıştırma, ücret kesintileri, sağlıksız koşullarda çalışmaya zorlanma gibi sayısız dayatmayla ve hak gaspları ile karşı karşıya kalıyorlar. Virüs salgını ve yarattığı panik arttığı için çalışanların karşılaştığı bu zorluklar daha da aratacak gibi görünüyor.

Virüs salgını insanların psikolojisinde olumsuzluk olarak büyük etki yaratırken, herkesi ailesi ve sevdikleri için daha kaygılı hale getirdi. Çalışmak zorunda kalan, çalışmakla işten çıkma seçeneği arasında sıkışıp kalan insanların karşılaştığı zorlukları hem çevremizden tanık oluyoruz hem de kimi haberlerden sürekli öğreniyoruz. 

Ülkemizde çalıştığı alanda kendisini korumak için önlem almaya çalışan fakat iş yeri izin vermediği için çaresizce çalışmak zorun kalan on binlerce insan var. Önlem alınsa bile çalışma ortamının sağlıklı koşullara uygun olmaması ise ayrı bir gerilim konusu. Birkaç gün önce 26 bin çalışanı olduğu söylenen Migros marketler zinciri yöneticilerinin çalışanlarına eldiven ve maske takmayı yasakladığı haberlerini okuduk. Kasalarda ya da reyonlarda binlerce insanla ve ürünle temas eden işçiler orada nasıl bir ruh hali ile çalışıyorlar acaba? Böylesi durumlar karşısında çalışanlar kendilerini korumak için işten çıkmak gibi seçenekleri tercih etmek zorunda kalabiliyorlar.    

Dışarı çıkmayınca ve herhangi bir şeye temas etmeyince şanslı sayılıyorsunuz ama özellikle bazı çalışma alanlarında bu pek mümkün olmuyor.  

Depo çalışanlarının çok kötü koşullarda ve büyük iş yükü altında çalıştığını birkaç gündür sürekli duyuyoruz. Depo çalışanları gelen yoğun siparişleri karşılamak için önlem almadan geç saatlere kadar çalıştırılıyorlar. Maske kullanmak ve eldiven takmak virüs salgınından korunmak için bir önlem olarak düşünülebilir fakat birçok çalışma alanında bu basit bir önlem olarak kalıyor. Depo çalışanlarının büyük çoğunluğu duş alabilecek ve rahat şekilde yemek yiyecek olanaklardan yoksun şekilde çalıştırılıyorlar.

Bazı büyük işletmelerden küçük kafelere kadar birçok iş yeri şuan önlem amacıyla kapatılmış durumdalar. Buralarda çalışanların bir kısmı işten çıkartılırken çoğu çalışan ise ücretsiz izne çıkartılıyor. Birkaç gündür bu tarz haberlerle daha sık karşılaşıyoruz. Emekçi insanlar büyük bir gerilimle karşı karşıya kaldılar. 

Ülkemizdeki çalışma alanları sadece kamudan ibaret değil maalesef. Milyonlarca insan özel sektörde ve güvencesiz koşullarda çalıştırılıyorlar. Bu insanların büyük çoğunluğu bir yandan virüs salgınından korunmaya çalışırken diğer taraftan işsiz kalmakla ve ücretsiz izne çıkartılmakla yüz yüzeler. 

Bir süredir büyük küçük birçok firmanın koronavirüs salgını nedeniyle işlerini durduğunu duyuyoruz. Büyük firmalar, otel zincirleri, liman işletmeleri, turizm firmaları, büyük mağazalar ve küçük iş yerlerinin birçoğu salgın nedeniyle ya tamamen kapandı ya da çok az işçi çalıştırarak devam ediyorlar. Büyük alışveriş merkezlerinin de yakında kapanacağı söyleniyor. Resmi kayıtlara göre 150 bin civarı firma ve işletme virüs salgınına karşı önlem olarak tamamen kapatılmış durumda. Devam edenlerin birçoğu ise az sayıda çalışanla üretime devam ediyorlar. Bu iş yerlerinden kaç işçinin işten çıkartıldığı henüz bilinmiyor. Her gün yeni toplu işten çıkartılma haberleri geliyor. Emek alanında yaşanan zorbalık ve yıkım maalesef koronavirüs paniğinin gölgesinde kalıyor. Emekçiler ve halk arasında intiharlara dönüşen çaresizlik, çalışanların ayaklar altında ezilmesiyle giderek daha fazla derinleştiriliyor.

Salgına karşı korunmak amacıyla kamu alanında engelli, hamile ve kronik rahatsızlığı bulunan ve 60 yaşını aşan çalışanlara birkaç gün önce 12 gün ücretli izin verildi. Okul öncesi ve ilköğretimde çocuğu bulunan kamu çalışanı anneler aynı şekilde izinli sayıldılar. Sağlık alanında ise organ nakli ve kanser hastalığı gibi çok kritik sağlık sorunu olanların dışındaki çalışanlar bu uygulamanın dışında tutuldular. Sağlık Bakanlığı evlilik, ölüm, refakat ve doğum şartları dışında sağlık çalışanlarının izinlerini kaldırdığını açıklamıştı. Sağlık alanı dışında verilen izinler ise özel sektörü kapsamayacak biçimde sadece kamuda çalışanlar için uygulandı.

Tehlikenin artmasıyla birlikte özel sektörde çalışan milyonlarca insan güvencesizlik içinde büyük bir sağlık ve işsizlik kıyımıyla karşı karşıya kaldılar. Uzmanlara göre virüs salgınına karşı alınabilecek en önemli önlemin, kronik rahatsızlığı bulunan, yaş ve sağlık sorunları nedeniyle bağışıklık sistemi zayıf olanların bu riskten olabildiğince uzak tutulmaları olarak belirtiliyor. Bu durum özel sektörde çoğunlukla göz ardı edildiği için çalışanlar şuan işverenlerin insafına terk edilmiş durumdalar.

Az insanla temas kurmak, kalabalıktan uzak kalmak ve sürekli dezenfektan kullanmak çalışan insanlar için bu büyük riski ortadan kaldırmıyor.

Fabrikalarda, inşaat alanlarında, plazalarda, marketlerde, temizlik, ulaşım, depolama gibi birçok alanda ve üretime devam eden birçok iş yerinde insanlar genelde basit yollarla korunmaya çalışıyorlar. Meslek örgütleri kimi yerlerde koruma önlemlerinin doğru düzgün alınmadığını sık sık belirtiyorlar. 

Her yıl binleri aşan işçi ölümleri üzerine kurulu olan işçi sağlığı ve iş güvenliği politikasının olumsuz yanı, koronavirüs salgını karşısında varlığını acı şekilde hissettiriyor. Şimdiden yüz binlerce insanın işinden edilecek olması bu yıkımın diğer korkunç yanını oluşturuyor.   

Koronavirüs karşısında alındığı söylenen önlemlerin çoğu daha çok piyasanın ekonomik taleplerini karşılamaya dönük ve ticari hayatı canlı tutma hedefi olduğu düşünülen önlemler. Açıklanan tedbirlerin birkaçı insan sağlığını vurgulayan içerik taşısa da büyük çoğunluğu piyasaya dönük mali önlemler olduğu görülüyor. Açıklanan tedbirler arasında mütahitleri ve bankaları sevindiren, ev almak için kredi çekmeyi kolaylaştıran “ekonomik tedbir” bile yer aldı. Görünen o ki şirketlerin bu sıkışıklıktan olabildiğince az etkilenmesi isteniyor. İşsiz kalan, ücretsiz izne çıkartılan, kaygı ve korku içinde büyük gerilimler yaşayan insanların hayatlarını bu koşullar altında nasıl sürdürebileceklerini her zaman ki gibi pek umursamıyorlar. 

Emeklilerin bayram ikramiyelerinin Nisan ayı başında verilmesi ve en düşük emekli maaşının 1500 TL ye çıkartılması aynı açıklamada müjdeli bir haber olarak verilmişti. Kısa çalışma ödeneği ise ücretsiz izne çıkartılan ve işverenin insafına terk edilen işçiler için küçük bir önlem olarak öne çıktı. 

Açıklanan tedbirlerin büyük çoğunluğunun sermayenin kaygılarını gidermeyi amaçladığı anlaşılıyor. İşçiye verilen değer “İşvereni yaşat ki işçi de yaşasın” anlayışının ötesinde değil. Yangından ilk kurtarılacak kişiler olarak yine işverenleri görüyorlar. Bu politikalar ile milyonlarca çalışanı büyük bir yıkım ile karşı karşıya bırakacakları görülüyor. 

Ezilen insanlar maalesef ülkemizin her zaman sorunlarına çözüm üretilmeyen, dışlanan insanları oldular. Aynı gemideyiz sözleri sıklıkla bir aldatılma ifadesi olarak kullanıldı. Bu geminin en çaresiz insanları neden hep emekçi insanlar olmak zorunda? Her felakette olduğu gibi koronavirüs salgınında da dayanışmanın ve birliğin önemi görme şansımız oldu. Emekten yana, dayanışmacı ve sorgulayan insan ilişkilerini geliştirmeye daha fazla ihtiyacımız var.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.