Koronayla bir mücadele tecrübesi ve hayatın özü

0
1266

Hamza Yalçın

Korona bize de uğradı. Kötü zamanımda yakaladı. Hastalığı nereden kaptığımı tam bilemiyorum. Almanya’ya kısa süreli seyahatimde fazla uykusuzluk, yorgunluk ve stres içindeydim. Dönüşümden 10 gün sonra, 22 Ekim’de korona endişesiyle muayeneye gittim. Bölge hastanesinin girişinde biraz bekletildim. Sonra hastane önündeki çadırda numune aldılar. Ertesi gün arayıp korona olduğumu söylediler.

İsveç’te maske takmayız. Maskeyi ilk kez o seyahatte, uçakta taktım. İlk kez o seyahatten sonra korona olduğum teşhisini aldım.

Hastalık iki-üç gün içinde geçecekmiş görünüyordu. Ne var ki o, vücuttan geri çekiliyor ve ardından her seferinde daha ağır bir saldırıyla geliyordu.

Koku ve tat almam çok zayıfladı. Yemek yiyemez, su içemez hale geldim. Giderek bir şey okuyup yazamadım. Telefonda dahi konuşamadım. Günlerim sıfır faaliyetle geçti. Çalışma ve yoğunlaşma gücümü kaybettim. Gecelerim ise, çoğunlukla kabus şeklindeki “yoğun politik faaliyetle” sürdü.

Başlarda vücut ağrıları canımı yakıyordu. Kemiklerim, eklemlerim ağrıyor, derim yüzülmüş ya da haşlanmış gibi acı veriyordu. Vücutta derman yoktu. Başım çatlıyordu. İki saatte bir 1000 mg Panodil alıyordum. Midem allak-bullak olmuştu. En kötüsü ise, dünyamın duygu bakımından adeta zifiri karanlık bir hale gelmiş olmasıydı. Giderek eklem ve vücut ağrıları çekildiler ve baş ağrısı ile dermansızlık hüküm süremeye devam etti. İnsanın sırf kendi kendisiyle meşgul olmasından daha kötü bir durum düşünemiyorum. Üzerime yerleşen kötümserlik olduğu gibi devam etti. Okumaya, yazmaya, dinlemeye dermanım yoktu. Dikkatimi toplayamıyordum. Özellikle geceleri sefil bir ölümle baş başaydım.

Böyle zamanlarda insanın hayatı gözünün önünden geçiyor. Pişmanlıkları tam yanı başında beliriyor: Mücadelede ne çok hata yapmışım! Rüyamda karşıma çıkan hatalarım ve üzüntülerim, özellikle birisi, uyanmamla gitmiyor. Rüya bitiyor, o gözümün önünde capcanlı yaşamaya ve beni üzmeye devam ediyor.

Türkiye’ye gidememenin acısını 22 yıldır içten içe hep bastırdığımın farkındaydım. İsveç de benim yurdum ve bunu gönülden hissediyorum. Ama yeni bir yurt edinmek beni Türkiye’den vazgeçiremediği gibi belki de tam tersi oluyor. Türkiye, oraya gidemeyeceğimiz kadar elimizden alınmış durumda. “Bu memleket bizim” duygusuyla yetişmiş bizim formasyondaki insanlar için çok ağır bir durum. Yıllardır bastırdığım ülke hasreti zayıflamamdan yararlanarak duygularımı kaplıyor. Bana iki saatlik araba mesafesindeki bir bölgede annesiyle yaşayan 17 yaşındaki oğlumu telefonla arıyorum. Zayıf Türkçesiyle beni anlayabilmesi için tane tane konuşuyorum: “Korona oldum, kurtulacağım bundan ama ileride öldüğümde…”

Devam edemiyorum. Yazarak devam ediyorum: “İleride yaşlanıp öldüğümde beni Türkiye’ye götür, evladım olarak yanımda ol, orada defnet ve sonra tekrar İsveç’e dönersin” diyorum. “Cenazeni mi?” diye yazıyor İsveççe. Türkiye’yi henüz hiç görmedi. “Evet” diye Türkçe cevap yazıyorum. “Tamam” diye Türkçe yanıtlıyor.

30 Ekim Cuma’yı Cumartesi’ne bağlayan gece kalbimdeki basınç ve başımın ağrısı çok sıkıştırınca Acil Servis’e gidiyorum. Orada inceden inceye muayene ediyorlar. Geceyi geçirdiğim odada, yaşadığım güvenlik duygusu endişemi azaltıyor. Personelin samimi, aktif çabasını görüyor ve hayranlık duyuyorsun. İsveç halkının genelindeki güçlü yurt sevgisini ve dürüstlüğü hep taktir etmişimdir. “Vücuttaki Covid-19 iltihabı seni bu duruma getiriyor. Aldığımız sonuçlar endişe verici görünmüyor. Bir sorun hissettiğinde gene ara” diyorlar.

Eve döndüğümde moralliyim. Gündüz o moralle devam ediyoruz. Bela, akşamın inmesiyle tekrar üzerime çullanıyor. Geceleri direnme azmim düşük bir şekilde ölümle başbaşayız. Pisi pisine ölüm gözümün önünde, yanıbaşımda ve tepemde duruyor.

Aslında çocukluğumdan beri ölüm riskine uzak bir insan olmadım. Hatta Türkiye’de 1970’li, 80’li ve 90’lı yıllarındaki mücadelede ölümle genellikle çok yakın yaşadım. Aradan geçen uzun zaman içinde muhtemelen eski anıların sevimsizliği, beni üzmeyecek, rahatsız etmeyecek ve hatta mutluluk duyacağım yönde yeniden kurgulanmıştır. Geçmişi anlatarak yaşamaktan kaçınmışımdır ama o dönemdeki direnişimizle çok gurur duyarım. Yakın arkadaşlarımızın içimizi parçalayan ölüm haberleri ve işkenceler vb. dahil, hiçbirinde ölümü bu kadar sevimsiz, kendimi bu kadar aciz hatırlamıyorum. Çektiğimiz sıkıntıların, mücadelenin, direnişin net bir anlamı vardı. Haklı bir davayı zalimlere meydan okuyarak savunduğumuz duygusu bize kuvvet veriyordu. O günleri Yaşar Kemal’in Zülfü Livaneli tarafından seslendirilen ünlü şiirindeki gurur duygusunu yaşayarak hatırlarım: “Gün be gün yüreğim ulu yalımda/ Engel tuzak kurmuş bekler yolumda/ Zulümlerde işkencede ölümde/ Bükülmeyen güce kola merhaba”

Korkuya, baskıya ve yok edilmeye karşı gurur verici bir direniş, muazzam moral ve güç kaynağımızdı.

Korona hastasıyken mücadele edecek halin yok ve tünelin ucunda ışık görünmüyor. Işığı aklınla ve iradenle de pek göremiyorsun. En kötüsü, direnmenin şanı-şerefi de hissedilmiyor. Hayatın anlamı pis bir ölüm tarafından alabildiğine silikleşiyor.

Dünyayı değiştirmek için mücadele isteği çok önemli bir hayat motivasyonudur. Ama bu kez ondan daha güçlü bir motivasyonu fark ettim: Sevgiydi o; arkadaşların, dostların sevgisini ve ilgisini hissetmek! Çocuklara, karıncalara, arılara, tavşanlara ve çevreye sevgiyi hissetmek!

Kendisi de koronaya yakalanmış ama hafif atlatmakta olan eşim arkadaşlarımızın, dostlarımızın, akrabaların, sevdiklerimizin mesajlar gönderdiğini söylüyor. Cevaplayamasam dahi bir kısmını kendim de görüyorum. Koronanın sildiği hayatın anlamını sevdiklerin, dostların sana geri getiriyor. Güzel yemekler yapıp getiriyor arkadaşlar. Alışveriş yapıyorlar. Hiç bir şey yemek istemezken, özellikle su içmeye bile en ufak isteğim yokken yemek yiyecek motivasyonu buluyorsun. Arkadaşlar 2-2,5 saat mesafedeki Göteborg’dan geliyor. Bir yığın alışveriş yapmışlar. Yanında yememiz için özenle yaptıkları çorba. Binanın içine almıyoruz onları. Pencereden görüşmek istiyorlar. Çok duygulandığım için pencereye çıkamıyorum.

Dostların ve sevdiklerin varsa koronadan ölümün bile anlamı oluyor. Onlar yoksa sağlığın ve yaşamanın anlamını hayal bile edemiyorum.

Onuncu gününde hala eşime umutsuzca, “Ölürsem ne yapacağız?” diye soruyorum. Dinsel tören yaptıran arkadaşlar çoğunluk oldu. Kendisini yaktıran arkadaşımız oldu. Sanki dünyaya kazık çakmışım gibi bir psikolojiyle, nasıl gideceğimi doğru dürüst düşünememiştim. “İyileşmene bak” cevabını alıyorum. Konuyu tartışmaya güç bulamıyorum.

Baş ağrısı, ciğerlerde gelişen yanma, öksürük, kalp sıkışması… Tecrübe edinmiş Paris’ten arkadaşlara soruyorum. Çok faydası oluyor. Hastalığa ilk yakalananlar hastalığın bilinmeyişinin büyük sıkıntısını yaşadılar. Sağlık sistemi hastalığı bilmiyordu. Dostları ve yakınları bilmiyordu. Uppsala’dan doktor arkadaş İsveç sağlık sisteminin aradan geçen zamanda tecrübe kazandığını anlatıyor. Ondan tavsiyeler alıyorum. Telefonla aradığımız 1177 de, “Doğrudan Acil’e gidebilirsin” diye cevap veriyor. Ama bir-iki gün daha beklemeyi tercih ediyorum.

4 Kasım 2020. Kalp şikayeti ile bölge hastanesine telefon ediyorum. Hemen çağırıyorlar. Kalp-tansiyon muayenelerden geçiyoruz. Enerjik gayreti, sevgi ve ihtimamı hissediyorsun. Endişe verici bir durum görmediklerini söylüyorlar. Şikayetim olursa gene aramamı söylüyorlar. Rahatlamış bir şekilde eve dönüyorum.

Hamza Yalçın çadır hastahanesinde muayene olurken.

Son olayla birlikte fizik gücümün sınırlarını öğreniyorum. Çalışmalar için Avrupa’da oraya-buraya çok sık seyahat ettim. Bu süreçte sağlığımı önemsemediğim için şeker hastası duruma düştüm. Halbuki hastane beni açıkça ikaz etmişti. Önlenebilecek hastalığı ihmalkarlığım yüzünden önleyemedik. Sonrasında şeker, kalbi tetikleyecek ve ardından kalp krizi geçirecektim.

Yüreğimiz ne denli kuvvet dolu olsa bile artık yirmili, otuzlu, kırklı ve ellili yaşlardaki delikanlı değiliz. Belki daha az hareket ederek ama daha aktif olmak için yollar bulacağız.

Bu hastalık bana hayatın ve mücadele gücünün asıl kaynağını gösteriyor: Sevgidir o.

Asla sevgisiz kalmayın ve asla sevgisiz bırakmayın.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.