KÜRT AÇILIMI VE DEMOKRATİKLEŞME ÜZERİNE

0
28

Kürt açılımı PKK’ya karşı sınır ötesi operasyon yetkisinin uzatılması ve DTP milletvekilleri Emine Ayna ve Selahattin Demirtaş hakkında 29 Aralık’ta mahkemeye zorla getirilme kararı ile sonuçlandı. Öcalan’ın kamuoyunda tartışılmak üzere yetkililere teslim edilmiş olan yol haritası teslim edildiği yere takıldı. Liberallerin alkışladığı demokratikleşme süreci AKP muhaliflerinin ezilip süpürülmesi doğrultusunda gidiyor. Ulusalcı general, subay, akademisyenlerden sonra ezilme sırası Doğan Grubu’nda.

Geçen sayımızda yayınlanan AKP’nin Kürt Açılımı başlıklı yazımızda (Odak, Temmuz 2009) “ne Hükümet samimi görünüyor ne de muhalefet partileri. Sürecin sabote edilme olasılığı çok büyük. Ancak kamuoyunda oluşan barış yanlısı iyimser beklentileri değerlendirmek gerekir” demiştik. Açılım Türkiye Oligarşisi’nin ABD’nin Irak’tan çekilmesini kolaylaştırma doğrultusunda bir manevrası olarak gündeme gelmişti. ABD; Türkiye Oligarşisi’nin, petrol bekçisi olarak memur ettiği, Barzani Yönetimi ile elele çalışmasını istiyor. Kürt açılımı bu amaca uyum sağlama manevrası olarak ortaya çıktı. Ulusalcı güçlerin ezilmesi Barzani ile hükümet düzeyinde işbirliği için yolu açtı. Ergenekon Operasyonu bu işlevi gördü. Açılım diğer yanıyla, Kürt Ulusal Hareketi’nin Amerikan çıkarlarına uyum sağlayacak şekilde değişmesine kolaylık sağlamayı amaçlıyor.
Hükümet Öcalan’ı bu çerçevede kullanmaya çalışıyor. Öcalan bunların farkında. O da bu süreçte kendi adımlarını atıyor. Hatırlanacağı gibi Öcalan “Fethullah Hoca’yı takip ediyorum, okuyorum. Olumsuz değerlendirmiyorum. Kürdistan’da okulları cemaatleri var, örgütlüler. Demokratik temelde, karşılıklı yaklaşımlar olabilir” demişti (17 Ağustos 2009, Milliyet net). Ancak AKP cenahının hileleri Öcalan’ı ve Ulusal Hareketi dahi kızdıracak kadar ileri gitmiş görünüyor.

Baykal ve MHP meseleyi en çok siyasi istismar açısından ele alıyorlar. Bir önceki yazımızda da; “Baykal’ın asıl rahatsızlığının Hükümet ile Öcalan arasındaki yakınlaşma olduğunu sanıyoruz. Şimdi onların kamuoyunda Öcalan aleyhine yaratılmış olan kötü imajı öne çıkararak bu yakınlaşmayı sabote etmeye çalıştıkları görülüyor” diye yazmıştık. Öcalan burjuva siyasetçiler arasında hem nefret edilen hem de desteği gizliden gizliye aranan bir ilişkiye dönüştü. O da bunun gayet iyi farkında olacak ki, rakip burjuva güçleri kıskandırarak kendi alanını genişletecek şekilde manevralara girişebiliyor. Fethullah Gülen hakkındaki mesajı bu anlamda da yorumlanabilir.

Başından beri süreçte Hükümet ile işbirliği yapan Genelkurmay, tam sıradan Kürt emekçisi Hükümetin demokratik söylemlerinden umutlanmaktayken, Kürt açılımının sınırlarını çizdi. Başka zaman “dik durmaktan” bahseden Erdoğan azar işitmiş duruma düştüğü halde ses etmedi. Genel Kurmay Başkanı, Kürt açılımı üzerine medyadaki tartışmalara da tepki gösterdi ve halka “o tartışmaları dinlemeyin” dedi. Kimilerine Hükümetin kulağı çekilmiş gelse de Genelkurmay’ın çıkışı Hükümet ile uyumlu görünüyor. Sınırları askere “çizdirmek” kurnazlığının hem burjuva muhalefeti cephesinden gelen eleştirileri göğüslemeye hem de Kürt cenahının tepkisini almaya karşı düşünülmüş olduğu anlaşılıyor. Ordu, CHP-MHP cenahındaki Kürt düşmanı Türk ulusalcılarının itirazlarını “kesin sesinizi, duruma hâkimiz” mesajıyla karşılamış ve kendi tabanını yatıştırmayı amaçlamıştı. Hükümet de liberallere ve Kürtlere dönerek “aslında biz daha ileri gitmeyi istiyoruz ama görüyorsunuz ki ordu var, onları yok sayamayız” demiş oldu. Öcalan’ın Hükümet aracılığıyla tartışmaya açmayı düşündüğü Yol Haritası da o arada sansüre takıldı ve kamuoyuna ulaştırılamadı.

AKP yanlısı liberaller gene de çok memnunlar ve aldatılmaya itirazları yok. Hoşlarına bile gidiyor: Kayahan’ın şarkısındaki gibi: “Ufak-tefek yalanların / mühim değil olur canım”. Marks’ın ifadesi ile “kalpsiz dünyanın” ezdiği insanın nasıl dine ihtiyacı varsa yalana da ihtiyacı var. Kaldı ki liberaller gerçek bir demokrasi değil aldatmaca demokrasi istiyorlar.

Önde gelen liderleri siyasi dokunulmazlıklar sayesinde yolsuzluklardan yargılanmaktan kurtulmuş olan Hükümet Aydın Doğan Grubu üzerine Maliye’yi salarak bu gruba ödeyemeyeceği boyutta cezalar kestirdi. Başbakan daha önce Doğan Grubu’nun gazetelerini kastederek kamuoyuna “o gazeteleri okumayın” çağrısı yapmıştı. Benzeri denetimi Başbakanla aile olmuş durumdaki Çalık ve Albayraklar için çalıştırsalardı onlar da benzer cezaları alırlardı. Hükümet olanakları belli sermaye gruplarının bariz bir şekilde kayrılması ve muhalif tekellerin ezilmesi yolunda kullanılıyor. Bugüne kadar bu ülkede halk için demokrasi olmadı ama tekelci sermaye için demokrasi pek eksik olmazdı. Şimdi tekellerin bir bölümü de demokrasiden mahrumlar.

Kürt açılımıyla gelişen demokratikleşme çok garip. Mesela DTP milletvekilleri kendilerini seçen insanların isteği ve iradesi doğrultusunda davrandıkları için dokunulmazlıktan yoksun kalırken “yolsuzlukların kökünü kazıyacağız” iddiası ile seçilen milletvekilleri, adlarının karıştığı yolsuzluk iddialarıyla ilgili yargılanamıyorlar. Böyle bir ortamda IMF Başkanı’na Bilgi Üniversitesi’ndeki konuşması sırasında ayakkabısını fırlatan Birgün Gazetesi Muhabiri’ne (Selçuk Özbek insanlardan “hay eline sağlık!” tepkisi aldı) sert davranılmadıysa, bu kesinlikle hilekârlıktandı. Sert davransalardı kendileri daha çok zarar görürlerdi. Hükümet zaten muhalif yazılara ağır para cezalarıyla sol basını nefes alamaz hale getiriyor. Toplumda etkili bir tek muhalefet odağı bırakmamaya çok önem veriyorlar. Engin Çeber ve arkadaşları geçtiğimiz yıl sırf Yürüyüş Dergisi satmaktan işkence görmüş ve Engin Çeber bundan dolayı yaşamını kaybetmişti.

Hükümet Genelkurmay vasıtasıyla açılıma sınırlar koydu ama süreç gerçekten de kolay kontrol altına alınamayacak boyutlar alabilir. Kürt insanı umutlandı. Önceki yazımızda da belirttiğimiz gibi eğer Kürt Ulusal Hareketi birlik ve beraberliğini korur da çok önemli bir hata yapmazsa, yapılan her reform ve hatta her ulusal kışkırtma Kürt Halkıyla bağını kuvvetlendirmesine yarar. Öcalan’ı ve Ulusal Hareketi tecrit etme manevralarının başarılı olacağını sanmıyoruz. Özellikle Türk milliyetçiliği adına yapılan açıklamalar şovenizmi kışkırttı. Türk-Kürt düşmanlığı maçlarda boy veriyor. Bursa gibi Kürt nüfusunun yoğun olarak yaşadığı bir metropolde Bursaspor- Diyarbakır maçında Kürtler aleyhine “PKK dışarı!”, “şehitler ölmez!” gibi sloganlar atıldı. Olayla ilgili olarak Bursaspor’u savunan Kulüp Başkanı İbrahim Yıldız “Bu tür sloganlar sadece bu maçta atılmadı” diyor (Yeni Şafak, 29 Eylül 2009). Bu söz çok önemli, çünkü maçlar özellikle Kürtleri karşıya alacak tarzda İstiklal Marşı ile başlamaktadır. Bursa’daki şövenist kışkırtıcı tutumlar daha önce de çeşitli şekillerde Sakarya, İzmir, Kocaeli ve Adana gibi yerlerde gündeme gelmişti. Bunlar halkları birbirinden duygusal anlamda uzaklaştırmakta ve milliyetçiliği kışkırtmaktadır.

Türkiye Solu milliyetçi kutuplaşmadan zarar görmemek için dikkatli bir çizgi izlemelidir. Türkiye Solu’nun bağımsızlığı gözden uzak tutulursa Kürt ulusalcıları ile güç ve eylem birlikleri sola zarar verir. Kürt Ulusal Hareketi’nin eklentisi halindeki bir solun halklarımıza faydası olmaz. İlkeli ve bilinçli yaklaşılabilirse Kürt Ulusal Hareketi Türkiye’de önemli bir demokrasi gücüdür.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here