LAİKLİK VE DEVRİMCİ HAREKET

0
791

Sinan Tepe

”Topluma lüzumsuz bilgiler verirseniz, gereksiz bir kalabalık oluşur”* sözü, ‘Zübük” zihniyetli siyasetçiler için söylenmiş gibidir.

Bu topraklar birçok gerici ve faşist iktidarlara tanıklık etmiştir. Ancak hiçbir iktidar AKP döneminde olduğu gibi kendi politik görüşüne uygun ”lüzumsuz kalabalık” üretme yoluna gitmemiştir. Kendi geleceğini lüzumsuz kalabalıklarda gören ve üreyip çoğalmaları için elindeki tüm olanakları kullanan, gözünü karartmış bir zihniyetle karşı karşıyayız.

Böylesi bir zihniyetin varlığı, tek başına beş on yılla açıklanamaz. Onlarca yıldır korunup kollanan, himaye edilen, gelişip güçlenmesine göz yumulan, beslenip büyütülen, sırtı sıvazlanan ihtiyaç duyulduğunda halkın önüne barikat olarak çıkartılan, ipleri başkalarının elinde kullanılmaya müsait ”lüzumsuz  kalabalık’’tırlar.

”Camilerimiz kışla, müminimiz asker, kıblemiz miğfer, minaremiz süngüdür” diyerek burjuva siyasetine giriş yapan bu anlayış, tamamiyle politik, attığı her adımın ne anlama geldiğini bilen ve öfkeyi gericiliğin merkezi yapmaya ant içmiş bir yapılanmadır.

Seküler ve çağdaş bir yaşamdan yana olan, bilimsel gerçekliğe inanan her yurttaş, yaklaşmakta olan; hatta burnunun dibindeki tehlikenin farkındadır ve itiraz etmektedir:

Giyimine, kuşamına, saçına sakalına müdahale edilmesinden; mahallesindeki okulların gericiliğin hizmetine sunulmasından ve çocuklarının bu okullarda okumaya zorlamasından; günlük konuşma dilinin kendi dünya görüşlerine uygun olacak biçimde yaygınlaştırılıp geliştirilmesinden; devlet içindeki gerici faşist kadrolaşmadan; azınlıklar, farklı inançlar ve farklı yönelimlere karşı tahammülsüzlüklerden; ülkelerinin eli kanlı çetelerin merkezi haline getirilmesinden; televizyon  ve gazetelerin kendi meşreplerine uygun yayın yapan araçlar haline dönüştürülmesinden; tiyatro, sinema ve dizilere müdahale ve içlerinin boşaltılmasından; norm ve değer olarak kabul ettiği şeylerin politik malzeme yapılıp hoyratça kullanılmasından; eğitim ve öğretime sonu gelmez müdahalesinden; Diyanet İşleri eliyle gericiliğin her eve sokulmak istenmesinden; kaç çocuk yapılacağı üzerinden insanların yatak odalarına kadar girilmesinden; kadınların iş yaşamından kopartılıp eve kapatılmasından; çocuk yaşta evliliklerin yaygınlaştırılmasından ve yaşam alanlarının daraltılmasından; dindar ve kindar nesiller yetiştirilmek istenmesinden; kanalları-alanları işgal edip kendilerine ayar verilmesinden; gereksiz ve lüzumsuz kişilerin sokaklara salıverilmesinden; dinsel ve mezhepsel farklılıklar üzerinden ayrışma ve kutuplaşma yaratılmasından, Amerika’da ırkçı polislerin boğazına basarak öldürdükleri siyahi vatandaş George Floyd gibi nefessiz kalmakta ve kalan nefesleriyle de olağanca haykırmaktalar: ”Boğazımıza basmaktan ve bizleri nefessiz bırakmaktan vazgeçin!”

İçi boşaltılmış laikliği topluma yutturmaya çalışanlar, AKP gericiliği karşısında dut yemiş bülbüle döndüler. Oysa çağdaşlıktan yana olan insanların laiklik talepleri çok açık ve net idi. Devlet ve din işlerinin birbirinden ayrılması, devletin hiçbir din ve mezhebe ayrıcalık tanımaması; her kesimin kendi ritüelini inandığı değerler doğrultusunda devletin desteği de, kösteği de olmadan gerçekleştirilebiliyor olmasıydı.

Gericiliğin katettiği mesafe ve kazandığı alan üzerinden bakıldığında, laiklik talebinde ısrar edenlerin doğruluğu ve haklılığı daha iyi anlaşılmaktadır.

Üzerinde yaşadığımız topraklar değişik medeniyetlere ev sahipliği yapmıştır. Tam anlamıyla geçmişten günümüze kozmopolit yapısını korumaktadır. Farklı inanç ve kültürlerin bir arada sorunsuz yaşabilmesi; laiklik ilkesinin tam ve katı biçimde uygulanmasına bağlıdır. Tersi durumda halklar ve inançlar arasındaki farklılıklar, dün olduğu gibi bugün de faşist ve gerici anlayışların oyun alanı olmaktan kurtulamayacak, halklar ve inançlar arasındaki ayrışma ve düşmanlık körüklenecektir. Yurdum insanı düşmanlaştırılmak ve ötekileştirilmek istemiyor. Yaşamak istiyor, ”bir ağaç gibi tek ve hür/ ve bir orman gibi kardeşcesine.”

Devrimci Hareket, laiklik tartışmaları üzerinden; ülkemiz insanının beklenti ve özlemini yansıtan, ”hür” ve ”kardeşçe” yaşama isteğinin neresinde?

1900’lerin ikinci yarısından sonra, Sosyalist Bloğa karşı geliştirilen gericilik, Sovyetler Birliği’nin dağılmasıyla birlikte zirve noktasına ulaştı. Ülkelerdeki halkçı iktidarların yerini gerici ve faşist güçler doldurdu. Halkların lehine ve bedeller ödenerek kazanılmış ne varsa ortadan kaldırıldı, gasp edildi. Birbirini kopya edercesine kendi dünya görüşlerine uygun olacak biçimde toplumu yeniden şekillendirme yoluna gidildi. Avrupa devletlerine kıyasla birçok yönden geri olan ve esen gericilik dalgasından en çok etkilenen ise ülkemiz oldu. Solun dağınıklığı, AKP iktidarına arayıpta bulamayacağı, istediği gibi at oynatabileceği bir alan sundu. Gerici güçler, boş buldukları alanları ”Allah’ın bir lütfu” mantığıyla ele alıp, tüm kesimleri kendi mantalitesine uygun olacak biçimde dizayn etmeye çalıştı.

Gericileştirme politikaları hızından hiçbir şey kaybetmeden sürmektedir. AKP faşizmi kontrol edemediği, sakıncalı gördüğü ve normal şartlarla eline geçiremediği kurum ve kuruluşları, elinde tuttuğu devlet gücüyle ve her türlü hukuksuzluğu yaparak elde etmeye çalışmaktadır. O nedenle, devrimci hareket laiklik tartışmalarını ileri bir toplum mantığıyla değil, kendi ülke gerçekliğinden hareketle bu meseleye yaklaşması, laiklik mücadelesinin kıyısında köşesinde değil, aksine tam da odak noktasında yer almalıdır.

Halkımız tüm bu olup bitenden, kendi değerleri üzerinde hoyratça tepinildiğinin farkındadır ve damla damla birikmektedir. Halkın, kaynama noktasına gelen öfkesi tüm mazlum halkların ortak duygusunu yansıtmaktadır ve enternasyoneldir. İleriye doğru edindiğimiz bir kazanım, dünya halklarına moral ve motivasyon katacaktır.

Karşımızda halka söyleyecek sözü kalmamış, inandırıcılığını yitirmiş, yıpranmış ve koflaşmış bir yapılanma durmaktadır. Doğru temeller üzerinde geliştirilecek pratik, devrimci harekete cansuyu olmasının ötesinde, toparlanıp güçlenmesine de katkı yapacaktır.

AKP faşist düzeninin gericilik, kin ve nefretle şekillendirmeye çalıştığı kitleleri, insana yakışır biçimde ve insanca şekillendirmek devrimci hareketin görevi olmalıdır. Jose Marti’nin sözlerini değiştirerek söylersek: Sevgi dolu olanlar ve yaratanlar kazanacak, nefret dolu olanlar ve yok edenler kaybedecektir.

*Erich Fromm

07.09.2020/ Kocaeli F Tipi Hapishanesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.