Lenin, Komün ve Görevlerimiz

0
262

Devrim Akdeniz

Komün, TDK’nın sitesinde “Beraber çalışıp geliri paylaşmak üzere bir araya gelen topluluk” olarak tarifleniyor. Türk Dil Kurumu dahi, görüleceği üzere kelimenin birliktelik ve paylaşım yönüne işaret ediyor.

Bazı kaynaklar bu kelimeyi kapalı toplum olarak ifade etse de, ifade edilen kapalılığın sosyal bir kapalılık olmadığı da vurgulanmıştır. Kapalılık, ortak değerler noktasındadır. Ayrıca kelimenin etimolojik olarak “paylaşmak” anlamına da gelen Latince “communis”den türediği de ifade edilir.

Devrimci anlamda Komün, emeğin ekonomik ve sosyal özgürlüğünü sağlamak için işçi sınıfı ve emekçilerin bu uğurdaki savaşımının sonunda bulacağı biçimdir. Yani Komün, “satılmış ve iliklerine kadar çürümüş” bu sistemin reddedilerek insana yaraşır bir düzenin tahsis edilmesidir. Lenin’e göre bu, işçilerin ve emekçilerin demokratik devrimci diktatörlüğü ile kurulacaktır. Yani proletarya diktatörlüğü, eski düzenin tüm eşitsizliklerine son verecek bir yeni toplumun başlangıcıdır.

Komünizm, kapitalizmin tüm eşitsizliklerine son veren politik pratiğin ta kendisidir. Devlet, en nihayetinde sınıflı toplumun ürünüdür ve her zaman sosyal ve ekonomik güç farklılıkları içerir. Bu anlamda devlet, ezen sınıfın zor örgütüdür ve amacı ezilen sınıfların sırtını yere getirmektir. Yani üretim ve bölüşüm ilişkileri ile alakalıdır.

Lenin’in Marksizme katkıları çok fazladır. Marksizmi bir bilim; özgür toplumu yani komünizm hayalini ise bir gerçeklik, olasılık haline getirmiştir. Lenin, diyalektik bir bilimsellik ile dünyayı materyalist bir tarzda incelemiştir. Mülksüzleştirenlerin mülksüzleştirilmeleri için yani burjuva sınıf egemenliğine son vermek için üretim araçlarının kapitalist mülkiyetine son vermek gerektiğini söyler. Bunu yapacak olanın ise proletarya ve onun ideolojisi olacağını şu sözler ile ifade etmiştir: “Bütün devrimlerin ve bütün ezilen sınıflar hareketinin deneyimi, bize yalnızca proletaryanın emekçi ve sömürülen nüfusun geri ve dağınık katmanlarını bir araya getirecek ve ardından sürükleyecek durumda olduğunu gösterir.”

Devrimci bilinç üretmeden devrimci sınıf olunmazdı. Bu bakımdan proletarya, kapitalist toplumdaki konumundan dolayı insanlığı özgürleştirmeye uygun sosyalist bilinci, sınıf olarak üretme kapasitesine sahiptir. Ve bu bilinç, artık proletaryanın “kendi” sınıf bilinci olacaktı. Öyleyse devrimci sınıf olmak için proletaryanın kendi dışından alınacak bilince, yani bir başka sınıfın bilincine gereksinmesi yoktu. Ama kendi sınıfının bilimsel bilgisi ya da teorik bilinci anlamında, proletarya da “dışarıdan” bilinçlenecekti.

Şimdi tam da bu yazılanlardan sonra ezilenlerin tarihsel sorumluluğu gözönüne alınarak, “Devrimcilerin görevi nedir?” sorusunu sormak gerekir.

Devrimciler toplumla örgütleri/partileri aracılığı ile temas kurarlar. Bu temas ile, kitle ile ilişkilerinde güncel veya genel meselelere ilişkin kararlar verirler. Mücadele, yalnız dar bakış açısı ile değil, bizi bu süreci hızlandıracak kişiler olarak örgütümüze ve sosyalizme olan inancımızın bilinç ve pratik düzeyde yükseltileceği alandır. Tarihsel olarak bize düşen görevler, zamanımızı ne denli doğru ve titiz kullanmamız gerektiğini de bir kez daha hatırlatır. Devrimci değerlerimiz ile toplumun dışında kalmadan, teorik ve pratik anlamda anti-kapitalist ve anti-faşist örgütlü mücadelemizi yükseltmeliyiz.

Lenin, “işçi sınıfına bilinç dışarıdan iletilir” darken aslında kendiliğindenciliği eleştiriyor, devrimciler örgütünün gerekliliğine vurgu yapıyordu. O, ne işçi sınıfının salt ekonomik taleplerini abartıyor, ne de onları hiçbir şey bilmeyen, bilinçsiz kitle pozisyonuna indirgiyordu.

Onun bu sözü zamanla çarpıtıldı. Solun kendisini özne, kitleleri is nesne durumunda gördüğü bir hale dönüştü. Her şeyi bilen devrimcilerdir, halk ise “öğretilecek”, “aydınlatılacak” topluluktur, durumu gelişti. Biz, en azından Lenin’in böylesi bir yaklaşımının olmadığını biliyoruz.

Son olarak diyebiliriz ki, devrimci örgütlerin, ezilenler ile kurduğu temas, kitle ile iletişimi de bu davaya uygun bir yöntem ile, yani halkı nesneleştiren/edilgenleştiren bir tarz ile değil de onlar ile özneleşen/özgürleşen bir anlayışla geliştirilmelidir. Komün denilen özgür yaşamın temelleri bu günden atılabilir ancak bu da böylesi bir özgürleştirici anlayışın geliştirilmesi ile mümkündür.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.