Hamza Yalçın Yazdı: Liberalizm Değil Özgün Devrimci Pratik

0
123

Hamza YALÇIN

Çünkü bizim işimiz akıntıya karşı gitmektir. Geleneksel sol sonuçta düzenin insanlarda yerleştirdiği ve her gün her saat her an yeniden ürettiği egemenlik ilişkilerine dayanıyor. Dolayısıyla o, insanların alışkın oldukları ilişki biçimlerini arkasına alıyor. Akıntıya karşı ilerleyebilmek için daha güçlü bir inanç, daha güçlü bir iç dayanışma, daha güçlü bir inisiyatif ve disiplin olmalıdır. Eğitim, örgütlenme ve mücadele alanlarında düşünce ve eylem bütünlüğü olarak gerçek bir direnişçi kültüre ihtiyacımız var.

Yeniden yapılanma yolunda güçlü bir örgütlü mücadele kültürü yaratmalıyız. Türkiye solundaki grupçuluğa ve fanatizme karşı çıkarken asla liberalizmin tarafına düşmemeliyiz. Bugün soldaki en büyük sorun inançsızlıkla sıkı sıkıya bağlı olan liberalizmdir. Hareketin görüşlerinin oluşturulmasına aktif katılmamak liberalizmdir. Hareketin çizgisi doğrultusunda pratik kararlar almamak, alınan kararları militan bir kararlılıkla uygulamamak liberalizmdir. Hareketin özgün çizgisi doğrultusunda örgütlenme ve eylem yerine kendi bildiğini okumak veya şuradan-buradan etkilenme görüşlerle davranmak liberalizmdir. Harekete sıkı sıkıya bağlı organik birimler olarak çalışmak yerine otonom birimlermiş gibi çalışmak liberalizmdir.
Sorunumuz grupçuluk, sekterlik ve kişi putlaştırması değil liberalizmdir.

Düzene ve geleneksel sola alternatif oluşturabilmek için grupçuluğa ve fanatizme karşı çıkmayı başardık. Grupçuluktan uzak durmak için bir örgüt simgesi almayı bile bir yana bıraktık. İçimizden kimsenin bizi körü körüne savunmasını istemedik. Farklı eğilimler taşıyan içimizdeki insanlara baskı ve şiddet uygulamadık. Hem sol örgütlerle çatışmalardan uzak durduk hem de iç sorunlarımızı şiddet yoluyla çözme tutumundan çok büyük özenle kaçındık. Öyle ki Harekete karşı üst üste suçlar işlemiş insanları defalarca affettik. Disiplinimizi, birliğimizi savunmak için devrimci şiddet gereken yerlerde bile, sırf sol içindeki şiddet kültüründen uzak durmak için, çok zaman ”lanet olsun!” deyip uzak durmakla yetindik. Hatta içimizden atılmış insanların gururuları kırılmasın diye çok zaman haklarında kamuoyuna açıklamada bile bulunmadık. Onların alttan alta aleyhimize çalıştıklarını öğrendiğimiz halde insanlarımıza bir çoğuyla şahsi ilişkilerini kesmelerini bile tavsiye etmedik.

Bu konularda bu güne kadar gösterdiğimiz hoşgörülü tutumları, değil siyasi örgütlerde derneklerde bile görmedik.

Bu Hareketin gerçek liderleri, gerçek emekçileri, kahramanları otoritelerini devrimci yeteneklerinden, davaya bağlılıklarından, bilinçli, çalışkan ve mücadeleci tutumlarından aldı. İçimizde lider putlaştırması asla olmadı. Hatta ne yazık ki tam tersi oldu. Yani fedakarca ve inançla çalışan insanlar sadece mücadelede güçlü destekten değil düşmanın saldırılarına karşı da güçlü savunmadan çok zaman yoksun kaldılar. ”Ne yazık ki”, dedik; çünkü önde yürüyen insanlara yoldaş olamamak kişi putlaştırmasından daha az zararlı değildir.
Geleneksel solun sekterliğine, fanatizmine alternatif bir siyasi hareket oluşturabilmek için fanatizmden, sol içi baskı ve terörden, kişi putlaştırmasında uzak durmaya çalışmak kesinlikle yetmez. Eğer aynı zamanda ileri bir disiplin ve örgütlülük düzeyi geliştirilemezse güzel fikirler, emekler, fedakarlıklar ve kahramanlıklar boşa gider. Direnişçilerin sorunu sekterlikten, örgüt fanatizminden, sol içi terörden uzak durma sorunu değil davaya bağlılık ve disiplin konusunda ileri bir örgütlü gelenek yaratmak sorunudur. Hele ki içinde bulunduğumuz süreçte bunu yapamadığımız taktirde yenilenme iddiamız tasfiyeye dönüşecektir.

Direnişçilik özgün pratikle olur

Çünkü bizim işimiz akıntıya karşı gitmektir. Geleneksel sol sonuçta düzenin insanlarda yerleştirdiği ve her gün her saat her an yeniden ürettiği egemenlik ilişkilerine dayanıyor. Dolayısıyla o, insanların alışkın oldukları ilişki biçimlerini arkasına alıyor. Akıntıya karşı ilerleyebilmek için daha güçlü bir inanç, daha güçlü bir iç dayanışma, daha güçlü bir inisiyatif ve disiplin olmalıdır. Eğitim, örgütlenme ve mücadele alanlarında düşünce ve eylem bütünlüğü olarak gerçek bir direnişçi kültüre ihtiyacımız var.

Güçlü bir örgütlülük kültürü yaratabilmek için öncelikle Harekete gönül vermiş olan bütün arkadaşlar görüşlerimizin oluşturulmasına ve kararlarının alınmasına mümkün olduğu kadar aktif katılmalıdırlar. Bu amaçla düzenli toplantıları, yüz yüze, dolaylı, yazılı ve sözlü haberleşme olanaklarını en iyi şekilde kullanmamız gerekiyor. Yürüyüşlerde Hareketin flamalarını taşımak ve ”Direnişçiyiz” demekle Direnişçi olunamaz. Direnişçilik, kollektifimizin mücadelesine hem düşüncede hem de eylemde yaratıcı ve aktif katılmayı gerektirir.

Bütün arkadaşlar görüşlerimizi eleştirici bir yaklaşımla ele alarak onları pratiğe yaratıcı bir şekilde uygulamalıdırlar. Bir görüşü eleştirici bir şekilde ele almayan onu derinlemesine kavrayamaz ve yaratıcı bir şekilde uygulayamaz.

Hareketin görüşlerini hiçe sayarak pratikte kendi bildiğini okumak bir çeşit liberalizmdir ve Hareketi tasfiye etmeye çıkar. Hele ki başka gruplardan kopya edilme görüşler ve eylemlere karşı kesinlikle duyarlı olunmalıdır. Biz özgün bir devrimci hareketiz. Kimseyi taklit etmeyiz. Söylemlerimiz ve eylemlerimiz siyasi çizgimize ve kararlarımıza uygun olmalıdır.

Mesela eylemlerde polisle gereksiz çatışmalardan kaçınılacak, diye karar aldıysak herkes bu kararı uygulamakla yükümlüdür. Uygulamayan arkadaşları görmezden gelmemeli ve onları bu konuda mutlaka sorgulamalıyız. Polisle çatışma gibi bir kararımız yokken ”Hesap soracağız!” gibi söylemlere girersek hem kendi kendimize ters düşeriz hem de kendimize palavracı dedirtiriz. Ayrıca arkadaşlarımızın düşünce ve davranış tarzını da başkalarının insiyatifi doğrultusunda etkilemiş oluruz. Kendi çizgimiz doğrultusunda kadrolaşmada, örgütlenmede ve faaliyetler geliştirmede yol alamadığımız gibi insanlarımız başka grupların nesneleri gibi düşünmeye ve davranmaya yatkın hale gelirler.

Yukarıdaki sözlerle biz polisle çatışanları kınıyor değiliz. Ama bizim çatışma gibi bir kararımız yoksa içimizden kimse çatışan grupların peşine kesinlikle takılmayacaktır. O gruplar çatışma kararı almışlarsa aldıkları kararı uygulamaları kendi açılarından hem normal hem de gereklidir. Bir siyasi hareket söylemini ve pratiğini kendi görüşleri ve örgütsel hedefleri doğrultusunda ayarlamalıdır. Yoksa başkalaşır; başkalarının silik kopyası olur.
Hareket mesela Marks’ın Kapital’ini okuma kararı almışsa kararı, çok özel durumlar dışında, herkes uygulayacaktır. Kimse bu karara ilgisiz kalamaz. Kendi görüşlerine kendi programına, kendi kararlarına yoğunlaşamayan; başka gruplara bakan, başkaları ne der, kaygısını davranışlarının merkezine koyan insan Direnişçi olamamış, hatta bir siyasi kimlik bile kazanamamıştır. Bizi başkalarının ne diyeceği değil yaptığımızın doğru olup olmadığı ilgilendirmelidir. Devrimciliğimizin ölçütü başka grupların gözünde nasıl göründüğümüz değildir.

Kaldı ki yenilenme yolundaki bir devrimci hareket geleneksel solun ağzına bakarsa, ona yapışık davranırsa, samimiyet ve tutarlılık sorunu yaşıyor demektir. Eğer yenilenme yolunda adım atmayı istiyorsak kendimizi geleneksel sol gruplara beğendirmek gibi bir kaygımız asla olmamalıdır. Bizim için önemli olan devrimci hedeflerimizle ve bu çerçevede gerek kendi içimizde gerekse kitlelerle tutarlı ilişkiler içinde olmamızdır. Kendi çizgisinde mücadele edene diğer gruplar da er geç saygı duyacaklardır. Yadırganmayı göze alamayanlar özgün kişilik kazanamazlar.

Kaldı ki hiçbir Direnişçi, hiçbir örgütün programının, sloganları ve eylemlerinin nesnesi olamaz. Katılacağımız eylemleri daima kendi siyasi çizgimizi, hedeflerimizi ve yapacaklarımızı göz önünde bulundurarak ve örgütlülüğümüz içinde kararlaştırmalıyız. Başka grupların gündemlerinin nesnesi olmamalıyız.

AKP-Gülen ittifakı solun önemli kesimini sözde bir askeri darbe tehdidine karşı seferber ettiğinde o yanlışın içine katılmamayı başardık. Fakat bu konuda saflarımızda gereksiz tereddütler oldu. ”Kemalizme karşı tavır almıyorlar” denmesine asla taviz vermemeliydik. Bugün mesela Kürt ulusal hareketi kendi gündemi doğrultusunda eylemler başlattığında o eylemlerin içine düşüncesizce dalamayız. Gene Kürt ulusal hareketi kendi örgütsel çıkarları doğrultusunda CHP’yi daha da sağa itmeye çalışırken bizim ona alet olmamız kabul edilemez. Bırakalım bize Kemalist desinler. Biz kendimizi biliyoruz. CHP’ye de Kürt ulusal hareketine de karşı tavırlarımızı onların birbirlerine karşı tavırlarından değil somut koşulların somut tahlilinden, kendi görüşlerimiz ve hedeflerimizden hareketle alırız.
Eylem çizgisi bakımından da hiçbir grubun peşinde sürülenmemeliyiz. Örneğin polis kitle eylemlerini pasifize etmek için zaman zaman bazı kontrolsüz şiddet hareketlerini körüklüyor. Devrimci Hareketimiz masum insanların canlarını tehlikeye düşürecek eylemlerden azami kaçınmalıdır. Hareketimiz hem faşist saldırılar karşısında asla kayıtsız kalmamalı hem de hümanist amaçlarımıza uygun temiz bir eylem ve davranış çizgisi geliştirmelidir. Örneğin molotof ve parça tesirli bombalar, havai fişekler hem polis tarafından çok kolay provokasyon edilebilirler hem de kazalara yol açabilecek ve denetimi zor araçlardır. Biz devrimci şiddetin gereğini yadsımıyoruz. Yeri geldiğinde elbette olacak. Ama serseri mayın niteliğindeki araçlardan uzak durulmalıdır. Bu konudaki tutumumuzu net bir şekilde ifade etmeliyiz ve ona titizlikle bağlı kalmalıyız.

İkincisi bu eylemler bir yandan da kitlenin mevcut ruh haline uzak kalıyor. Türkiye solunun zaman zaman girdiği devrimci şiddet eylemleri ne denli haklı gerekçelere dayanıyor olurlarsa olsunlar genellikle arkası getirilemediği sürece çoğunlukla geniş kitleleri mücadeleden uzaklaştıran bir sonuç veriyorlar. Devrimcilerin meşru savunma eylemlerine itirazımız etmiyoruz. Ancak bunları bilinçli tutumla ve örgütlü olarak yapmalıyız. Bir kısım örgütler molotof gibi araçlardan bazı kazançlar sağlayabilirler ama diğer yandan kitle hareketi gerileyecektir. Hele ki gündemimizde değilken bu tür işlere özenirsek kendi hedefimize yürüyemeyiz. Eylemlerde gösteriş olsun diye maske takmaktan ve başka benzeri şeylerden uzak durulmalıdır.

Pratik adımlarımız her yerde Hareketin çizgisi ve görüşleri doğrultusunda olmalıdır. Bunu yapamazsak özgün bir siyasi hareket olamayız, başkalarının taklitçisi oluruz.

Saflarımızdaki herkes görüşlerimizin oluştutulmasına aktif katılacak; siyasi görüşlerimizi anlaşılır ve net olarak ifade edecek. Elbette bununla kalmayacağız. Herkes pratiğimizin görüşlerimiz doğrultusunda olması için çalışacak. Ne Hareketin genelinde ne bölgeler ve gruplar ne de kişiler düzeyinde, pratik bir yerde, görüşler başka yerde olmayacak. Sadece böyle bir duruma şahsen düşmek değil hataya düşen arkadaşlarına seyirci kalmak da liberalizmdir. Pratikle görüşler daima karşılıklı etkileşim içinde birlikte olmalı ve herkes pratiğimizin görüşlerimiz doğrultusunda olması için çalışmalıdır. Pratiğinizle teorimiz birbirini destekleyerek şekilde paralel gelişmelidir. Böyle olmuyorsa isterse saflarımızda kendisine Direnişçi diyen milyon insan olsun. Isterse her yere Hareketimizin ismi yazılsın, pankartları asılsın; biz tutarlı ve nitelikli bir siyasi hareket değilizdir.

Aldığımız kararlar doğrultusunda hem kararlıca hem de yaratıcı bir tutumla davranmalıyız.

Türkiye’nin nasıl bir siyasi sürece girdiğini görüyoruz. Ortadoğu’da dincilik ve milliyetçilik ateşleri yanıyor. Türkiye’yi yönetenler dinciliği ve milliyetçiliği alabildiğine kullanıyorlar. Ortadoğu’daki katliamların doğrudan sorumlusu durumundalar. Ayrıca gırtlağına kadar yolsuzluğa batmış insanlar. Hala iktidarda kalmalarının sebebi karşılarında bir alternatif oluşamamasıdır. CHP zaten bir düzen partisidir, bu yüzden düzene alternatif olamaz. O, mevcut silik ve korkak haliyle AKP’ye dahi alternatif oluşturamaz. Kürt ulusal hareketi insiyatifli bir güçtür ama onun bütün derdi örgüt iktidarıyla sınırlıdır. Alevi hareketi Alevi kitlesinin ilerici değil gerici yönlerini temsil ediyor. Devrimciler olmasa Alevi hareketi Alevi kitleyi dincilik batağına götürür. Geriye bir tek umut kaynağı kalıyor ki onlar da devrimciler yani sosyalistlerdir.

Hareketimiz dikkatini kendi özgün siyasi çizgisi yolunda örgütlü bir mücadele kültürü geliştirmeye vermelidir. Sekterliği, fanatizmi, kişi putlaştırmasını reddederken mücadeleye, Harekete ve yoldaşlık ilişkilerine daha kuvvetli bağlılığı, daha güçlü bir disiplini hayata geçirmeliyiz. Çizgimiz doğrultusunda örgütlü bir tutumla pratik adımlar attıkça motivasyonumuz, sayımız ve gücümüz hızla artacaktır. Örgütlü, kararlı ve dinamik bir devrimci hareket bugünün Türkiye’sinde bir kaç yıl içinde yüz binlerin ve milyonların umudu haline gelir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here