Metal İşçileri ve Yeni Sendika

0
48

Çağrı GÖKÇEK

tofas-ve-oyak-renaultta-eylem-devam-ediyor_7432_dhaphoto10

Geçtiğimiz Mayıs ayında Türkiye’de son yıllarda görülen en kitlesel grevlerden birine tanıklık ettik. Binlerce metal işçisi fabrikalarda patron yanlısı Türk Metal- İş Sendikası’nın yıllardır devam eden hanedanlığını derinden sarsan bir direnişe kalkıştı. Bursa’daki Reno fabrikasında başlayan kalkışma, ilerleyen günlerde birçok fabrikada yankılandı. İşçiler, asıl olarak sendikanın kendi haklarını savunmayıp sürekli patronlardan yana bir tutum izlediği gerekçesiyle bu kalkışmayı gerçekleştirdi. Kalkışmanın ilerleyen günlerinde işçiler, fabrikalarda komiteler kurdu ve bu süreci olabildiğince tabandan idare etmeyi tercih etti. Fabrikalar arası koordinasyonu tesis eden işçiler, ortak talepler ortaya koydu. Talepler ne olursa olsun, metal işçileri bizlere ciddi bir mesaj vermiş oldu: Metal işçileri, var olan sendikal mücadele tarzından rahatsız olduklarını ve mücadeleyi başka bir kanaldan yürütmek istediklerinin mesajını verdiler.

Mayıs ayında tam da seçim öncesi fabrikalarda yaşanan bu grev, işçi sınıfının aslolan taleplerini ve düzenin işçi sınıfına ve ezilenlere takındığı tutumu ortaya koydu. Bir taraftan direnen işçiler taleplerini olabildiğince geniş çevrelere yaymaya çalışırken, öte yandan Türk Metal patronları ve MESS sözcüleri işçilerin mücadelesini klasik taktiklerle sindirmeye çalıştılar. Ancak, direniş bu gibi kara propagandalara rağmen giderek yayıldı. İlk zamanlar medyada da sansüre maruz kalan veya küçültülen direniş, büyüdükçe ülke gündemini daha çok meşgul etmeye başladı. Metal işçilerinin birlikte takındıkları tavır ve mücadele kararlılığı, fabrikalarda birer birer kazanımlarla sonuçlandı. Aslında burada şunu söylemek gerekir ki metal işçileri bu kalkışmaya giriştikleri gün, mücadelenin salt kısa vadeli olmayacağını bir şekilde göstermiş oldular. . Metal işçileri, işin en başında birlikte yürümeyi ve ne olursa olsun sonuna dek mü- cadele etmeyi kafaya koyduklarını bizlere Mayıs ayında çok net bir biçimde göstermişlerdi.

reno

MESS tarafından yürütülen bölücü faaliyet sonuç vermeyince, bu sefer uzlaşma yolu tercih edildi. İlk başlarda direnişi bölebileceğini zanneden patronlar, metal işçilerinin bölünmez tutumuyla karşılaşınca masaya oturdular. Bu süreçte bizler, metal işçilerini dikkatle takip ettik. Metal işçileri, alışılanın aksine sendikayı aradan çıkararak bu masaya oturdu. Türk Metal’in yıllardır formalite toplu sözleşme süreçleri yürüttüğü bir sektörde metal işçileri, kendi seçtikleri temsilciler yoluyla bu süreci yürütmeye çalıştılar. Sürecin sonunda ilk periyot, metal işçilerinin kazanımlarıyla sonuç- landı. İşçiler, talep ettikleri zamları almayı başardılar. Daha önce dile getirdikleri gibi Türk Metal’in fabrikalardan çıkarılması gerektiği talepleri yinelediler. Kalkışmaya katılan hiçbir işçinin, işinden edilmeyeceğini tekrardan masada dile getirdiler. Bu taleplerin son ikisi hala tam karşılığını bulmamış olsa da işçiler, en önemlisi artık özgüvenli ve kararlı bir görünüme kavuştular. Metal işçileri için artık hangi sendikanın üyesi veya patronun muhattapları olmasından ziyade kendi birliktelikleri ve ortak tutumları önemliydi. Bana göre de bu kalkışmanın mücadele açısından en büyük kazanımı da bu oldu. İşçiler, bir yandan kendi güçlerini fark etmeye başlarken, bir yandan da talepleri dolayısıyla solda yeni bir tartışma ortamı yarattılar. Metal işçileri, rahatsız oldukları sendikal mücadele tarzının irdelenmesi gerektiğini solun gündemine taşıdılar. Metal işçileri, uzlaşma sürecinin ardından sermayenin alışılan baskı ve sindirme taktikleriyle yüz yüze geldiler. Kalkışmaya öncülük eden işçiler, işten atılırken fabrikalarda tekrar direnişe geçmek isteyen işçilerin karşısına sermaye bekçileri dikildi. İşçiler gözaltılarla ve tehditlerle sindirilmeye çalışıldı. Bu ikinci evrede ilk evreye oranla kitlesellik açısından daha cılız görünen işçiler, yine de mücadeleyi elden bırakmadılar. Mesela, 3 Temmuz tarihinde Türkiye Otomotiv ve Metal İşçileri Sendikası’nı (TOMİS) kurdular. Yeni bir sendika kurma gereği duyan metal işçileri, Mayıs ayındaki kalkışmayı kendileri açısından bir dönüm noktası gördüler. Bu anlamda metal işçilerinin yepyeni bir sendikayla yola devam etmesi gerektiğini ortaya koydular. Bu yeni sendika için şu an bir yargıda bulunmak hem sü- recin dışında olmamızdan hem de sürecin daha başında olmamızdan ötürü doğru olmayacaktır. Ancak, şunu söylemek gerekir ki metal işçileri, Mayıs ayındaki tutumu tekrardan ortaya koyabilecek bir dirence ve kararlılığa yine kendi güçleriyle varabileceklerdir. Şu an sermayenin kıskacı altında gibi görünen metal işçileri, yeni bir sendika yoluyla işçi meclisleri kurabilecek ve kendi taleplerini fabrikalarda tartıştırabileceklerdir. Devrimci güçlerin de mücadeleye verecekleri destek sonucu metal işçilerinin mücadelesi hangi sendika bayrağı altında olursa olsun büyümeye ve ses getirmeye adaydır.

Metal iş kolunda yaşanan bu yığınsal dönüşüm süreci tüm sancılarıyla birlikte olumlu sonuçlar vereceğe benziyor. Metal işçilerinin tercihleri ve sol açısından yeni sayılabilecek mücadele araçları önümüzdeki süreçte tartışılmalı ve bunun akabinde işçi sınıfı mücadelesine hız kazandırılmalıdır. Türkiye’nin giderek savaşa sürüklendiği, katliamların, infazların ve tutuklamaların arttığı bir dönem içindeyiz. Böyle bir süreçte mücadelenin fabrikalarda yankılanması olmazsa olmazdır. Sokaklarda verilen mücadelelerin başka bir boyut kazanması adına fabrikaların giderek politik tartışmalara aşina kılınması çabalanmalıdır. Metal işçilerinin de şu an yaşadığı süreç, aslında Suruç’ta devlet tarafından katledilen gençlerden, Bağcılar’da yargısız infaz edilen devrimci Günay Özarslan’dan ve yıllardır onurlu bir barışa hasret Kürt halkından farksız değildir. Metal işçilerinin önümüzdeki süreçte daha da güçlü bir mücadele sergilemesi hiç şaşırtıcı olmaz. Bu anlamda işçilerin birlikte davranmayı akıldan çıkarmamaları ve sermayenin hem içeride hem de dışarıda yaratmaya çalıştığı baskılara yine birlikte yanıt verilmesi gerektiğini hatırda tutmaları faydalı olacaktır. İşçiler, önümüzdeki süreçte aslında bir de sola görev yüklemiş oldular. Bir yandan işçiler kendi birliklerini sağlamaya çalışırken, sendikal mücadeleyi geliştirmeye ve yeni araçlar üretmeye çalışırken; öte yandan, devrimcilerin önüne önemli bir hedef koymuşlardır. Gerek var olan soldan yana sendikalar gerekse de devrimci siyasetlerin bu süreci dikkatle takip etmesi ve olabildiğince öğrenmesi ve öğretebilmesi gerekecektir. Metal işçileri, “Yeni sendika iyi midir veya kötü müdür?” gibi tartışmalardan en azından şimdilik kaçınmamız gerektiğini bize göstermişlerdir. Bunun yerine sermayenin kaybettiği mevziyi tekrar geri alma ve metal işçilerinin onurlu mücadelesini sindirme sürecinde mücadeleyi nasıl politikleştirmemiz gerektiği konusunu tekrardan gündeme taşımışlardır. Bu anlamda solun da ilerleyen süreçte metal başta olmak üzere fabrikalardan gelen sese kulak verebilmesi ve bu sesin nereye ulaşmak istediğini kestirip ona göre bu sese rehberlik edebilmesi çok önemli olacaktır.

Paylaş
Önceki İçerikİran İle Nükleer Anlaşma
Sonraki İçerikKanlı Temmuz

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here