Mihri Belli Köy Enstitülerini tartışıyor

0
1047

Kuruluşunun 80’inci yılında Köy Enstitüleri tartışılıyor. Resmî kuruluş tarihi 17 Nisan 1940 olan Köy Enstitüleri, daha kuruluşu öncesinde bile, zamanın tek partisi CHP içindeki Adnan Menderes, Emin Sazak gibi toprak ağası gericilerin ve Celal Bayar, Kazım Karabekir ve Yahya Kemal Beyatlı gibi tutucu milletvekillerinin tepkisiyle karşılaştı. Tepkiler giderek arttı ve Köy Enstitüleri sürekli baltalandı. Köy Enstitülerinin isminin kaldırılması Demokrat Parti iktidarında olmuştur… 1940’lı yıllarda Türkiye’de halkın hala yüzde 80’i okuma yazma dahi bilmiyordu. Kırsal kesimden gelen gençlerden Türkiye’nin 21 yerinde kurulan Köy Enstitülerinde eğitim ile üretimi birleştiren bir süreçte köylere aydınlanma götürecek öğretmenler yetişti… Menderes-Özal-AKP-Gülen geleneği ile yakınlıkları bilinen liberal solcular, Türk kimliğine karşı (maalesef haklı temellere sahip) alerjisi olan ezilen ulus milliyetçileri ve geleneksel sağ kesim, Köy Enstitülerini öcü gibi gösterirken bazıları da onları adeta sosyalist niteliklere sahiplermiş gibi tarif etmiştir. Köy Enstitüleri kuşkusuz sosyalistlerin benimseyemeyeceği ve çok eleştirilecek yönlere de sahipti. Ancak dönemin şartlarında buraların ağır basan özellikleri, feodal karanlığa karşı aydınlanma okulları olmalarıydı. Ünlü eğitimci John Dewey’in, eğitim ile sosyal pratik iç içe olmalıdır, görüşüne yakın bir konsepte göre kurulmuş olan bu okullar daha iyisini ve daha doğrusunu yapabilmemiz için bugün dahi çok değerli bir birikimdir… Gericiler Köy Enstitülerini sürekli kötülediler. Türkiye’nin İkinci Dünya Savaşı sonrasında ABD yörüngesine girmesi Köy Enstitüleri üzerindeki baskıları artırdı. İşbirlikçi burjuvazi Köy Enstitülerini kapattıracaktı. Zamanın toprak ağalarından Kinyas Kartal, Köy Enstitülerini ağalık düzenini korumak için DP ile işbirliği yaparak kapattırdıklarını açıkça ifade etmiştir… Fakirt Baykurt, Mehmet Başaran, Vedat Günyol, Ümit Kaftancıoğlu gibi aydınların yetiştiği Köy Enstitüleri yaşatılmadı ama Türkiye öğretmenleri içinde Köy Enstitüleri’nin çok öncesinden başlayan, Köy Enstitüleri ile birlikte ivme kazanan, ilerici gelenek sürdü… Türkiye devrimci hareketinin en önemli liderlerinden Mihri Belli’nin Köy Enstitüleri hakkındaki değerlendirmesi Köy Enstitülerini anlamaya ışık tutuyor. Köy Enstitülerini dönemin koşulları içinde devrimci bir gözle değerlendiren Mihri Belli, onları gericilik denizindeki ilerici adacıklara benzetir ve kapatılmalarını ise gericilik denizinin adacıkları yutması olarak ifade eder. Değerlendirmeyi 5 Nisan 1976 tarihli Yeni Toplum dergisinden aldık. Bu konudaki yardımı için Hayrettin Belli’ye teşekkür ediyoruz. (Odak Dergisi)

Köy Enstitüleri Üzerine – Mihri Belli

Köy Enstitüleri’nin ilerici kurumlar olarak varlıklarını sürdürebildikleri dönem 1940’ların ilk yarısıdır. 

Tarihsel ölçülerle kısa bir süre. Ama aradan on yıllar geçmiş olmasına karşın Köy Enstitüleri konusu bugün hâlâ güncelliğini koruyor. Bu durum, Köy Enstitüleri’nin milli eğitimimizdeki, hattâ tüm toplumsal yaşamımızdaki derin etkilerinin bir kanıtı sayılmalıdır. 

Uzun yıllar Türkiye’de gericiler Köy Enstitüleri’ne saldırdılar, ilericiler bu kurumları savundular. Kurulduğu ortam göz önünde tutulduğunda Köy Enstitülerinin, genel nitelikleriyle, ilerici eğitim kurumları oldukları teslim edilmelidir. Bu ilerici nitelik o dönemde iktidarda bulunan CHP’nin siyasi yönelimi ile açıklanamaz. 

İkinci Dünya Savaşı’nın arifesinde ve savaş yılları boyunca (tek parti) CHP gittikçe sağa kayan bir politika izledi. Bunda iç ve dış etkenler rol oynamıştır. 1942 yılında başa geçen Saraçoğlu Hükümeti’nin savaş şartlarının zorunlu kıldığı devlet müdahalelerine son vererek izlemiş olduğu “Serbest Ticaret” politikası doğrudan doğruya harp vurguncularının çıkarına bir politikaydı. Bu politika vurguncu kesimin tek parti içindeki etkinliğini kanıtlıyordu. “Serbest Ticaret” politikası sonucu Türk parasının satın alma gücü hızla düştü. Bu, gerçek ücretlerin skandal denecek derecede azalması sonucunu verdi. 

Savaşın ilk yılları Alman Nazi sürülerinin zaferden zafere koştukları yıllardı. Türkiye’de Alman emperyalizminin beşinci kolunu oluşturan faşist çevreler CHP içinde köprü başları kurabildiler. Öte yandan dini irtica yuvalarının türemesine göz yumulmaktaydı. Tarikatçılığın çeşitlerinin kent ve köylerde yayılmasına elverişli bir ortam oluştu. Saraçoğlu Hükümeti Alman zaferine hazırlık niteliğinde bazı davranışlara girişti. Varlık vergisi azınlıklara karşı bir faşist yasa gibi yorumlandı ve uygulandı. Varlık vergisi dolayısıyla Doğu’da, Aşkale’de azınlık toplama kampları kuruldu. Egemen çevrelerin o dönemde izledikleri çizgi Kemalist Devrimin sağlamış olduğu kazançları birer birer ortadan kaldıran bir karşı-devrim çizgisiydi. “Bizi harp felaketinden burnumuzu kanatmadan kurtaran Milli Şef İnönü” efsanesinin ardında bu gerçekler yatar. 

Biz o dönemde Türkiye emekçi halkının gerçek çıkarlarının Nazi Almanya’sına ve onun faşist müttefiklerine karşı savaşa katılmamızı gerektirdiği inancındaydık. Bugün de aynı inançtayız. Savaşta kendine düşeni başararak olan bir Türkiye, bugünkü Türkiye’den, olumlu anlamda, çok farklı bir ülke olurdu. 

İşte Köy Enstitüleri böyle bir karşı-devrim ortamında varlıklarını sürdürebilmişlerdir. Bu nokta gözden ırak tutulmamalıdır. Bir iktidarın hemen hemen tüm alanlarda gerici bir politika izlerken bir tek eğitim alanında ilerici bir çizgi izlemesi düşünülemez. Köy Enstitüleri özünde bir avuç ilerici eğitimcinin, egemen çevrelerin saflarındaki çelişkilerden de yararlanarak, gözden ırak tarımsal bölgelerde kurabildikleri ilericilik kaleleri olmuştur. 

Daha önce de belirttiğimiz gibi, bu kurumlar gericilik denizinde oluşan ilericilik adacıkları idi. Sonunda deniz işin farkına vardı ve adacıkları yuttu. Köy Enstitüleri’ni kuran CHP idi. Bunları kapatan da CHP oldu. Köy Enstitülerinin kuruluşu toplumumuz için ileri bir adımdır. Bu kurumların kapatılması gerici güçlerin bir zaferidir. Köy Enstitülerinin ilkten kuşa benzetilmesi yolundaki girişimler ve sonunda bu eğitim kurumlarının tümden kapatılması, Türkiye’de çok partili siyasal düzenin tezgâhlanmasıyla aynı zamana rastlar. Bu da bizde biçimsel burjuva demokrasisinin, sahte demokrasinin gerçek niteliğine ışık tutan bir paralelliktir. (Arada belirtelim ki, halkımızın binbir alanda binbir biçimde beliren demokratik mücadelesi bugün egemen güçlerin sahte demokrasiyi yeniden hortlatma girişimlerinin önüne dikilmektedir.) 

Konunun ikinci yönüne gelince: Gerici çevrelerin Köy Enstitülerine karşı sürdürdükleri kötüleme kampanyası üzerinde durmayacağım. Türkiye’nin emperyalist dünya sistemi içinde çifte sömürüye uğrayan geri ülke durumunun sürüp gitmesinde sınıf çıkarları olanların her ilerici girişime karşı çıkmaları doğaldır. Ama Köy Enstitülerine haksız saldırılarda bulunan bazı “sol” yazarlar da çıktı. Böylelerinin üretimle eğitimin ilerici bir anlayışla kaynaştırılması gibi devrimci bir eğitim ilkesine dayanmayı olumsuz biçimde değerlendirmeleri ve Köy Enstitülerinin ilerici bilincin kırsal bölgelere ulaşmasında oynadığı rolü ve bu kurumların kendilerinin de bugün hala bir ilerici – gerici çatışmasının konusu oluşunu küçümsemeleri kesin olarak yanlıştır. 

Öte yanda Köy Enstitülerini idealize etme bu kurumlarda bulunmayan, bulunmasına imkanı olmayan erdemleri onlara yakıştırma eğilimi de var. Böylelerine göre, öteki koşullar değişmeseydi bile, eğer Köy Enstitüleri kapatılmamış olsaydı, sadece eğitim değil, daha birçok toplumsal sorunumuz çoktan çözümlenmiş olurdu. 

Köy Enstitüleri aracılığıyla eğitilmiş, bilinçlendirilmiş köyler Türkiye’de devrimci nitelikte değişikliklerin dayanağını oluştururdu. Bu aşırı iyimser tahmin de yanlıştır. Köy Enstitüleri, üretimle sıkı bağları olmakla birlikte önünde sonunda Milli Eğitim Bakanlığına bağlı okullardır, üstyapı kurumlarıdır. Devrim okuldan çıkıp gerçekleşmez. Devrim emekçi halkın örgütlü mücadelesinden doğar. 

Feodal ilişkilerin geniş ölçüde hüküm sürdüğü tarımsal bölgelerde ağalığa, büyük toprak mülkiyetine, tefeci bezirgan sömürüsüne son vermeden, işbirlikçi kapitalistlerin bu taşra müttefiklerinin sömürü olanaklarını ortadan kaldırmadan, köylüyü baskılardan kurtulmuş özgür vatandaş durumuna ulaştırmadan Anadolu köyü değişmez. 

Bu da Milli Demokratik Devrimin görevlerinin ülke düzeyinde, hem kentte hem köyde başarılmasına, tam bağımsız ve gerçekten demokratik Türkiye’nin, emekçi halkın devrimci mücadelesiyle gerçekleştirilmesine bağlıdır. Köy Enstitüleri gibi ilerici eğitim kurumları devrimin gerekliliği ve zorunluluğu bilincinin bir ölçüde yayıcısı olmuşlardır. Bu, emekçi halkın kurtuluş davasına önemli bir katkıdır. Bu katkıyı sağlayan Tonguç ve arkadaşlarını yeni devrimci kuşaklar saygıyla anacaklardır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.