“Mücadelede yaşanan hayat güzel bir hayattır”- Sven Wollter

1
393

Hamza Yalçın

Dün akşamdan bugüne, İsveç medyası ve sosyal medya sürekli ondan söz ediyor. Yarım asrı aşkındır İsveç çapında bir dev sanatçıydı. Televizyon ve basın ona geniş yer verirdi. Onu 20-30 kişilik küçük etkinliklerde çok görürdünüz. Alçakgönüllü, dayanışmacı ve çok çalışkandı. Biz Türkiyeli sosyalistler onu nereye çağırdıysak geldi ve hep yanımızda olmaya çalıştı. Şiir toplantılarımızda Brecht’ten okurdu. Dan Berglund, Bertolt Brecht ve Joe Hill’den politik şarkılar yapmıştı. Mayakovski’den ve Nazım Hikmet’ten de güzel şiirler okuyordu.

Tahsilli bir aileden gelen 1934 doğumlu Wollter, tiyatroya aktif olarak Göteborg’da öğrenciyken (1953-57) başladı. “Ben tiyatroyu değil tiyatro beni seçti” diyecekti. Tanıyanlar onun tiyatroya çok büyük bir tutkuyla bağlı olduğunu söylüyor. Filmlerinde 3 kez altın böcek ödülü aldı. Sonra yazarlığa başladı ve orada da başarılı oldu.

Raskens adlı diziyle İsveç’in en ünlü ve sevilen sanatçıları arasına girdi. 1976 yılında yayınlanan ve başrolde oynadığı Raskens adlı televizyon dizisini bir seferinde 5 milyonun üzerinde insanın izlediği saptanmıştı. Dizi İsveç halkını ekrana bağlamıştı.

1970’li yıllarda devrimci politik sol tiyatro ile çok aktif oldu.

1987 yılında İsveç’in en yakışıklı (seksi) erkeği gösterildi.

Menekşe Koyu ,Violbukten, adlı Türkçe filmde Türkan Şoray ile birlikte oynadı (1991).

Mihri Belli’nin bana anlattığına göre, bir toplantıda onunla tanıştırılıyor: “Sven Wollter, İsveç’in en seksi erkeği”. Şakayla yapılan tanıtıma, Mihri Belli bilinen şakacılığıyla derhal “Ondan nefret ediyorum!” sözüyle karşılık veriyor.

Kendi ismi örgütünün isminden kat be kat büyüktü. Ama Sven kamuoyu karşısında ve partisi içinde partisine karşı çok bağlı, gayet alçak gönüllü tutumda bir sıra neferi idi. Onu sokakta partinin dergisi Proletären satarken görürdünüz. Partinin yıllık geleneksel yaz kampına gelir, orada gayet alçak gönüllü bir insan olarak yer alırdı. Onun gelmesi kampa ilgiyi ve katılımı artırır ve orada sahne almasıyla kampa büyük zenginlik katardı.

Stockholm’da yerel seçimlerde sık sık partisi adına aday gösterilirdi. Bir keresine büyük basındaki bir makaleyi hatırlıyorum. Makale yaklaşık olarak “Komünist Partisi çağırsa kimse ilgi göstermez ama İsveç’in en yakışıklı erkeği çağırır da gitmemek olur mu?” sözleriyle başlıyordu.

Stockholm’da bir parti toplantısında hatırlıyorum. Ben de o zaman aynı partiye üyeydim. Stockholm başkanımız bir inşaat işçisiydi. Toplantıya üzerinde iş elbisesiyle doğrudan işyerinden gelmişti. Sven, yerel seçimlerde adayımızdı. Salonda başarıyla hedef küçültüyor, partinin yerel başkanını öne çıkarıyordu. Ondaki bu devrimci örgüt kültüründen çok etkilenmiştim ve onu, örnek gördüğüm bu yönüyle, Türkiyeli insanlara tanıtmayı düşünüyordum.

Sven Wollter partisinin çok zor durumlara düştüğü yıllarda ona sadık kaldı. Örgütü, İsveç’te insanların Hitler ile bir gördüğü Stalin’i savunuyordu. (Ölümünün ardından İnstagram hesabından birisi şikayetçi bir üslupla Sven Wollter’in komünist olmasına dikkat çekiyor ve Nazi olsaydı bu denli sevgi ve sempatiyle anılır mıydı, diye soruyor).

“Viktor_rahlin Vila i frid oavsett politisk ideologi, jag undrar dock om han skulle fått lika mycket kärlek och sympatier om han var en uttalad nazist? Jag syftar självklart på att han var en stor förespråkare av kommunism och har hyllat ingen mindre än Stalin. Hur skulle reaktionerna se ut om han var en nazist och hitlersympatisör?”

İsveç’te solun çok büyük kısmı dahil olmak üzere toplum Sovyetler Birliği’nden (SB) nefret ederken, parti SB’ni ve hatta Kuzey Kore’yi savunuyordu. Sven hiç tereddütsüz partisiyleydi.

Politik mücadelede şahsi itibar aramadı, şahsi itibarını gözetmedi, tam tersine, şahsi itibarını cesurca tehlikeye attı. Sven Wollter’in partisi iç politikada burjuvaziye karşı çok uzlaşmasız, uluslararası politikada ise çok net bir anti-emperyalist çizgi izliyordu. Bu çizgi İsveç’te kesin tecrit durumdaydı. Hala da öyledir. O çizgiyi savunup da Sven gibi sevilen sanatçı olmaya devam etmek bir yana, ayakta kalmak için bile çok güçlü ve kendine çok güvenli olman gerekirdi. Sven hiç umursamadı ve hiç ödün vermedi. Onun bu tutumuna çok büyük hayranlık duydum. O güçlü kişilikli ve samimi bir insandı.

Tanıdığım Türkiyeli solcular sınıf uzlaşmacı tutumunu ve ABD’nin dış politikasının izinden gitmesini ne kadar eleştirseler de, milletvekili seçimlerinde oylarını Sol Parti’ye verirdi. Ama yerel seçimlerde hiç tereddütsüz Sven’e oy atıyorlardı.

Sanat alanında devrimci başlayıp azıcık yükselen kişi, şahsi konumunu muhafaza etmek ve ilerletmek için genelde örgütünden kaçar. Devrimci başlar, radikal eğilimden insanların sırtından yükselir ve sonra daha geniş kesimlere hitap etmek adına liberal olur. İsveç solu ve partisi 1990 sonrasında hızla güç kaybettiği halde o partisinin yanında olağanüstü sadakatle durmaya devam etti. Stalin konusunda partisiyle tam aynı görüşte olduğunu sanmıyorum. Bu konuda basın onu hep sıkıştırdı. O başarıyla kaçındı ve savunulması gerekeni savundu. (Ne mutlu ki Türkiye’de de Nazım Hikmet ve Yılmaz Güney gibi çok olumlu ve güçlü devrimci örnekler var).

Ne zaman basın onunla görüşmüşse o daima dengine getirerek sosyalizmi ve partisini savunmaya çalışırdı. Sven Wollter’in örgütünü biraz grupçu görürüm. Eski partimdir, “Ya Türkiye’yi ya da bizi seçeceksin” dedikleri için üyeliğim sürmemişti ama hala çok yakın dostluk ilişkisi içindeyiz. Sven örgütüne sadakatle bağlıydı ama onu asla grupçu görmedim. Onu bütün samimi sosyalistlere, insanlara saygılı, ne kadar büyük ise o kadar da alçak gönüllü gördüm. Ölümünün ardından yazan sanatçı arkadaşları onun çalışmada nasıl uyumlu, motive edici, alçak gönüllü ve gayretli olduğunu anlatıyorlar. Tartışmalarında onu hiç büyüklenen ve aşağılayıcı tutumda görmedim.

İsveç’in gelmiş-geçmiş en sevilen sanatçılarından biriydi. Kitaplar yazdı, şiirler okudu, müzik ile de uğraştı.

Aktif tiyatro hayatını tamamlamıştı. Fakat pratikte hala aktifti. Planladığı turnesini kovid-19 salgını yüzünden ertelemişti. 86 yaşında öldüğünde iyi bir mücadele hayatı yaşamıştı.

O sanatı mücadele, mücadeleyi de sanat haline getirdi. Tanıdığım en orijinal ve en ilginç İsveçli odur. Tanıyanlarının, İsveç’in ve insanlığın gurur kaynağı olarak hatırlayacağından kuşku duymuyorum.

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.