Muhammet Demir Yazdı: Venezuella Gerçeği – 1

0
584

Reel sosyalizmin dağılmasından sonra sermaye, emeğe dünya çapında sınırsız saldırılarını neoliberal politikalarla gerçekleştirmeye, emeğin tüm kazanımlarını geri almaya çalışmaktadır. ABD kendine biat eden rejimleri koruyup kendi çevresinde tutarken biat etmeyenlere ise her zaman bombalarını kullanmıyor; mafyozi metodlara, şantaj, tehdit, satın alma, muhalifleri eğitme, sokak gösterilerine destek verme, rejim değiştirmek için eğittiği işbirlikçileri harekete geçirme, ekonomik, siyasi ve askeri yaptırımlara da başvurur. Bunun için hedefteki ülkenin iç çelişkilerinin tümünü fütursuzca kullanır.

Ne var ki gelişen süreçte emperyalistler arasındaki çelişkiler, Çin’in hızlı gelişen endüstri/ekonomisi, Rusya Federasyonu’nun hızla gelişip ekonomik ve jeostratejik hedeflerini savunur pozisyona gelmesiyle birlikte dünya artık çok kutuplu bir hal aldı. ABD ve müttefikleri de her istediğini yapamaz hale geldi. Suriye, Afrika, Latin Amerika, Orta ve Uzak Asya’da kendi çıkarlarını savunan ve direnen güçler ortaya çıkmaya başladı.

Neoliberalizm -özelikle de reel sosyalizmin ortadan kalkmasından sonra- ve sermayenin global olarak emeğe sınırsız saldırısı devam ediyor. Emekçilerin kazanımlarını geri almak adına inşa etmeye çalıştığı örgütlülük ve söylemlerine dahi tahammül edememektedirler.

ABD kendine uygun rejimleri kurmak için her zaman başkalarını kullanmıyor.

Venezuella dünyanın en zengin petrol yataklarına sahip ülkesidir. Dünya rezervlerinin 17,6’sına yani 301 milyar varillik bir rezerve sahiptir. İkinci sıradaki Suudi Arabistan’ın 266,5 milyar varil, üçüncü sıradaki Kanada’nın ise 171,5 milyar varillik rezervi vardır. Petrol Venezuella’nın ihracatının yüzde 96’sını GSYİH’sının da yüzde 36’sını oluşturmaktadır.

Hugo Chavez, 1998 yılında yapılan seçimlerde oyların yüzde 56’sını alarak Devlet Başkanı seçildi ve yoksullara geniş kapsamlı yardımlar yaptı. Dünya piyasalarında yükselen petrol fiyatları sayesinde Venezuella gayri safi yurtiçi hasılası hızla yükselişe geçti. Bu sayede bütçe ve cari dengeler hızla fazla vermeye başladı. 2010 yılına gelindiğinde ekonomi yüzde 31,6 yüksek birikim oranına sahipken yatırımlar yüzde 22 düzeyinde gerçekleşti. 2016’ya gelindiğinde ise tasarrufların oranı yüzde 31,6 dan yüzde 9’lara düştü.

Ancak yapılan yardımlar, kooperatifler ve komünler -ki burjuvazi sürekli bunun başarısız olması için çaba sarf etmiştir- yükselen milli gelir, yoksul halkın durumunda önemli gelişmeler yaratamadı. Kaldı ki ekonomideki özel sektörün payı yüzde 80’lerde iken hangi sosyalizmden bahsedebiliriz. Ne var ki emperyalizm Chavez’in emekten yana politikalarını yasallaştırması ve petrolü millileştirmesine tahammül edemedi ve onu komünist olarak lanse etti. Tabii ki sosyalistler her türlü sömürünün, işgalin ve haksız savaşın karşısında ezilen halkın yanında yer alır. Chavez’den ve Maduro’nun politikalarından sosyalizm beklemek hayal ürünü olmakla birlikte emekten ve yoksul halktan yana politikaları bölgede ve dünyada sempati ile karşılandı.

Chavez iktidara geldiğinde Venezüella’nın ekonomisi oldukça kötüydü. Neoliberal politikalar gelir dağılımında zenginlerden yanaydı ve milli gelirin dağılımında büyük uçurumlar oluşmuştu. Yoksul halkın ekonomik durumu, katlanılamaz boyutlara ulaşmıştı. İşsizlik artmış, enflasyon yüzde 80’leri görmüştü. Chavez, yukarıda da bahsettiğimiz gibi yoksullukla mücadele ve sağlık alanındaki iyileştirmeler ile halkın büyük sempatisini ve desteğini kazandı. Bundan dolayıdır ki 2002 darbe girişiminde halk sokaklara dökülüp Chavez’i geri getirdi ve Amerikancı darbeyi başarısızlığa mahkum etti. Ardından Amerika ile ilişkiler giderek daha da kötüleşmeye başladı. Ülkede iş yapan yabancı şirketlerin ödediği vergileri sürekli artırması, Küba başta olmak üzere Amerika karşıtı ülkelere sürekli destek vermesi ve en sonunda da 2009 yılında Rusya’da bir okulun açılışında ”Bütün tarih boyunca Amerikan emperyalizminden daha büyük bir terörist devlet olmamıştır. Yanke İmparatorluğu çökecektir. Ve bu çöküş bu yüzyıl içerisinde olacaktır.” diyecektir. Bunun üzerine Venezuella ve ABD karşılıklı olarak büyükelçiliklerini geri çekti. Chavez öldükten sonra da iki ülke arasındaki ilişkiler gerilemeye devam etti.

ABD Venezuella, Küba ve Nikaragua’yı ‘şer’ ülkeleri ilan ederken 2014 yılında protestoculara şiddet uyguladığını gerekçe göstererek Venezuella’ya ekonomik ambargo uygulamaya başladı. Halbuki bu protestolarda hükümet yanlıları yaralanmış ve öldürülmüştü. Hatta bazı polisler canlı canlı yakılmıştı. Yine 2017 yılında Trump yönetiminin uyguladığı yaptırımlar Venezuella’nın ABD’deki varlık ve borç piyasalarına ulaşmasını engelledi. Mart 2018’de ikinci yaptırımlar ile Venezuella senetlerinin satın alınmasını ve kripto paranın Venezuella’da dolaşımı yasakladı. Kasım 2018’de ise altın piyasasını hedef alan yasalar yürürlüğe girdi. ABD ihtiyacının yüzde 7’sini karşıladığı Venezuella petrolünün alımını da yasakladı. Bu oran Venezeulla petrol ihracatının yarısına denk geliyordu.

Bir yandan petrol fiyatları düşerken diğer yandan da altyapı yatırımları geliştirilemiyor, zenginleştirilemiyordu. Bunun yanı sıra petrol gelirleri de yüzde 80’lerden 17’lere düşünce milli gelirde büyük düşüşler, bütçede de kaçınılmaz dev açıklar meydana geldi.

Chavez döneminde Ulusal Varlık Fonu ( FONDEN) kurulmuştu. Bu fon parlamentonun kontrolünden uzak, bütçe dışı, Chavez’in kontrolünde yatırım harcamalarında kullanıldı. 2012 yılında fon kamu harcamalarının yarısını yapar hale gelmişti. 2005-2012 yılları arasında bu fondan 100 milyar dolar inşaatlara yatırılmıştır. Chavez bu fondan yoksul halka ve komünlere para aktarıyor okul ve sağlık alanlarında da yatırım yapıyordu. Venezulla parası Bolivar’ın hızlı yükselişi ile ithalata dayalı bir ekonomi gelişirken üretimler durma noktasına geldi. Bu durum, Chavez’in ölümünden sonra da devam etti. Ancak düşen petrol fiyatları ve azalan satışlar ile birlikte ekonomide daralma yaşanırken, yoksullara ayrılan paylar da düşmeye başladı. Yaşamsal üretimler yapılmadığı ve ekonomi ithalata dayalı olduğundan fiyatlar hızla yükselişe geçerken, Bolivar’ın değeri ise düşmeye başladı.

Ayrıca ekonominin yüzde 80’ini elinde bulunduran zenginler durumdan yararlanıp kaynaklarını geliştirirken, gelirlerini sağlama almak telaşındaydılar. Birikimlerini koruma altına alıp uygun koşullar aramaya başlamışlardı. Sermaye uluslararası ilişkilerini de kullanarak varlığını korudu. Bir ülkede sermayeye karşı gelmek, egemen olmaya çalışmak, uluslararası sermayenin de tepkilerini üzerine çekmekle sonuçlanır. Eğer bunu başarıyla yapamazsan yenilgi kaçınılmaz olur. Sermaye gücünü elinde tutanlarla iyi geçinmek ve ufak tefek tavizler vererek yaranmaya çalışmak sonuç getirmez. Onlar ilk fırsatta önündeki kısıtlamaları kaldırmak için uluslararası sermayenin desteğini almaktan kaçınmaz. Sermayenin ulusalı da millisi de sonunda uluslararası alanda iş yapmayı hedefler ve onlar ile iyi ilişkiler geliştirmeyi ister ve arar. Uluslararası sermaye, yapılan kısıtlamalar kendilerini de etkilediği için kaçınılmaz olarak karşısında yer alır. Ve bu engeli de onlarla işbirliği yaparak aşar.

Örneğin petrolün millileştirilmesinden dolayı bu ranttan yoksun kalan burjuvazi/orta burjuvazi buna tahammül etmez. Öte yandan bu kaynağı, uluslararası sermayeye karşı bazı ülkelere ucuz petrol vererek dayanışma birliği geliştirilmeye çalışıldı. Fakat kendi ülke ekonomisinin belirleyiciliğini sürdüren burjuvazinin belini kırmadan bunu başarabilmek imkansızdır. Örneğin Rusya’da Putin, ekonomiyi düzeltebilmek için öncelikle ülkenin varlıklarını yok pahasına satan sermayeye savaş açıp onları yendikten sonra egemenliğini sağladı.

Anti-emperyalist olmak, büyük burjuvaziye karşı olmak, onun içsel gücünü kırmakla özdeştir. Dolayısıyla halkçı politikaların başarılı olması bununla mümkündür. Kaldı ki Venezuella’da işçi sınıfı güçlü değildir. Sınıf çelişkileri yoksullar ve zenginler arasında yoğunlaşmıştır.

Türkiye ile benzerlik kuranlara da değinmek gerekiyor; Türkiye’deki toplumsal çelişkilerin boyutu çeşitliliği, sınıf ilişki ve çelişkileri, uygulanan ekonomik politikalar bugünkü Venezuella’dan farklıdır. Venezuella’da çelişki yoksullarla zenginler arasında yoğunlaşırken, Türkiye’de işçi sınıfı başta olmak üzere yoksul köylülük yaygın. Bunun yanı sıra Kürt -Türk, alevi – sünni, laik – islamcı gibi çeşitlilik göstermekte. Özellikle 1980’den sonra uygulanan neoliberal politikalarla, Türkiye’nin 70 yıllık birikimleri ve tüm doğal zenginlikleri özelleştirildi.

Esnek çalışma, sendikasızlaştırma artarken olağanüstü haller bahane edilerek grevler yasaklandı. Borçlandırılan emekçiler yaşam koşullarını koruyabilmek için yoğun sömürüye direnemez hale getirildi. Basın yayın yüzde 95 düzeyinde hükümetin denetimine girdi; 150’yi aşkın gazeteci ve 70 bin öğrenci hapiste. Oysa Venezuella’da basın burjuvazinin elinde. Gösteriler serbest, mahkemeler özgür ve bağımsız. Hatta başkana suikast yapanlar bile üç-beş ay sonra serbest bırakılmıştı. Türkiye ile benzerliğine gelince, ordunun ekonomiden ciddi pay almasının yanı sıra Kemalist orduyla Bolivarcı ordunun ”anti-emperyalist”liğidir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.