Ne Kaza Ne De Kader: İŞ CİNAYETİ!

0
32

 Mustafa YILMAZ

 

İş “kazaları” raporlarında Türkiye kara bir sicile sahip. ‘’Dünya Sağlık Örgütü (WHO) ve Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) raporuna göre dünyada her yıl 250 milyon iş kazası oluyor; her gün 5000 kişi yaşamını yitiriyor. Rapora göre ölümlü iş kazaları açısından Avrupa’da birinci, dünyada üçüncü sıradayız! Rakamlarımız şöyle; Türkiye’de her iş saatinde 32 iş kazası gerçekleşirken, her 80 dakikada bir işçi sürekli iş göremez duruma geliyor. Bunun yanı sıra her 2 saat 40 dakikada bir işçi iş kazası sonucu ölüyor’’  (Yrd. Doç. Berna Güle Müftüoğlu, 11 Ocak 2012, İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi)

Bu kadar çok ölümlerle sonuçlanan ‘’kazalar’’ neden yaşanmaktadır? Yaşanan ‘’kazaların’’ sıklıkla ölümlerle sonuçlanması işçilerin değişmeyen ‘’kaderi’’ olarak görülmesinin temel nedeni sermayenin daha fazla kar  elde etmek için uzun süreli ve güvencesiz çalıştırmaya yönelmesidir. Bununla birlikte konu üzerine yapılan çalışmalar ve araştırmalar mevzuatta belirtilen gerekli önlemlerin öncesinden alınması halinde bu feci olayların ve ölümlerin yüzde 95’nin yaşanmayacağını ortaya koymaktadır.

Soma’daki maden cinayeti sonrası dönemin başbakanı Tayyip Erdoğan, facia ile ilgili  olarak, ‘’Bunlar sürekli olan şeyler, bu işin fıtratında bu var’’ açıklamasında bulunmuştu. Erdoğan, ilçeye yaptığı ziyaretinde de kendisini protesto eden göstericilerden birini tokatlarken, koruması da bir başka göstericiye tekmelerle saldırmıştı.

Göz göre göre gelen ve ölümlere sebebiyet veren, aslında birer cinayet olan olaylar bir kaza olarak adlandırılmaktadır. İş cinayetleri, haberlere bu şekilde yansıtılmakta, incelemeler bu şekilde yapılmakta, raporlar bu şekilde hazırlanmakta ve  mahkemeler bu şekilde görülmektedir. Nihayetinde, olay bu şekilde kapanarak, unutulur gider. Ta ki, yeni bir facia yaşanana kadar.

Maden işletmeleri, sanayi siteleri, inşaat, enerji, tekstil, göçmen işçilik, mevsimlik işçilik vd. irili ufaklı bir çok iş sahası benzer tehlikelere açık durumdadır. Özelleştirme ve taşeronlaşma sistemine dönüşüm süreciyle sendikasız ve güvencesiz çalışma yaygınlaşmıştır. Kayıt dışı, kaçak işçi çalıştıranlarda sigorta ve tazminat yükümlülüğü yok, iş kazası bedeli işçiye ait.  İşsizlik seyrindeki artış bu istismarı kolaylaştırıyor.  ‘’…gördüklerimiz yalnızca kayda geçen iş cinayetleri. Bunların hesabı merkezi olarak tutulmuyor, yalnızca yerel-ulusal medya kanallarından biliyoruz. Aynı zamanda kayda geçmeyen iş cinayetleri de var. Meslek hastalığı sebebiyle hayatını kaybedenler de iş cinayetleri olarak gündeme gelmiyor. Maalesef meslek hastalığı nedeniyle hayatını kaybeden işçiler akut iş cinayetlerinde hayatını kaybedenlerden katbekat fazla. Meslek hastalığı tanı ve tespitinin de ne kadar zorlaştırıldığını biliyoruz. Bu sebeple iş cinayetleri rakamları gerçeği ne yazık ki yansıtmıyor, durum bildiğimizden çok daha vahim.’’ (www.emekveadalet.org Berrin Demir, Avukat, Bir Umur Derneği kurucularından)

İş cinayetlerinin görüldüğü ceza mahkemeleri, benzeri olayların bir daha yaşanmaması için caydırıcı bir güç olamamakta ve adalet sağlayamamaktadırlar. Birçok iş cinayeti davasını yakından takipçisi olan ve iş cinayetlerinde yakınlarını kaybetmiş olanaklara gönüllü avukatlık yapan Berrin Demir mahkeme süreçlerini şu şekilde özetlemektedir: ‘İş cinayetleri davalarında mahkeme heyetlerinin yerleşik bir tavrı vardır. Zaten bu davaların standart bir yargılama şekli vardır, taraflar anlaşırlar, “iş kazası” olmuştur, polisin, SGK’nın tuttuğu raporlar vardır, onun üzerinden kısa sürede etkisiz bir yargılama yapılır. Zarar giderimi varsa, pişmanlık belirtiliyorsa bunlar göz önünde bulundurulur. Tanıklar dinlenir, gerekirse bilirkişiye gidilir. Üç-dört celse sonra da dava sonlandırılır. Ayrıca avukatlar tarafından da ceza davaları pek takip edilmeyen davalardır. Mahkemelerin buradan gelme bir refleksleri var. O yüzden biz iş cinayetlerinin ceza davalarına hep beraber girdiğimiz zaman mahkeme heyetinin durumu ele alışında bir değişikliğe yol açıyor.’’

İkincisi biz bu davalara, vekâlet üstlenen tüm meslektaşlarımız ve bize destek veren akademisyenlerle birlikte, elimizden geldiğince hak ettiği önemi vererek hazırlanıyoruz. Duruşmada özellikle sorgulamayı çok etkin yapmaya çalışıyoruz ve bilirkişilerin olay yerini görerek iyi bir rapor almasını sağlamaya çalışıyoruz. Bu ciddiyet hâkimleri şaşırtıyor. Mesela bir iş cinayeti davasında hâkim şaşkınlıkla “siyasi bir dava da değil, niye bu kadar gürültü koparıyorsunuz anlamadım,” diyor. Sorgulamada “siz yine bütün tanıklara soru mu soracaksınız,” diyor.’’ ( Berrin Demir, Ekmek ve Adalet Platformu ile söyleşi, 5 Mart 2015)

İş cinayetlerinde yakınlarını kaybeden ailelerin oluşturduğu Adalet Arayan İşçi Aileleri’ her ayın ilk Pazar günü, Galatasaray Lisesi önünde Vicdan ve Adalet nöbeti için bir araya geliyorlar. 1 Mart 2015 Pazar günü 39. nöbet eylemine katılanlar “Türkiye’de her gün 5 ila 8 işçi hayatını kaybediyor. Kaza değil cinayet! Vicdanınız yok mu?” yazılı pankartı ve “Fıtrat değil cinayet”, “Çalışırken ölmek istemiyoruz”, “Kaza değil cinayet” yazılı dövizlerini taşıdılar.

Gönüllü avukatların destekleri ile aktif bir sorumluluğa giren aileler hem yakınlarını kaybettikleri iş cinayeti davasının hem de diğer davaların takipçileri olarak olası yeni iş cinayetlerine dikkat çekmekte ve mücadele vermekteler.

 

Davutpaşa, OSTİM, Marmara Park AVM (Esenyurt ), Soma, Ermenek…

 

Özelleştirme, taşeronlaştırma, güvenlik önlemleri olmadan çalışma öldürür!

 

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here