Necati Karadağ’ın Ardından: Kardeşlik Yıldızları Yoldaşın Olsun!

2
47

necati_ağabey_4

Her insan öyle güzel bakamaz. Her insanın gözünden bal gibi dostluk akmaz. Her insanın gözünden sabah güneşi gibi insanın yüreğini ve dünyasını aydınlatan kuvvetli dostluk ışıkları saçılmaz. Necati Karadağ, bakışları gibi güzel bir insandı.

Onunla Göteborg’da düzenlediğimiz konser etkinliği sırasında tanıştık. Necati’yi bize, ortak dostumuz ve Cihanbeyli’nin yiğit insanlarından Cavit Güven tavsiye etmişti. “Gidin, derneğin altındaki kahveye onunla görüşün,” demişti. Göteborg’daki konser etkinliğimize katılım sağlamayı istiyorduk. İsveç’te Türklerle Kürtlerin kutuplaşmasına karşı adımlar atmayı istiyorduk. Kürt yurtseverlerinin konserimize katılmasını yurtsever hareketten de talep etmiştik.

Biz İsveç’te Türkiye devrimci hareketinden insanlarız, bu hareketin gelişmesini sağlamaya çalışıyoruz. Bu amaçla Türk, Kürt, İsveçli, Arap ve diğer bütün göçmenlere ama başta Türklere ulaşmak istiyoruz. Kürtler konserimize ilgi gösterdiler ve geldiler. Daha ilk adımlarımızda karşılaştığımız o çok değerli dostluğu ve dayanışmayı asla unutmayacağız.

Türk kökenli insanların çoğunun bizden köşe bucak kaçışlarını ise örgütsüzlüğe ve gericiliğin güçlü etkisine yorumluyoruz. Bir onlar çok kaçtı bizden bir Türk düşmanı Kürt milliyetçileri ve bir de hem bir şey yapmayan hem de yapılan iyi şeylere destek olmayan rekabetçi solcular.

AKP iktidarı Türklerle Kürtleri birbirinden uzaklaştırmak için Avrupa’da bir “PKK öcüsü” yaratmış. Türkiye solunu da o öcü kategorisine sokuyor. Kendi gerçekliğine ve halkına yabancılaşmış olan Türkiye solu AKP’nin politikasına, daha mücadele etmeden, teslim olmuş ve ısrarlı çabalarla Türk kökenli insanlara ulaşmaya çalışacaklarına zaman zaman gidip ya Kürt ya da Alevi hareketine yanaşarak teseli bulmaya çalışıyor. Ya da kendi dar çevresinde yaşıyor. CHP’li ve sola eğilimli Türk kökenli insanların çoğu, AKP ve MHP’lilerle buluşacağı alanları seçiyor. Gençlik zaten ya kariyerin ve paranın ya da milliyetçilik ve dinciliğin etkisinde. Okumuş kesim, “Bu denli cehalet ancak tahsille mümkündür.” sözünü hatırlatırcasına tıpkı İsveç’te yüksek öğrenim okumuş kesimin ezici çoğunluğu gibi sisteme eleştirisizce bağlılığı öğreniyor, bireyci düşünüyor ve davranıyor. “Solcu” ailelerin bu şekilde yetişmiş çocuklarından gurur duyuyor olmaları mücadeleye yabancılaşmanın en çarpıcı ifadelerinden biridir. Sistem dışına çıkan gençlerin önemli bir kısmı ise uyuşturucuya ve çetelere karışıyor.

İsveç devleti göçmenlere özellikle para ve kariyer peşinde koşmayı salık veriyor. Bu amaçla çoğu özel bir yetenekten yoksun ama kapitalist İsveç sisteminin propagandasını yapan çıkarcı ve samimiyetsiz insanları “örnek” diye tespit ediyor, öne çıkarıyor ve toplumu onların etrafında örgütlüyor. Onları özellikle destekliyor. Mesela İsveçlilerden kat be kat özgür yaşayan kadınlar bile İsveç düzeninin propagandasını yaparak toplumda yer edinmek için gerçekle alakası olmayan ezilen göçmen kadın senaryoları uyduruyor ve proje paraları alıyorlar. İsveç’te sivil toplum adı verilen alan en sıkı şekilde devletin denetimindedir. İsveç sıkı sıkıya gözettiği kalıplara uymayan alternatif çabalara ise soğuk bakıyor ve onlara genellikle alttan alta engel oluyor.

İsveç’te Türk kökenli göçmenlerle bağ kurabilmek, Türk-Kürt kutuplaşmasını aşabilmek için ısrarlı ve etkili gayretler gerekiyor.

Arkadaşlar konser öncesinde Kürt Derneği’ne gitmiş ve Necati’yle görüşmüşler. Necati hemen uzatılan biletleri almış… Konser günü salona, sattığı biletler kadar çok insan getirdi. Gülen gözleriyle biletleri ve paraları verdi… Biz ne zaman derneğin altındaki kahveye gitsek uzaklardan yakın akrabaları gelmiş gibi bizimle ilgilenirdi.

Arkadaşlar başka bir dönem de, Kobane’de IŞİD’e karşı mücadelede yaşamını yitiren genç devrimci Eylem Ataş için düzenlediğimiz eylem hazırlıkları hakkında Kürt Derneği’ne gitmiş ve Necati’yle görüşmüşler. Necati hemen duyuru yapmış, insanlardan Eylem Ataş hakkında başlatılan imza kampanyası için imzalar toplamış, kahveye afişler asmış. Hazırlıklar için koşturan arkadaşımız kahveye gelip etkinlik için parasal sorundan bahseden bir konuşma yapınca, Necati “Pamuk eller cebe!” diye hemen orada bulunanlardan yardım toplamış.

Göteborg’da Cihanbeyli’den ve Kulu’dan Türk’ü ve Kürt’ü ile aralarında Ahmet Erdoğan, Halil Kadiroğlu, Necati Karadağ gibi isimlerin bulunduğu ve kardeşliğimizin simgesi çok değerli insanlar tanıdık. Necati Karadağ’ı ne yazık ki yitirdik. Biz Türkiye devrimci hareketinden Direnişçiler, Necati Karadağ’ı tanımış olmaktan büyük şeref duyduk ve mutlu olduk. Ölümü, bizim için, özellikle Türklerle Kürtlerin kardeşliği için büyük kayıptır.

Şahsen hastalığında onu ziyaret bile edememiş olmanın üzüntüsünü yaşıyorum. İsveç dışında bulunuyordum. Ayrıca, gözlerinden, yüzünden ve duruşundan o denli enerji aldığım bir insan ölmez, sanmıştım.

Biz Direnişçiler onu Türklerle Kürtlerin kardeşliğinin sembollerinden biri olarak kalbimize gömüyoruz. Necati Karadağ’a borcumuzu ancak Türk-Kürt kardeşliğini geliştirerek ödeyebiliriz.

Hamza Yalçın

2 YORUMLAR

  1. ANADOLU GERÇEK BİR DEVLET MEZARLIĞIDIR
    Bu dünya insanın aklı ve emeği ile güzel olur.

    Kontrolsüz güç kendisini bitirir.

    Tarih’de On Altı devlet kurduk diye övünme, böbürlenme, caka satma, paya ve fors atma.

    Bu kafayla sen On Yedinci bir devleti daha kurmak zorunda kalırsın , kalabilirsin.

    Sırf bunun için bile, olsa artık yeter & besse – besse !

    Ne bu toprak, ne bu insan, havası alınarak vakkumlanmak, buzdolabına atılarak dondurulmak, zamanda tünele sokularak ertelenmek, tezgâha konarak satılmak, mezara itilerek yok olup gitmek istemiyor.

    Her seferinde bir adam çıkacak diye bir devlet daha harcamak lüksüne ve konformizmine hayır.

    BU ANADOLU TOPRAKLARI YENİ BİR DEVLET MEZARI DAHA OLMASIN!

    Bu mezarlık artık bir devleti daha kendi içine almaz.

    BU MEZARLIĞA ARTIK BİR DEVLET DAHA SIĞMAZ, SIĞMIYOR, SIĞMAYACAK!

    Türkiye’deki bu son anayasa referandumunda bunun için hayır diyorum ve bu oyumu hayır olarak kullanacağım.

    Şahin Kanbur

  2. Buğünkü ABD yönetimi, kendisinin MEKSİKA sınırlarına duvar örüyorken, peki aynı bu anda da başka bir ulusal devletin, mesela TÜRKİYE’NİN ADANA’SINA askeri bir hava üssü ve İSTANBUL’UN ŞİŞLİ’SİNE ticari ve ekonomik GÖKDELEN & GÖKDELENLER dikiyor, yapıyor ve kuruyor.

    Bu ne ‘ pehriz ve bu ne lahana turşusudur ki ‘ peki (?)

    Eğer senin gerçek meselen, gerçekten de gerçek, samimi ve masumâne bir ” ULUSAL GÜVENLİK’SE ! “, peki sen neden başka ulusların toprakları içinde gerçek bir işgalcilikle dalıp, askeri bir işgal girişimi yapıyorsun ve stratejik askeri üs & üsler kuruyorsun ?

    Sen masum mu oldun şimdi de ABD ?

    ABD masum, mazlum ve mağdur değil, değildir.

    Peki ABD ne ya da nedir ?

    Mesela şu soruyu tam şimdi sormak zamanıdır, bütün dünyaya ve insanlığa karşı :

    ABD bu dünya’nın bütün ulus türlerinin bileşenlerinden müteşekkül olan özgür bir devlet ve bu özgürlüklerin vatanı mıdır ?

    Yoksa ABD bu dünya’nın en zenginlerinin toplandığı ve yalnızca onların toplanma kulübü ve iş ya da çalışma ofisi midir ?

    Şahin Kanbur

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here