NURİYE GÜLMEN: SİSTEM BİZİ SÜREKLİ YOZLAŞTIRIRKEN EKMEK KAVGASINI YENİDEN HATIRLATTIK

0
60

Odak: Açlık grevi sürecine nasıl gelindi ve bu karar sizin açınızdan nasıl alındı ?

Nuriye Gülmen: Adaletsizliğe uğramış olma duygusunu çok yakıcı hissediyordum. Adaletsizliğe uğramak yaşadığımız çağda çok çabuk kanıksanabiliyor. Bunu kanıksamamak gerektiğini düşündüm. İnsan bu gibi durumlarda bahane uydurmaya çok müsait, böyle bir şeye karşı durmamak için milyonlarca bahanemiz olabiliyor. Bizi OHAL bahanesi ile içimize bir kor atıp işimizden ettiler. Bu durumda kendime ‘’adaletsizliği asla içime atıp sinmeyeceğim’’ dedim. İnsan adaletsizliği bir kere kabullendim mi onun devamı kesin geliyor. Ben bu duyguya inanan biri olarak bu durumu kabullenseydim eğer kendimle barışık yaşayamazdım. Biz zengin insanlar değiliz, senelerce okuyup çalıştık, bu durumda bir bakan bizim işimizi elimizden alıp nasıl ağaç kökü yesinler diyebilir? Beslenmek bir insanın temel ihtiyacıdır. Bu nedenle böyle bir içgüdüden vazgeçmek ve açlık grevine başlamak kolay bir iş değil. Açlık grevi en başından beri düşündüğüm bir şeydi ama sadece ben adaletsizliğe uğradım ve açlık grevine başlıyorum demekle olmuyor. Derdimizi önce insanlara anlatmamız gerekiyor. Daha önceki açlık grevi direnişlerine de tanık olduğum için bu sürecin nasıl işlemesi gerektiğini biliyordum.

Ben bu sürecin ilk başında açığa alınmıştım. Karşı taraf bu noktada meseleyi büyütmeden direnişimin başında beni işe iade edebilirlerdi ama böyle yapmadılar. Sonrasında bir de işten atıldım ve meseleyi onlar büyütmüş oldu. Açığa alındıktan kısa süre sonra direnişe başladım ve çok kısa süre sonra da Semih katıldı. O da bu sorunu çok yakıcı hissediyordu ve şöyle bir tabiri vardı ‘’bir şeyler yapmazsam hasta olacağım’’. Açlık grevi o nedenle bizim için çok tartışılan bir konu değildi ama nasıl gideceğini başta çok bilemiyorduk. Acaba 100 gün sürer mi diye düşünüyorduk. Şöyle bir şey de oluyor bir süre sonra, eylemin kendisini tekrar ettiğini görüyorsun. İnsanlardaki motivasyon da düşüyor, eyleme gelen kişi sayısı da düşüyor ve eylem bir şekilde sana söylüyor artık başka bir şey yapmak lazım diye. Büyütmek ve yükseltmek gerektiğini fark ediyorsun artık. Bunlar yaşandıktan 4 ay sonra da açlık grevine başladık.

O:Peki bu açlık grevi süreci nasıl geçti bir hapishane süreci ve büyük bir dayanışmada yaşandı ?

N.G: Öncelikle açlık grevi sürecinin çok çeşitli boyutları var. 60. günden sonra bir yükseliş oldu ve insanlar direnişi duymaya başladı. OHAL koşullarında 3 bin insanın sokağa çıkması, sloganlar atması ve bize destek olması çok güzeldi. Böyle bir şeyin bu süreçte çok önemli olduğunu düşünüyorum. Bu süreç o yüzden çok güzeldi bizi de çok motive etti. Bunun hemen arkasından baskılar arttı ve biz talimat üzerine tutuklandık. Bana göre en hafifi hapishane süreciydi. Hastane süreçleri daha zordu. Özellikle Numune Hastanesi hem açlık grevinin ilerlemiş olması dolayısıyla zorlayıcıydı hem de koşulları gerçekten ağırdı. Ama direniş gerçekten çok güçlü yapıyor insanı. Bize bu kadar saldırmasalardı biz de bu kadar güçlü olamayacaktık. Onlar saldırdıkça halk daha çok sahiplendi. Sokağa çıkma ivmesi yükseldi ve düştü ama sahipleniş hep vardı. Adımızın söylenmesinin bile tutuklanma sebebi olduğu bir süreçte sahipleniş çok iyiydi. Örneğin İstanbul’da afişlerimizin yapıştırıldığı için tutuklananlar olmuş. Gözaltına alınanlar 7 gün gözaltında tutuluyorlardı. Tahliye olduktan sonra sahiplenmenin bu boyutlarda olması inanılmazdı. Elbette açlık grevinin zorlukları da var. Özellikle bedensel olarak erirken normal kilo verir gibi veriyorsun ama sonrasında kaslar erimeye başlıyor. Bu hem ağrı veren hem de gerçekten kaslarının eridiğini hissettiğin bir süreç. Mesela alanda bir gün canlı yayın yapıyordum, çiçekleri falan gösteriyorum, işte bugün diyorum açlık grevinin 58. günündeyiz. Halbuki 38. günü. Ay ne 58’i 38, Allah korusun diyorum tahtaya vuruyorum. 58 gün bile bana çok uzun geliyordu. Ondan sonra tabi 100’lere geliyoruz, 200, 300 böyle devam etti. Zordu ama gerçekten çok etkili bir eylem ve insanın ekmeği için böyle bir şey yapması insanları etkiledi, harekete geçirdi. Bir de biz bu yaşananları kabul etsek ve bir şey yapmadan beklesek kimse bu sorunu bilmeyecekti. Bu halkın elinden ekmeğini alırsın ve sana ses çıkarmaz olduğu gibi sineye çeker gibi bir durum oluşacaktı. Biz direnişimizle ekmek kavgasının da ne olduğunu bir daha hatırlatmış olduk. Sistem bizi sürekli yozlaştırırken, bütün değerlerimizi unutturmaya çalışırken biz bu ekmek kavgasını yeniden hatırlattık. Bu yönüyle de çok önemliydi.

O: Peki açlık grevini bırakma kararı nasıl alındı?

N.G: Açlık grevine başlamamızın nedeni işimizi geri almak istememizden kaynaklıydı. Ama başta da söylediğim gibi içimizdeki adalet duygusu ve onurumuzu koruma meselesi de olduğu için ben direnişi kazandığımızı düşünüyorum. Onurumuzu kurtardık ve direniş beklediğimizden çok büyük bir yere geldi. Bir de sonuçta bir ölüm orucu değil açlık greviydi ve açlık grevini bir aşamadan sonra sonlandırmış olduk. Ayrıca OHAL komisyonunun da karar vermesini istiyorduk. Sıralamada bizim ismimizi öne almayı bile büyük bir sorun haline getirebildiler. Siyasi olarak kazandığımızı düşünüyorduk ve OHAL komisyonunun olumlu ve ya olumsuz somut bir karar vermesini istedik sonlandırmak için.

OHAL komisyonu karar verdikten bir gün sonra da açlık grevi direnişimizi sonlandırdığımızı açıkladık. Açıkçası komisyonun kararı bizim için çok önemli değildi, biz içimize sinerek kazandığımızı söyleyebiliyoruz. Bizi bu süreçte birçok şeyle terbiye etmeye çalıştılar ama terbiye olmadık. Açlık grevi direnişin bir biçimiydi. O bitti ama direniş hala devam ediyor. Örneğin Yüksel’de devam ediyor. İnsanlar her gün iki defa gözaltına alınıyor ve gerçekten ölümle terbiye ediliyorlar. Her gün alana çıkıyorsun ve ne olacağı belli değil. Bir eylemde kafanı yere vurabilirler ve beyin kanamasından ölebilirsin bu abartılı bir şey değil. Mehmet Dersulu arkadaşımız geçenlerde çok ağır bir işkenceye maruz kaldı. Kafasında ödemler oluştu, beyin kanamasından şüphelenildi. Biz bugün tedavi oluyoruz alana çıkamıyoruz fiziki olarak ama mevzimiz boş değil. O nedenle direniş sürmeye devam ediyor.

O: Bundan sonra direniş nasıl devam edecek? Siz ne yapacaksınız?

N.G: Biz iki arkadaşımızı tutsak verdik. Nazife Onay ve Celal Akgün arkadaşlar bu direnişten dolayı tutuklandılar. Serdar Baştekin arkadaşımız akademisyendi, Afrin sürecinde tutuklandı ama dosyasında Nuriye-Semih paylaşımları var. O da KHK ile atılan bir kamu emekçisi. Avukatlarımız tutuklandılar, afişlerimizi asan insanlar tutuklandı. Biz henüz işimize geri dönemedik ve kamu emekçilerini çok daha ciddi saldırılar bekliyor. Sadece kamu emekçilerini değil tüm Türkiye halklarını bekliyor. Bu nedenlerle direnmekten başka çaremiz yok. Ben fiziki olarak şimdilik Yüksel’de bulunamıyorum ama düşünsel olarak oradayım. İşin örgütlenmesinde ben de varım. Aslında direnmeye devam ediyorum ama alanda değilim. Sağlığıma kavuştuğum ilk gün yine alanda olacağım. Orası benim Ankara’daki ilk evim. Hapishaneden çıktıktan sonra Yüksel’e hiç gitmedim. Direniş sürüyor ve biçimi ne olursa ona katılacağız. Direnmeye her şekilde devam edeceğiz.

Odak Dergisi/ Ankara

11.03.2018

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here