Öğrenci Seçme Sınavı, Bizden götürdükleri ve alternatifimiz!

0
32

ogrenci-secme-sinavi-bizden-goturdukleri-ve-alternatifimizSavaş GENÇ

ÖSS…
Üniversitelerin kapılarını aralamak için girilen sınav…
Milyonlarca öğrencinin hem hayali, hem kâbusu olan sınav…
Sınavın sonucu kötüyse eğer intihar, terk edilen aileler ya da en iyi ihtimalle depresif bir hayat ile karşılaşmak çok mümkün.
Öğrencilerin sınav hazırlıkları yoluyla kendilerinden çalınanları öylesine kanıksamış, öylesine doğal karşılıyor olmaları ayrı bir soruyu sormamıza neden oluyor aslında;
ÖSS’nin götürdükleri sadece yıllarımız ve paralarımız mı?
Yukarıdaki girişten de anlaşılacağı gibi ben öyle olduğunu düşünmüyorum.
Öğrencilerin tam da hayata bakışının, yaşama biçiminin ve düşünce sistematiğinin şekillenmeye başladığı lise yıllarında, hayatının bir sınava bağlı olduğu ve tek hedefinin başarılı olmak olduğu düşünüldüğünde, bugünün gençlerinin içinde olduğu durumu anlamak aslında pek de zor olmasa gerek.
Roman – gazete okumak, dünyanın gelişimini gözlemlemek, güncel-politik olaylara ilgili olmak artık gençlerden beklenilen şeyler değil.
Hatta öyle ki, akrabalarının, komşularının, aile üyelerinin ya da en azından arkadaşlarının sorunu ile ilgilenebilen; sıradan bir yardım konusunda duyarlı olabilen genç görmek şaşırtıcı oluyor benim için.
ÖSS telaşında olan genç de gazete alabiliyor, televizyon izleyebiliyor; hafta sonları gazeteler deneme sınavı verirse ya da sınava yönelik programlar yapılırsa…
Bir dönemin liseli gençlerinin işçi grevlerine destek olmak için, faşist saldırıları protesto için, ya da 1 Mayıs’lara liselerden ses vermek için okullarını işgal ettiklerini; çeşitli politik eylemler gerçekleştirdiklerini biliyorken, egemenlerin işi sıkı tutmak adına böylesine organize bir tertip ile gençleri daha 15-16’lı yaşlarda yaşamdan-hayattan-mücadeleden saf dışı etmeyi planladıkları iddiası oldukça mantıklı geliyor bana.
Bir yanda sıra arkadaşını mücadeleye kazanmak, onunla üretim halinde olmak, örgütlenmek, başkaldırmak!
Bir yanda da sıra arkadaşını kendi gittiği dershaneye kayıt ettirerek, kendisine uygulanacak indirimi hesap eden; daha iyimseri ise arkadaşından daha fazla soru çözebilmeyi, arkadaşının başarısız olmasını kendine avantaj olarak gören gençler…
Böyle bir neslin meslek hayatının da çok farklı olacağını düşünmüyorum.
Çevresine, ailesine, arkadaşlarına, akrabalarına, mahallesine, köyüne, memleketine, toplumuna, dünyasına ilgilisiz; onların sorunlarına duyarsız bir nesildir(;) sonuçta ortaya çıkacak olan.
Kaldı ki biz, bugün bu nesil ile yaşıyoruz; yani bu nitelikteki gençler ağırlıktalar.
Sadece sınavda başarılı olabilmek için ezberlenen formüllerin, coğrafya ve tarih bilgisinin ve Türkçe’nin hayatta bir karşılığı olmadığını görmek çok zor değil.
Biz bilimi öğrenmiyoruz; bilimsel denen metinler ezberliyoruz.
Üniversitelerde iyi ezberci olduğumuz zaman yer alabiliyoruz.
Milyonlarca Hukuk sevdalısı Doktor, Elektronik meraklısı Coğrafya okuyor ve iş hayatına atılıyor.
Her şeyden öte bize “öğretilen” bilimin de bir karşılığı yok.
Ve tüm bu kalitesizlik için yıllarımızı yok ediyoruz; gömüyoruz.
Üniversiteli arkadaşlarımız, okullardaki faaliyetlerine ilişkin davetiye, bildiri dağıttıklarında, öğrencileri sesli ya da görsel araçlarla davet ettiklerinde onların ilgisizliğini, üstüne bir de “bu işlerin boşluğu”na dair nasihatlerini görmüş, duymuşlardır.
İşte tüm bu süreçlerden geçerek büyüyen; yani on altı-on yedi yaşlarından itibaren okuduğu tek şey ÖSS deneme soruları olan gençlerin üniversitede böylesine vurdumduymaz olmaları düşünülmeli-hatırlanılmalı.
Sınava hazırlandığı yıllarda aşırı kilo kaybı/ alımı yaşayan, vücudunda sivilcesiz bölgesi kalmayan, 70 yaşında bir ihtiyar yorgunluğuyla dünyaya bakan gençlerin değil aslında bu kabahat!
Bu kabahat, gençliğin potansiyel enerjisinin her an dizginlenemeyecek, önüne geçilemeyecek bir sel gibi coşmasından, devrimci mücadeleye kanalize olmasından; hiç değilse kendi kokuşmuş düzenlerine itiraz edebilecek hale gelmelerinden korkan egemenlerindir.
Yukarıda örnekleyerek anlatmaya çalıştıklarım, bir gencin yaşamında çok önemli yeri olan konulardır. Sosyalliğini ve zamanla da insani özelliklerini yitirmeye başlayan genç, kaybını kendi yaşıtlarının arasında, aynı ortamı ve koşulları paylaşan insanlar arasında çok zor görecektir.
Zira sistemin tüm kurumları; okul, iş, aile, televizyon programları “spor” anlayışları vb. hepsi birbirini desteklemekte ve aynı yozluğu geliştirmekte; birbirinden nemalanmaktadır.
O sayede sadece gençlerimizin değil, tüm toplumun düşünmesi, sorgulaması, tepkisini dile getirmesi ve yaratıcı olması gibi insani özellikleri köreltilmekte, önüne geçilmektedir.
Futbol, TV dizileri ve daha yoz onca ilişkinin içerisine gömülmüş olan gençler, durumunu ancak kendi yaşamından farklı bir yaşam ile karşılaştığında görebilir.
Günümüz Türkiye’sinde ÖSS engelini aşmadan üniversite okumanın yolu yok gibi. Hatta yok.
Dolayısı ile sınava hazırlık yapılmalı; ders çalışılmalıdır.
Ancak bu sürecin bizden götürdükleri, bizden çaldıkları bilinmeli ve buna engel olunmalıdır.
ÖSS sonrası başarılı olan öğrenci de başarısız olan öğrenci de diyalogcu-dayanışmacı eğitimde yer almak suretiyle mücadeleye katkıda bulunarak sistemin kendisinden aldıklarını, yoksun bırakıldığı çok önemli hususları tamamlayabilir ve kendisini geliştirebilir.
Geliştirebilir, çünkü diyalogcu-dayanışmacı eğitim çalışmalarımız, bizlerin başta -tam insan- olabilme özelliklerimizi kazanmamıza yardımcı olmaktadır.
İnsanları amaçlarımıza ulaşmakta kullandığımız birer araç olarak görmeyi, bize bir meziyetmiş gibi öğreten bu düzeni sorgulayarak; “insanlarla birlikte öğrenebilmek” diye bir şeyin varlığını göstermektedir.
Mesela o sayede, normalde anlama zorluğu çeken arkadaşımızın zekâsından şüphe edebilecek durumdayken, o arkadaşımızın gelişme koşullarını, maddi ve manevi durumunu, aile ilişkilerini de düşünerek; belki de ona yardımcı olmaya çalışacağız.
İşte bu gelişmişliği, sağlam temeller üzerine kurulu devrimci bir mücadeleyle ve birkaç yıl önce başlattığımız diyalogcu-dayanışmacı eğitim çalışmamızla sağlayabileceğimize inanıyorum.
O halde bize düşen görev, bu kokuşmuş düzenin çarpık ve kalitesiz, üstüne üstlük bir de seçerek bizlere ezberletilmeye çalışılan eğitiminin alternatifini yaratmaktır.
Diyalogcu-dayanışmacı eğitim anlayışımızı geliştirerek toplumda egemen kılınan bireyciliği, bencilliği ve yozlaşmayı geriletmek, yok etmektir.
Mücadelenin kendisini bir okul gibi, eğitim gibi gören bizlerin; her mahallede, her iş yerinde ve okulda yaratacağımız etki alanını, birer eğitim birimi haline dönüştürmek yapabileceğimiz, yapmamız gereken bir görevdir.

Paylaş
Önceki İçerikOrtadoğu ve İslam
Sonraki İçerikŞükrü Erşan

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here