Ölüm Orucu Direnişleri Üzerine Tartışma-4, Odak Dergisi’nin Değerlendirmesi

0
752

Ölüm oruçları bütün haklı gerekçelerine ve isyancı özüne rağmen sonuçta genel olarak muhalefetin özel olarak ise sol hareketin çaresizliğinin ürünüdür. Sol hareket ölüm oruçlarına alternatif etkili bir direniş çizgisi ve sosyalizm yolunda dayanışma içinde birlikte mücadele edebilecek güçlü örgütler geliştiremedi. Sorun buradadır.

Ölüm oruçları ilkin 1984 yılında gündeme geldi. Devrimci hareket 1980 yılına kadarki süreçte güçlü direniş örgütleri ve solda birlik yaratamamıştı. Bu eksikliğin bedelini ağır bir yenilgiyle ödedi. 12 Eylül öncesinde kendisini abartan çeşitli sol hareketler askeri cuntanın gelişine ve halkı ezmesine karşı etkili bir direniş ortaya koyamadılar. Türkiye solunun milyonlarca taraftara kavuştuğu, sosyalist düşünce ve eylemin Türkiye’nin en ücra yerlerine kadar ulaştığı tarihimizdeki en büyük devrimci yükseliş, sabun köpüğü gibi söndürüldü. Hapishanelerdeki açlık grevleri ve ölüm oruçları o ağır yenilginin yıkıcı sonuçlarını hafifletmeyi amaçlıyordu.

Ama ölüm oruçları sol hareketin örgüte ve solda birlik sorununa yaklaşımını ilerletmediği gibi tam tersi sonuçlar yarattı. Ortak eksiklikler saptanacak yerde “Biz direndik diğerleri teslim oldu, biz iyiyiz, diğerleri kötü” gibi yaklaşımlar gelişti. Sosyalist örgütler kendilerini çok beğenmeye ve abartmaya devam ettiler. Sonuçta ortak eksiklik olan örgütsüzlük ve sol içi rekabetçilik AKP iktidarı karşısındaki başarısızlıkla kendisini çok daha kötü şekilde gösterdi. Ayrıca sol hareket içinde devrimci disiplin yerine eleştiriye kapalı bir anlayışla sağlanan ve sosyalizmin özüne çok aykırı bir disiplin anlayışı gelişti. Örgüte bağlılık da yer yer diğer örgütlere karşı saldırganlık halini aldı.

Sol hareket devrimci örgüt ve solda birlik eksikliğini tamamlayamadığı için giderek daha çok zayıfladı. Öyle zayıfladı ki AKP rejimi iktidara gelirken, karşısında direnecek güç bile kalmamıştı. Dinciler ellerini-kollarını sallayarak geldiler ve iktidara yerleştiler. Devrimci hareket ülkesini ve halkını savunamadı. Halk muhalefetinin 2016 Haziran Direnişi’nde doruğa ulaşan bütün kendiliğinden eylemlerine rağmen sosyalist hareket etkisiz kaldı. Barolar bile iktidara karşı eylemler yaparken sol hareket eylem yapamaz hale düştü. Ölüm oruçları gene soldaki çaresizliğin dışa vurumudur.

Ölüm orucu direnişçilerinin kararlılığı her şeyden önce zulme karşı direnme azmine dayanıyor. Buna saygı ve sevgiyle katılıyoruz. Zulme karşı direnme azmi çok büyük bir olanaktır. Devrim yolunda düşen kahramanlara ve onların dayanışmacı arkadaşlarına sevgi ve saygı duyuyoruz. Şunu da biliyoruz ki mücadeleyi yükseltmek için ölmek zorunda değiliz. Ölmeden ve sakat kalınmadan yapılacaklar üzerinde yoğunlaşılmalıdır.

Halk bugün suskundur ama esas suskun olan halk değil, devrimcilerdir. Devrimci hareket olarak son 40-50 yıldır grupçu değil de gerçekten örgütlü ve birlikçi bir çizgi izleyebilseydik bu duruma gelmezdik. Ne kadar çok ölürsek o kadar samimi, haklı ve doğru çizgide olacağımızı düşünemeyiz. Dinciler ve milliyetçiler bizden çok daha kolay ölüme gidebiliyor. Ölüm orucu direnişçilerine saygımızı azaltamaz ama direnişten kahraman olarak çıkıp da kötü hallere düşen niceleri var! Ölüm orucu eylemini yürütmüş olan arkadaşlar eleştirileri dikkate alırlarsa sosyalist solda birliğe büyük katkıda bulunacaklarına inanıyoruz.

Sorun hepimizin sorunudur. Sol hareket sosyalizme ve örgütlenmeye doğru yaklaşamadığı için örgüt disiplinini ve militanca kararlılığı genellikle sosyalizme uygun yollardan sağlamayı yeterince önemsemiyor. Propaganda insanlarla iletişimin temel geçerli yöntemi sayılıyor. Sol hareket disiplinli ve kararlı gerçek örgütler yaratamadığı için bu can alıcı eksikliği, devrimci eleştiriye düşman, propagandacı bir grupçulukla sağlamaya kalkıyor. Grupçu örgütler bu yaklaşımlarla elde ettikleri güçlerini ve etkilerini, haklılıklarının kanıtı görüyor ve propaganda ediyorlar. Eleştirimiz herhangi bir örgüte değil kendimiz dahil hepimizedir.

Sol örgütler ve ilerici kamuoyu, zamanlamasını isabetli ve yürütülme biçimimi doğru bulmadıkları eyleme genelde destek verdi. Sosyalist hareket bu konuda genel olarak yapıcı davranmıştır. Bu hassasiyeti olumlu görüyoruz. Yıkıcı eleştiriden genellikle kaçınıldığını gördük. Gerçekte mücadelede bir şey yapmadığı halde eylemin propagandasına sosyal medyadan sorumsuz ve abartılı ifadelerle destek verenler de çoktu.

Kendi eksikliklerimiz ile hesaplaşacak yerde kendimizi abartarak ve birbirimizi küçümseyip suçlayarak devam edersek varacağımız yer son 40 yılda vardığımız yerden pek farklı olmayacaktır. Devrimci hareketin geneline bakanlar her bir devrimci örgütün nice yiğitlerle ve nice çürüklerle dolu olduğunu görecektir. Temel sorunumuz, kimin daha yiğit olduğunu belirlemek değildir.

Ölüm orucu direnişlerini zorunlu ve tek çıkar yol görmediğimiz halde onların zulme karşı direnişçi içeriğine saygı ve sevgi duyuyoruz. Biz ölüm oruçlarından ve hatta açlık grevlerinden mümkün olduğu kadar kaçınılması, mevcut koşullar temelinde ve geçmişin deneyimleri ışığında, hem o direnişlerdeki kahraman ruha hem de sosyalist hareketin insancıl amaçlarına uygun yeni yollar geliştirilmesi taraftarıyız.

Odak Dergisi, 3 Ekim 2020

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.