Örgütlü Mücadelemizi Daha İyi Geliştirmek İçin…

1
59

Örgüt kelime anlamıyla: “Be­lirli bir amaç ya da amaç grubuna yönelik, birbiriyle bağ­lantılı eylemlerin gerçekleşti­rilmesi için bireylerin önceden belirlenmiş davranış kalıpları, görevleri ve sorumlulukları çer­çevesinde bir araya gelmesiyle oluşan, tamamlayıcı ve süreklilik gösteren toplumsal yapılanma” demektir. Sözlüklerde veya in­ternette en basit aramalarımız­da bu cevap ile karşılaşabiliriz.

Bu anlamıyla örgütün be­lirli amaçları vardır. Bu ticari amaçlı olabilir; sosyal-kültürel amaçlı olabilir; bunların yanın­da demokratik-toplumsal amaçlı da olabilir. Mesela; bir meslek kolunda ticari amaçla kurulan bir şirket, bir anlamı ile örgüttür. Mesela, bir yörenin kültürünün tanıtılması, yaşatılması ve geliş­tirilmesi amaçlı yan yana gelen köy dernekleri de bir örgüttür. Veya toplumsal-ekonomik so­runları dile getiren; devrimci ve demokratik amaçlar edinmiş, bu doğrultuda çalışmalar yapan ve bu yolda devrimci bilinç oluştur­maya çalışan bizim gibi bir ara­ya gelmiş insan topluluklarına da örgüt denilir.

“Bizim gibi” demokra­tik-toplumsal amaçlı mücadele veren örgütler; hepimizin bildiği gibi halkın daha yaşanabilir ve insanca bir dünyayı hak ettiğini düşünür. Bu, içerisinde yaşadı­ğımız sömürücü-gerici sisteme alternatiftir. Toplumun yaşama olanaklarını kısıtlandığından gerçek bir refah seviyesi düşü­nülemez. Bu anlamıyla örgütü­müzün amacı da, bu refah sevi­yesini olabildiği en ileri noktaya getirmektir. Sistem öyle ki, ken­disini sağlamlaştırabilmek ve halkı iyiden iyiye sömürebilmek için hem merkezi yapısını daha kapalı ve korunaklı hale geti­rirken halkın üzerindeki hege­monyasını da yasaları ile veya içerisindeki illegal yapılanmala­rı aracılığıyla yasadışı şekilde kurmaya çalışır. Bu sisteme al­ternatif hareketimiz de, sosyalist nitelikte olacaktır.

AKP hükümeti, iktidarı süresince çıkardığı yasalar ile, diğer taraftan da kirli oyunlarıyla toplum üzerinde baskı kurmaya çalışmaktadır. Mesela son yıl­larda 4-C sürecini, referandu­mu ve şimdi gündemdeki “yeni anayasa” tartışmalarını örnek gösterebiliriz. Aynı zamanda bu sürecini de toplumun tüm ke­simlerinin üzerinde ahlaksız ve çirkin oyunları ile örmeye ça­lışmaktadır. Tayyip ERDOĞAN artık açık şekilde “taraf olmayan bertaraf olur” demektedir. Yani ya Cemaat yanlısınızdır ya da düşman. Solcusunuz, CHP’li, MHP’li fark etmez. Attıkları her adımı kendi iktidarlarını perçin­lemeye dönük atıyorlar.

Eskişehir’de “yasadışı örgüt operasyonu“ diye toplum­da eğitim ve dayanışma hare­keti yaratabilmek için çalışan ODAK okurlarının tutuklanması ile başlayan süreç; hızlı bir şe­kilde Halk Cephesi, Halkevleri, ÖDP gibi devrimci-demokrat ke­simlerinin taraftarları üzerinde de hissedildi. Yasadışı telefon dinlemeleri artık kolay şekilde yapılabilmektedir. İnsanlar neyle suçlandıklarını bile öğreneme­den yıllarca cezaevlerinde yat­maktadır. İşte bu gibi dönemler­de veya dönemsel olaylarda, ani gelişebilecek toplumsal olaylar­da; Devrimci Hareketimiz nasıl ki ani refleksler koyabilir ise, bu refleksi gösterebilecek top­lumsal muhalefeti yaratabilmek için de görüşleri doğrultusunda örgütlenme çalışmaları yapabilir ve yapmalıdır.

Türkiye Devrimci Hare­keti yaklaşık 100 senedir; de­mokrasi ve sosyalizm mücade­lesi vermektedir. Geleneğimiz M.Suphilerin, Ş.Hüsnülerin, E.Nejatların, Denizlerin, Mahir­lerin, İbrahimlerin ve Ömerlerin geleneğidir. Devrimci Hareketi­miz bu anlamı ile beslendiği da­mar oldukça eskilere dayanan, birikimli bir haldedir. Hareketi­miz; dünya ve ülkemiz devrim­ci hareketini köklü bir biçimde tartışıp, ülkemiz pratiğine uygun hale getirmeye çalışmıştır. Öze­linde, Marksizm ve Leninizm’in ideolojik hattı temelinde Mustafa Suphiler ve Şefik Hüsnülerden Denizlere, Mahirlere, İbrahimle­re ve Ömerlere uzanan bir gele­neği benimsemiştir.

Hareketimiz Mayıs 1988 yılında; ülkemizde alternatif bir sol örgütün gerekliliğine inana­rak ve ideolojik-politik hattını da bu alternatif anlayış paralelinde oluşturmuştur. Dünyada sosya­lizmin tahrifi ve ülkemiz somu­tunda da Reel Sosyalist etkideki örgütlerin değerlendirilmesi ile, farklı bir bakış açısı geliştirebil­miştir. Bu haliyle, kendisini dö­nemin rüzgarına kaptırmamış, hem kendi geleneğine hem de devrimci hareketin geneline eleştirel bakabilmiştir. Yani “güç” ten etkilenmemiştir. Doğru bil­diği yolda, marjinal olmaktan korkmayarak ilerleyebilmiştir. Hala, Türkiye Devrimci Hareke­tinin genelinde reel-sosyalizmin zaafları hakimken, Hareketimiz bu zaaflı yönlerin üzerine gide­rek aşmaya, alternatif ve solun yenilenmesine hizmet edecek devrimci ilişkiler ağı yani örgütü oluşturmaya çalışmaktadır.

Temel Zaafımız:

Tabii bu saydıklarımız; başlı başına güç oluşturmaya, dev­rimci bir ODAK oluşturmaya yetmemektedir. Anlayış ve me­totsal anlamda doğru bir hat oluşturmamıza rağmen, hala çizdiğimiz şekillerde bir örgütü oluşturabilmiş değiliz. Bunların sebebinde pratik yanlışlıklar ya­nında; büyük anlamda gelişme ket vuran algısal yanlışlıkları da verebiliriz. Mesela, bazı ilke­sel meseleler, reel-sosyalizmin hatalı yaklaşımına düşmeye­ceğiz diye fazlaca es geçilmiş, sıradanlaştırılmış ve liberal bir hal alabilmiştir. İrade, liderlik ve birliğimiz; örgüte karşı açıklık bunların en başındakiler. Bü­rokratikleşmeye ve ilke ihlalle­rine karşı yaklaşım liberalizmle karıştırılıyor. Bu zaaflar devletin tepesinin 90’lı yıllarda sola uy­guladığı tasfiye operasyonunu sonucu Hareketin liderinin yurt dışına çıkmak zorunda kalması sonrası daha da hissedilir hale geldi. Bilindiği gibi Hamza Yalçın iki kez üst üste beraat ettiği da­vadan 28 Şubat döneminde en ağır cezayı aldı. Burjuvazi ken­di hukukuna bir kez daha say­gı göstermedi. Arkadaş aldığı cezaya rağmen ülkede kalarak çalışmaya devam etti. Yurt dı­şına çıktıktan sonra bir süre ise hareketin liderliği operasyonlar ile dağıtıldı ve bir tasfiye süre­ci başladı. Kalanlar eski çizgiyi sürdürecek durumda değillerdi. Hatta bir süre sonra da Hamza arkadaş ile alttan alta güç mü­cadelesine girerek devletin tas­fiye operasyonuna destek du­rumuna düştüler. Hamza Yalçın Türkiye’ye dönemesin diye bir şahsın yalan ifadesi üzerine bir kez daha ceza verildi. Arkadaş­ları, toparlanma yolunda hare­ketin liderine sahip çıkamadıkla­rı gibi onun arkasından aleyhte tutumlar içine girdiler. Bu süreç­te daha önceki yıllarda oluştu­rulmuş Direnişçi gelenek tasfiye oldu. Onun yerine disiplinsizlik, liberalizm ve küçük hesaplar öne çıktı. Hareket süreç içinde fiilen tasfiye olduktan sonra son yıllarda gençlere dayanarak ye­niden toparlanmaya başladı.

Alternatif hareket Mahir-Hüseyin-Ulaş tutumuyla yoldaş­ça bağlılıktan, örgüte açıklıktan ve iç birliğimizi tam anlamıyla oluşturabilmekten geçer. Mahir Çayan geleneğinden gelen in­sanların Yusuf Küpeli ve Münir Ramazan tutumuna düşmeme­leri gerekir. Hareketin reel-sos­yalizme karşı Hamza Yalçın ta­rafından geliştirilmiş olan tezleri liberalizme dönüştürüldü. Lideri putlaştırmayacağız, örgütü ide­alize etmeyeceğiz diye; örgüt bilinci, direnişçilik ve lidere ar­kadaşça bağlılık bir yana bıra­kıldı.

Devrimci-demokratik amaçlar doğrultusunda müca­dele veren kolektifimiz; yani örgütümüz de sıradan bir örgüt­te (mesela ticari bir amaç doğ­rultusunda kurulan bir örgütte) dahi var olan koordinasyon ve liderliğe karşı çıkmaz. Niyetle­rimiz doğrultusunda adım atar­ken; keyfimize göre değil Leni­nist disiplinle ilerleriz.

Örgütsüz, normsuz ve disiplinsiz mücadele olmaz. Ayrıca bir devrimci hareket için davaya bağlılığı, kavrayışı, öz­verisi ve direnişçiliği ile pratikte tartışmasız bir şekilde öne çık­mış liderler birer şanstır ve ola­naktırlar. Zaten devlet onları bu yüzden hedef alır. Bu yüzden onlar her türlü saldırının ilk he­defidirler. Liderlerine sahip çık­mayan hareketin devrimci olma şansı yoktur. Fikirleri, eylemi ve direnişçiliği ile yıllardır önde yürüyen liderine sahip çıkma­yanların Mahirlere, Denizlere, Ömerlere sahip çıkma iddiala­rı boş laf kalır. Örgütü ve lideri yeri geldiğinde eleştirmek, put­laştırmamak; onları liberal bir biçimde ele almak değildir.

Kaldı ki liderlik özel va­sıflar ister ve ağır sorumluluk­tur. Tabii ki lider hemen hemen en çok çalışandır. Emek sarf edendir. Ama maalesef; her çok çalışan, emek veren de lider olamaz. Gönül isterdi ki böyle olsun. Koordinasyon kuvveti, ileri görüşlülük, inisiyatif sağ­lamlık gibi kendine ait vasıfla­rı vardır liderin. Bu vasıflar en azından uzun bir sürecin ürü­nü olarak gelişirler. Bu anlamı ile unutulmamalıdır ki, liderlik bir kurumdur. Bu kurum örgü­tün en önemli organlarındandır. Kimse güçlü ve birbirine bağlı bir grup oluşturmaksızın etkili liderlik edemez. Mahir Çayan gibi bir lider bile yanında Yusuf Küpeli ve Münir Ramazan gibi insanların yoldaşça olmayan tutumları yüzünden liderlik ede­medi. Devrimciler Mahir-Hü­seyin-Ulaş sloganını yoldaşça bağlılığı ifade etmek için ileri sürdüler. Kimse devrimci eleş­tirinin üstünde değildir. bu hem örgüt hem de liderler için ge­çerlidir. Aynı zamanda örgüt ve liderler devrimin kalbi, aklı ve iradesidirler. Örgüte ve liderle­re karşı açıklık ve samimiyetle bağlılık gerekir.

 

ÖRGÜTE BAĞLILIK

VE DEVRİMCİ YOLDAŞLIK

Şimdi bu ilişkileri amaçlarımız doğrultusunda tekrar ele almak ve düzenlemek gerekiyor. Maa­lesef bu önemli kurumun liberal bir biçimde ele alınışı içimizde bir gelenek halini almış. Değiş­mesi ve amaçlarımız doğrultu­sunda ele alınması ise yoldaşça ilişki, karşılıklı etik sorumluluk ve devrimci açıklık ile ilgilidir. Bu zamana kadar, hareketimizin görüşlerini savunabilmiş, her türlü zorluktan alnının akıyla çı­kabilmiş, sol içi ilişkilerde gayet yapıcı davranabilmiş, hareketin hem militanlığını, hem teoris­yenliğini beraberce götürebil­miş, gerçek anlamda direnişçi özellikler taşıyan insanlar, böyle oldukları sürece, tabii ki irade­mizdirler. Onları devrimci bağlı­lıkla sonuna kadar destekleriz.

Hareketimiz Türkiye so­luna alternatif olabilmek için ortaya çıktı. Bu amacımızı hala koruyoruz. Tariflediğimiz hare­keti henüz yaratamadık, yarata­bilen de çıkmadı. Şimdi; seçim süreci ve sonrasında gelişen politik hava kuvvetli gözüküyor. Genel konjonktür solun gelişe­bileceği yönde. Türkiye’de so­lun gelişmesi de tutarlı ve eleş­tirel bir devrimci hareket ortaya koyabilmek ile mümkün. Hare­ketimizin tüm amacı budur.

Amaçlarımız ne denli iyi olursa olsun; solun gelişmesi ne kadar olanaklı olursa olsun; bu pratik ile mümkündür. Henüz koordineli bir örgüt oluşturabil­miş değiliz. Devrimci mücadele­nin belli başlı görevlerini yerine getirebilecek durumda değiliz. Eylem alanlarında varlığımızı hissettiremiyoruz. Kimse bu ek­sikliklerimizi istismar etmemeli­dir. Temel eksikliklerimizi aşabil­mek için dediğimiz gibi öncelikli kendi içimizde tutarlı bir yapı oluşturmak lazım. Önde gelen arkadaşların militan bir şekilde mücadele edebilmesi lazım. Bu açıdan kuruma ve lidere açık ol­mak ise ayrı önemdedir. Kimse şahsi hesaplarla fırsatçılık yap­mamalıdır veya duygusal incin­melerden hareketle Harekete zarar vermemelidir.

Şimdi solda çeşitli birlik arayışları geliştirmeye çalışı­lıyor. Amaca yönelmelerini ve başarılı olmalarını isteriz. Ama birlik anlayışımızın tamamıyla dışında yürütülen, tariflediği­miz birlik ile uzaktan yakından alakası olmayan yaklaşımlar bunlar. Biz birlik sorununun devrimci yenilenme ile gerçek­leşebileceğine inanıyoruz. Bu açıdan tutarsız birlik girişimleri ne yazık ki geçmişin tekrarı ola­bilir. ÖDP ve SDP deneyimle­rinden iyi ders çıkarmak lazım. Bu soruna ilişkin, cezaevinden Murat KARAYEL arkadaşın ge­çen ay dergimizde yayınlanan mektubunu önemli görüyoruz.

Solun birliğinde etkin rol oynayacak Direnişçi bir örgüt olmak için önümüzde hala çok fazla temel sorun var. Son dö­nemde çalışmalarımızda genel olarak iyiye gidiyoruz. Geçtiği­miz yıl Hamza YALÇIN arkada­şımızın kitabı yayınlandı. “Eği­tim ve Dayanışma Hareketimiz” adında. Kitap Türkiye Sosyalist Hareketinin sorunlarını, özel­likle reel-sosyalist eğilimleri et­raflıca tartışma amacı güdüyor. İşte kitap ile amacımız da; çev­remizde, aydınlar ile, öğrenciler ile, sanatçılar ile, emekçiler ile yani toplumun tüm kesiminde bunu tartışabilmek. Bu nokta­dan geç de olsa adım atıyoruz. Genel anlamda devrimci hare­ketimizin etraflıca özeleştirisi yapılırken, alternatif bir eğitim ve dayanışma hareketi yarat­mak istiyoruz. Bu, özünde solun birliğine hizmet edecektir.

İşte şimdi o tutarlı devrimci ha­reketi oluşturacağız. Birbirine yoldaşça bağlı arkadaşlık ilişki­lerinin hakim olduğu, insanları­nın devrimci mücadelemizi sırt­layıcısı-neferi olduğu hareketi. Bunun yolu ilk elde kendi birli­ğimizden geçer. Kendi içimizde bir durabilmek, tutarlı bir hare­ket olabilmek lazım. Arkadaş­larımız küçük burjuva ve aydın eğilimlerden arınmalı, militan olmaya çalışmalılar. Hamza arkadaşın son kitabı ve kitabın dağıtımı bu anlamda önemli. İlk elde yapacaklarımız; kitap ve dergi dağıtımına hız vermek bunun yanında pratiği örgüt­leyebilen eğitim grupları oluş­turmaktır. Durumumuz şimdi daha iyiye gidiyor. Bir yıl evve­line göre şimdi daha iyi halde­yiz. Şimdi disiplinimizi daha da arttırmalıyız. Devrimci çalışma­larımız diğer her şeyden önde olmalıdır. İnsan devrimciliği öne aldı mı, onu yaşam tarzı haline getirir. İçimizdeki bu anlamdaki küçük burjuva eğilimlere karşı savaşmalıyız.

Doğru bildiğimiz yolda direnişçi tutumla yürüyeceğiz. Bu anlamda bu işe gerçekten inanmış 3-5 kişi dahi radikal ge­lişmelerin önünü açar.

 

1 Yorum

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here