Mustafa Yılmaz Yazdı: Paris’te Charlie Hebdo Dergisi’ne Saldırı

0
42

Mustafa YILMAZ

Fransız mizah dergisi Charlie Hebdo’ya yapılan baskın ve katliam bir aydın ve entelektüel kıyımıdır. 7 Ocak günü dergiye yapılan dinci/gerici silahlı saldırıda 12 kişi öldü. Derginin diğer karikatür çizerleri ve çalışanlarıyla birlikte öldürülen Genel Yayın Yönetmeni Stephane Charbonnier (çizdiği son karikatürde “Fransa’da hâlâ saldırı yok” başlığı kullanılmış ve silahlı bir kişinin “Temennileri sunmak için ocak sonuna kadar bekleyin” sözü resmedilmişti.
Ortadoğu ve Afrika bölgelerinde her günü şiddet, saldırı ve ölümlerle geçen sürecin Batı’ya sıçrama yapacağı ortak kanı olmuştu. Nerede ve ne şekilde patlayacağının bilinmezliğine karşın, Fransa bu tehdidi üzerinde hisseden ülkelerin başında geliyordu.

‘’ Arap Baharı ‘’ diye adlandırılan süreci tetikleyen güçler oradaki olaylar tırmandıkça yanan ateşi kendi bölgelerine ve evlerine taşımış oldular. ‘’ Arap Baharı’’ na evirilen ve bugün alanını genişleterek sürdüren olayların seyri her şeyi açıklıyor aslında.

Fransa’nın o dönemdeki Cumhurbaşkanı Sarkozy bölgeye müdahalede öncü ve lider olma hevesiyle yola koyulmuş ve NATO’dan daha karar çıkmadan Libya’yı bombalamaya başlamıştı. ( Libya lideri Kaddafi’den aldığı para yardımları ile seçim finansmanını sağlayarak, seçimleri kazanarak iktidara gelmiş biri olarak, Kaddafi’ye borcunu böyle ödüyordu)

Libya sonrası hedefe konmuş diğer bir ülke Suriye idi. Suriye’deki Esad rejimine karşı girişilen kirli ittifak yalnızca Suriye ile sınırlı kalmadı. Bölgedeki şiddet ve çatışmalar artarak ve yayılarak devam etti.

Libya’ya NATO müdahalesi gündeme geldiğinde ‘’NATO’nun Libya’da ne işi var’’ diyen başbakan Tayyip Erdoğan, Suriye’de başlayan hareketlilikte Sarkozy’nin Libya hevesine tutulmuştu. Davutoğlu, Dışişleri Bakanı iken diğer bir kaç bakan ve MİT müsteşarı ile yapılan gizli görüşme kaydının açığa çıkartılmasıyla orada nelerin nasıl döndüğü iyice su yüzüne çıkmıştı. Ayrıca, sınırda durdurulan MİT araçlarında ele geçirilen tonlarca silah ve cephanenin nereye gönderildiği belli değil mi? Bu da gösteriyor ki, durdurulmayıp ve arama yapılmadan geçen silah yüklü başkaca araçlar oldu ve oluyor. Ne kadar rezillik varsa hepsine sahip olan ve bölgeyi kana bulayan örgüte böylesine açıktan desteğe, Avrupa devletlerinden ses çıkmaması da şaşırtıcı değil mi? Suriye’den göç etmek zorunda kalanların yüz binleri bulan büyük çoğunluğun Türkiye topraklarında kamplarda kalıyor olması bu meselenin fazlaca deşelenmemesini gerektirmiş olmalı.

Suriye’deki Esad rejimini yıkma konusunda hem rekabet hem de ortaklık içinde davranan Sarkozy ve Erdoğan en kirli ittifakların oluşmasına da yol açmışlardı. Bölgede gericiliğin savaşını yürüten gruplara para yardımı için Suudi ve Katar şeyhleri keseleri açmışlardı. Koalisyonun diğer ortaklarının desteklerini de eklemeli listeye.

Silahlar bir çeteci ve işbirlikçi artıktan bir diğerine geçerken, Batı için önemli olan kendi çıkarlarını idame ettirmekti. Yeşil kuşak projesi işlevini doldurunca bu kez de BOP projesi ile gelmişlerdi. ‘’Arap Baharı’’ sürecini BOP projesi ile ilişkilendirmeden açıklamak zor.
Yeni süreci öncekilerden ayıran en önemli yan, IŞİD, El- Kaide ve diğer selefi cihatçı örgütlerin kendileri için savaşacak kişileri yalnızca bölgeden değil, Avrupa’nın değişik ülkelerinden topluyor olmasıdır. Oluşturulmuş güzergâhlar üzerinden binlerce kişinin oradaki selefi cihatçı örgütler adına savaşmaya gittiği biliniyor. Silahlı eğitimlerden geçen kişilerden yüzlercesi tekrardan yaşadıkları ülkelere dönmekteler. IŞİD ve EL Kaide örgütleri bölgenin dışında da potansiyel bir güç haline dönüşüverdiler.

Bunların böylesi bir güce dönüşmesinin fırsat ve olanaklarını yaratanların Paris’te terörü protesto gösterilerinde buluşmaları tam bir iki yüzlülüktür. Charlie Hebdo dergisine yapılan saldırıyı lanetleyenlerin protestolarını kendilerine dayanak yapmak istemektedirler. Davutoğlu ve Netanyahu, Paris’teki boy göstermenin ardından ülkelerine döner dönmez birbirlerine laf atarak kendilerini temize çıkarma gayretine giriştiler.

Charlie Hebdo saldırısının hemen öncesinde Almanya’da ırkçı ve faşişt bir örgüt olan Pegida, değişik kentlerde gösteri ve yürüyüşler yapma girişimindeydi. Köln ve Berlin de yapılmak istenen yürüyüşler solcu ve aydın çevrelerce engellendi. Yürüyüşlerini yapamadılar. İngiltere ve diğer Avrupa ülkelerinde de var olan benzeri örgütleler, İslam karşıtlığı ve göçmenlerin ülkelerine geri gönderilmesi üzerinden kışkırtıcı faaliyetler yürütmektedirler. Charlie Hebdo katliamı ile bu aşırı sağcı örgütler önümüzdeki dönemde daha kitleselleşip, güç kazanabilirler.

Müslümanlık, diğer dinler gibi dogmatik düşünce anlayışından dolayı eleştiriye kapalı olmanın yanın da, en bağnaz, en yoz, en kanlı yüzünün her gün sergilenmesi ve giderek bu anlayışın egemen olması kutuplaşmayı artırmaktadır. Türkiye’de bugün AKP iktidarında yansımasını bulan dincilik faşist bir güce dönüşmüştür. Anti-kapitalist oluşumun sözcüsü İhsan Eliaçık, Türkiye’deki egemen İslam anlayışı altında yetişen neslin üç kuşak sonrasının IŞİD ile aynı karakteri kazanabileceğini ifade etmektedir.

Batı’nın Müslümanları sevmediği onu dışladığı, İslam karşıtlığı ve islamafobinin yaygınlaştırıldığı söylemleri ile sorunlara açıklamalar yapmak; yapılanlara hak verilmesini beklemek kandırmacanın bir yolu olmuş durumda. Tıpkı Batı’nın ‘’terör ‘’sorununu açıklaması ve ona uygun düzenlemelere seyirci kalınması beklediği gibi.

Günümüzde emperyalistler arası kapışmanın en sıcak bölgeleri Müslüman toplumların ağırlıklı olarak yaşadıkları yerler. Emek sermaye çelişkisinin yakıcı ve yıkıcı sorunlarına karşı demokratik toplumsal hareketlenmelerin yokluğunda ya da etkisizliğinde, ortam mezhepçi ve etnik temeldeki örgütlenmelere kalmış durumda. Toplumun büyük kesimi bu gerici dalgalanmanın bayrağını yükseltmeye çalışanların baskı ve şiddetinin de etkisiyle tam bir çıkmaza sürüklenmişlerdir.

Paris’teki gerici, dinci saldırı kapitalist düzenin ekmeğine yağ sürmüştür. Saldırıyı gerçekleştirenler, hangi mezhep ve dinci anlayıştan olursa olsun, bu saldırıyı açıktan ve gizliden onaylayarak ‘’oh olsun’’ çekenler; ( Katoliklerin lideri Papa, ‘’anneme küfreden, yumruğu hak eder’’ açıklaması yaptı.) sömürü düzenine hizmet etmektedirler. Bu saldırı sonrası oluşturulacak baskı ve yasaklamalar, ekonomik kriz döngüsünde sıkışıp kalan sermayenin her türlü sömürüsünü meşrulaştıracaktır. 11 Eylül 2001 ‘de ABD’de yaşanan saldırı hangi güçlerin işine yaradıysa, simdi aynı hava Avrupa’da esmektedir.

Toplumların gerici ve ırkçı radikalleşmelerin ikileminde ‘’güvenlik sendromuna’’ sokularak teslim alınması, uluslararası sermaye güçlerinin ekonomideki ‘’zorlu’’ bir dönemecinde kar ve vurgun fırsatı sunacaktır. Devlet başkanlarının ve hükümet yetkililerinin ‘’birlik’’ çağrıları karşısında halkların bunlara alkış tutmak, onaylamak yerine; yürütülen politikaları eleştirmesi ve sömürgeleştiren, köleleştiren operasyonların durdurulması yönünde bir birlikte buluşmaları gerekmektedir.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here