Röportaj: Veli Saçılık: ‘Yüksel Caddesi Direnişi OHAL Baskısına Karşı Umut Işığı Olmuştur.’

0
918

Röportaj: Seçil Ayhan-Hasan Özdemir

Fotoğraf: Bianet

Veli Saçılık Aile ve Sosyal Politikalar Bakanlığı Ankara İl Müdürlüğü’nde sosyolog olarak görev yaparken 2016 yılında çıkarılan KHK ile görevinden ihraç edildi. 1994 yılında Ostim işçilerinin örgütlenmesi sonucu siyaset ile tanıştığını söyleyen Saçılık 1995 yılında cezaevi sürecine girdiğini belirtti. Yüksel direnişi öncülerinden olan Veli saçılık ile KHK ve Yüksel direnişi üzerine konuştuk.

Yüksel Direnişi Döneme Damga Vuran Bir Süreç Oldu!

Odak: Siz ilk günden bu yana Yüksel Direnişi’nin öncülerinden birisiniz. İçeriden biri olarak Türkiye emekçileri açısından Yüksel Direnişi’ni nasıl değerlendiriyorsunuz?

Veli Saçılık: Açlık grevi, Nuriye Gülmen’in İnsan Hakları Anıtı’nın önüne çıkmasıyla başlayan bir süreçti. Yüz binlerce insanın ihraç edildiği bir döneme denk geldi. OHAL sürecinde bir şey yapılamazın aksine döneme damga vuran kendi içinde çığır açan bir süreç oldu ve kitle hareketi fitillendi. Ben de bu sürecin içerisinde yer aldım. Direniş ilk gün ki hareketini fiilen yitirdi. Süreç devam ediyor ama ben bu hareketin içine bugünden itibaren kendimi dahil etmiyorum. Çünkü açlık grevinin bitmesiyle birlikte daha geniş eylemlere girmeyi düşünüyorum çünkü açlık grevinin bitimiyle birlikte Yüksel Direnişi’nin etkisi azaldı Arkadaşlar bu şekliyle sürdürebileceklerini düşünüyorlar. Ben böyle devam etmemesi gerektiğini düşünüyorum.

Odak: Daha etkin olmak için ne yapılabilir? Fikriniz var mı?

Veli Saçılık: Şahsi bir fikrim yok. Ama iyi bir şey yapılmalı. Sonuçta memlekette diktatörlük var. Şu anda yargısıyla vs. ele geçirilmiş. İnsanların tutuklandığı, işkence gördüğü faşist diktatörlük yaşıyoruz. Bu diktatörlüğe karşı bir şeylerin yapılması gerektiği açık. Bu nasıl olmalıdır? Kitle mücadelelerini geliştirmekle olabilir. Kitle mücadelesinin önünü açacak eylemler olabilir. Kendi tarafımdan mücadeleye girme konusunda hiçbir korkum yok ancak benimle sınırlı değil bahsettiğim toplumsal bir alan. AKP şahsi olarak bireyleri susturabilir ancak toplumu susturamayacaktır. Bunun sürekliliğinin olacağı eylemler yapılmalı. Benim direniş için fikirlerimden biri “özgürlük kampanyası”. Sanatta, eğitimde, paralarda yani her alana yayılmış her kesime hitap eden bir özgürlük kampanyası. Yani herkesin kendi özgürlüğünü isteyebileceği bir direniş.

Bu kampanya sürecinde halka: milli mi yoksa gayri-milli mi yerine özgürlük mü diktatörlük mü sorusu sorulmalı. Çünkü AKP yanlış soru sorup kendine göre doğru cevabı alıyor. Biz doğru soruyu sorup bizim için doğru cevabı almalıyız. Şu dönemde özgürlük çok önemli çünkü adalet aramak için de özgürlüğe ihtiyaç var. Özgürlüğün olmadığı her yerde ve her zamanda bu kampanya için uygun ortam vardır. Türkiye için ise uzun zamandır Özgürlüğe ihtiyaç var.

Odak: Yine bu soruyla ilgili olarak Türkiye’de birleşik bir emek hareketi örme ihtiyacı olduğunu bir kez daha sizlerin sayesinde hatırlamış olduk. Bu konuya dair sizin görüşlerinizi alabilir miyiz?

Veli Saçılık: Yüksel Caddesi Direniş’i aslında birlik sorusuna iyi bir cevaptır. Sebebi ise şudur: Nuriye oraya tek başına çıktı, sonra Semih geldi. Sonra da ben onların direndiği KHK’ya karşı çıktım. Bu süreçte sokağın birleştirici gücünü gördük. Bizim toplum olarak ciddi bir şekilde birleşik emek hareketine ihtiyacımız var. Ülkemizde asgari ücretle çalışan milyonlar var. Ve bu milyonların iktidarla çıkarları çatışıyor. Bu çatışma noktasında birlik gerekiyor. Bu nedenle emek eksenli mücadeleye ihtiyacımız var. Biz burada birleşemezsek cezaevlerinde birleşiriz, bence cezaevlerinde yeterince birleşildi. Artık sokakta birleşimle zamanı gelmiştir.

Odak: OHAL Direnişi deyince Nuriye ve Semih hocaların öncülüğünde ve sizlerin emekleriyle Yüksel Direnişi akıllara kazınmıştır diyebiliriz. OHAL döneminde direnişinizin başka kesimlere ilham kaynağı olabilmesi için yapılması gerekenlere dair vermek istediğiniz mesajlar nelerdir?

Veli Saçılık: Yüksel Caddesi Direnişi’nin CHP’nin Adalet Yürüyüşü’ne ve sonra yaptığı kurultaylara örnek olduğunu düşünüyorum. Yüksel Caddesi Direnişi OHAL baskısına karşı umut ışığı olmuştur.

Boğaziçi Üniversitesi öğrencileriyle birlikte iyi bir gol attık

Odak: Geçtiğimiz günlerde değinmeye değer bir olay yaşadınız. Önce Boğaziçi Üniversitesi, konuk olacağınız etkinliği engellemek istedi. Ancak, oradaki öğrencilerin ve sizin kararlı duruşunuz sonucunda etkinlik belirlenen gün ve saatte üniversitede gerçekleşti. OHAL döneminde böyle bir deneyimin sizde uyandırdığı duygular nelerdir?

Veli Saçılık: AKP en çok eğitimi ve özellikle de üniversiteleri baskı altına alarak toplumu teslim almaya başladı. Barış Akademisyenleri’ne saldırı bu yöndeydi. Gittiğimde polis kapıları tutmuş girişlere resmimi asmıştı okula alınmamam için. Ama devrimci öğrenci yaratıcılığıyla bir şekilde içeri girdim. Etkinliğe az bir katılım beklerken 200’e yakın öğrenciyle karşılaştım ve güzel bir etkinlik yaptık. Sonucu çok önemli değil çünkü böyle baskıcı bir ortamda yasaklara rağmen etkinliği zoraki gerçekleştirmiş olmamız çok önemliydi.

Odak: Hapishanelerde direniş diyince akıllara tek tipe karşı, F tiplerine, tecrite ve işkenceye karşı verilen mücadeleler geliyor. Bugünlerde de tek tip başta olmak üzere hapishanelerdeki siyasi tutsaklara dönük bir dizi uygulama hayata geçirilmeye çalışılıyor. Sizce bu süreci nasıl yorumlamak gerekiyor ve hapishanelerdeki siyasi tutsaklarla dayanışmayı büyütmek için neler yapmak lazım?

Veli Saçılık: Cezaevleri sistemin daima korkulukları olmuştur. Politik açıdan cezaevleri kitlelere daima korkulacak bir araç haline getirilmiştir. Cezaevleri bu yönde 12 Eylül’de, öncesinde ve sonrasında da kullanılmıştır ve kullanılmaktadır. Ulucanlar katliamı, benim kolumun koparıldığı Burdur operasyonu ve 19 Aralık katliamı cezaevlerinin korkuluk olarak kullanıldığına örnek gösterebiliriz. Hepsinin amacı F Tipi’ne geçiş içindi. Şimdiki hükümetin yapmak istediği de hücre tipi yaşam tek tip insandır. Bu sadece cezaevi için geçerli bir kavram değil sokaktaki insan için de uygulanan bir şeydir. Cezaevindeki ıslah etme kavramı bir bütün olarak toplumda uygulanmaktadır. Tek tip elbise saldırısının temelinde de bu vardır. Ecevit ile temeli atılan AKP hükümetiyle devam eden tek-tip yaşam projesi tek-tip elbiseye toslayıp kalacaktır. Hem içeride hem dışarıda bunun kabul edilmeyeceğini düşünüyorum.

Liberal özgürlükler 15 Temmuz süreciyle buharlaştı. Geriye sadece “kılıcın zoru ve imamın basit yönetim tarzı kalmıştır.”

Odak: Teşekkür ederiz, mücadelenizde başarılar dileriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.