SAHİL YOLU’NDAN YEŞİL YOL’A KARADENİZ’DE DİRENİŞ

0
46

Miraç ÖZDAL

12

Sahil Yolu (D O1O)

Mesut Yılmaz’ın başbakanlığı döneminde başlayan, Tayyip Erdoğan’ın başbakanlık döneminde yapımı tamamlanan Sahil Yolu projesi, Karadeniz’in ranta açılmasının önündeki ilk değilse de en önemli adımlardan bir tanesidir. Yöre halkı ve çevre örgütlerince sürekli eleştirilmesine rağmen Sahil yolu yapılmış, 2007 yılında da Tayyip Erdoğan tarafından resmen açılmıştır. Binali Yıldırım projenin yanlış olduğunu fakat 700 trilyondan fazla masraf edildiğinden tamamlanması gerektiğini söylemiştir. Açılışından iki yıl sonra yani 2009’da Giresun’da meydana gelen şiddetli yağış ile biriken su, yol nedeniyle tahliye edilememiş ve şehir merkezinde ciddi zarara yol açmıştır. 2010 yılında Rize/Gündoğdu’da sel sularının Giresun’da olduğu gibi sahil yolunu aşamayışı 12 yurttaşın hayatına mal olmuştur. 2011 yılında yine Rize’de meydana gelen sel felaketinde bir yurttaş hayatını kaybetmiştir. 2012 ‘de Sarp bölgesinde yolun beş yüz metrelik bir bölümünde çökme oluşmuştur. 2014 Eylül ayında ise Giresun’da deniz, yola zarar vermiştir. Bu bilgiler ışığında görüyoruz ki sahil yolunun yapımı hem yurttaşların can güvenliği açısından büyük risk taşımaktadır. 700 trilyon masraf edilmiş olması vatandaşın can güvenliğinde elbette ki(!) daha önemlidir.

Yaratacağı tahribatlar önceden bilinmesine ve dile getirilmiş olunmasına rağmen (Binali Yıldırım’ın açıklamaları) tamamlanan sahil yolu projesi, bölge için ‘’yatırım’’ olarak lanse edilse de temelinin ranta dayandığı apaçık bir gerçektir.  Ranta dayanan bir projenin temelinin sağlam olması da bir çok yerde şahit olduğumuz üzere imkansızdır!

HES (Hidroelektrik Santral)

Karadeniz, yağışlı iklimi ve engebeli arazi yapısı nedeniyle HES yapımı için ideal (!) bir bölge. Durum böyleyken bunu değerlendirmemek iktidar ve yandaşları olan kapitalist şirketlere yakışmazdı elbette. Bu sebeple onlar kendilerine yakışanı eksiksiz yerine getirerek Karadeniz’in sularını el birliğiyle kuruttular. Açılan davalar ve verilen yürütmeyi durdurma kararlarına karşın şuan Karadeniz’de 271 HES var. Bunların bir bölümü aktifken bir kısmı halen yapım aşamasında. Projelerin bir kısmı gösterilen direniş ve yıllar süren hukuk mücadeleleri sonucu durduruldu.

Karadeniz’de HES direnişlerinde özellikle kadınların rolü azımsanamayacak boyutta. Kadınları  böyle bir direnişe iten en önemli etken HES’lerin yaşam alanlarının tam içine kurulması. Özellikle geçimini tarımdan sağlayan insanlar için suyun yeri doldurulamaz. Fakat yapılan santraller su kaynaklarını kurutunca tarım ve hayvancılık da bitme noktasına gelmiş ve yerli halk evlerini terk etmeye mahkum edilmiştir.  (DBK’nın raporuna göre bu rakam yaklaşık 80 milyondur.)

Tüm bunlar Karadeniz’de yöre halkını solcusuyla, sağcısıyla, apolitiğiyle ortak bir paydada birleştirmiş ve direnişin saflarını genişletmiştir.

2010 yılında Fındıklı’nın Manastır Köyü’nde HES inşaatı için dere kenarına duvar çekimi başlatılmasıyla yöre halkı bölgeye çadırlar kurarak 100-150 kişilik bir grupla altı gün altı gece nöbet tutmuşlardır. Hükümete yakınlığı ile bilinen Rize’de HES’lere karşı gösterilen direnişlerde yapılan basın açıklamalarının yanı sıra kimi zaman iş makineleri ateşe verilmiş, jandarmanın saldırıları ile mücadele edilmiştir.

Vatandaş Mustafa olarak bilinen yurttaş Fırtına vadisine kurulması planlanan HES projesini durdurmak için ineğini satarak hukuk mücadelesine katkı sağlamıştır.

Rize Havalimanı

Engebeli arazi nedeniyle Karadeniz’de havalimanı yapımı normalden daha zor. Buna alternatif olarak tıplı sahil yolunun yapımında olduğu gibi deniz dolgusu yapılacak. Hava alanının uzunluğunun 3 bin 200 metre olacağı söylenirken bunun için yaklaşık 100 milyon ton taş kullanılacağı söyleniyor.

Havalimanı henüz tamamlanmamış olmasına karşın Rize’de üst geçitlere ‘’Havalimanı Rize’mize Hayırlı Olsun’’ tarzında pankartlar çoktan asıldı bile. Bölgede henüz havalimanına karşı ciddi bir direniş ortamı yok. Karadeniz’de doğa direnişlerinin etkin oluşu havalimanına karşı da bir direniş olacağı izlenimi yaratıyor olsa da, bunun için geç kalmamak önemli.

Sinop Nükleer Santrali

Karadenizlilerin en çok etkilendiği  felaket kuşkusuz Ukrayna’da meydana gelen Çernobil faciasıdır. 1986 yılında meydana gelen bu büyük felaketin izleri Karadeniz’de halen sürüyor. Bu tarihten sonra Karadeniz’de kanser vakalarında ciddi bir artış olmuştu. Devrimci kişiliğiyle tanınan Karadeniz’in Şair Ceketli Çocuğu Kazım Koyuncu da kendi deyimiyle ‘’çok fiyakalı bir hastalık’’ olan kansere yakalanarak aramızdan ayrılmıştır. Hatırlarsınız o dönemde ANAP kurucularından Cahit Aral, Çernobil’deki radyasyonun zararsız olduğunu kanıtlamak için kameralar önünde çay içmişti. Oysa Çernobil  felaketinde patlayan 4. Reaktör ile ortaya çıkan radyasyonun etkisi Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarından iki yüz kat fazla etkili olmuştu… Karadeniz halkı Ukrayna’daki felaketin izlerini halen silememişken şimdi Sinop’ta Nükleer Santral yapılıyor. Bir madenin güvenliğini alamayıp 301 canı aynı anda katleden zihniyetin Nükleer Santral yapma konusundaki inadı akıl almaz cinsten!

Yapılan itirazlara ve gösterilen direnişlere karşın Japonya ile anlaşma imzalanmış durumda.  Olası bir kazada oluşabilecek geri dönüşü olmayan hasarların,hastalıkların ve ölümlerin sorumlusu  ise tanıdık!

Bizler ne kendi yaşantımızı ne de halkların yaşamını böyle bir facia ihtimali ile karşı karşıya bırakmaya dahi razı değiliz!Havva Ana

Cerattepe Bakır Madeni

Artvinliler yaklaşık yirmi yıldır bakır madeni projesine karşı mücadele veriyor. Özellikle Yeşil Artvin Derneği’nin mücadelede ön saflarda olduğu söyleniyor. Artvin’de açılacak olan maden bölgenin su kaynaklarına ciddi zararlar verecek. Ancak proje genel koordinatörü Ünal Arkadaş, sahada aktif basınçlı yer altı suyu olmadığını, suyun bakır madeni ile buluşma ihtimalinin düşünüldüğünü, hatta bu durumun ÇED raporunda da belirtildiğini iddia ediyor.

Artvin halkı yapılacak madene karşı direnişe her şeye rağmen devam ediyor. Ve yirmi yıla yakındır süren mücadeleye baktığımızda vazgeçmeye niyetli gözükmüyor. Burada direnen halk, dışarıdan gelenler,başkalarının maşası,fitne çıkarmaya çalışanlar diye itam ediliyor.

Yeşil Yol

Doğu Karadeniz’in yaylalarını birbirine bağlayıp yöreyi turizme açma projesi Yeşil Yol. İsminin yeşil olmasına aldanmamak gerek. Zira o yol yeşil falan değil.

Yeşil Yol’a özellikle Rize/Çamlıhemşin yöresinden yoğun itirazlar var. Diğer yedi ilde ise direniş henüz zayıf. Yeşil Yol karşıtları Kavrun ve Samistal yaylalarında çeşitli eylemler ile tepkilerini gösterdiler. Samistal’e yol açmak için gelen iş makineleri geri çekilmek zorunda kaldı. Samistal’de direniş gösteren halka jandarmanın müdahalesi ağır oldu.  Yine Samistal’de yaylaya festivale giden halkın önü kesilerek üstleri ve araçları arandı. Aramalarda eğitimli polis köpekleri de kullanıldı. Köylüler kendi köylerinde böyle bir uygulama ile karşılaşınca duruma tepki gösterdiler.

Bu direnişler sürecinde sosyal medyada bazı kişiler kendilerine farklı muamele edildiğini, ancak Karadeniz halkına sert müdahale edilmediğini söyleyerek durumdan yakınıyorlar. Fakat bizler  Rize’de Sahil Yolu’na karşı verdiği mücadele ile bilinen Cihan Eren’in 2005 yılında silahlı saldırı sonucu öldürülmesine. 2011 yılında Hopa’da polisin sıktığı biber gazı ile fenalaşarak kaldırıldığı hastaneden hayatını kaybeden Metin Lokumcu’nun ölümüne tanık olduk. Siz-biz bakışını bir kenara bırakmak ve direniş saflarında birleşmek tek yolumuzdur. Kurtuluşun yegane çaresi budur. Gün birlik günüdür.

Kısaltmalar: 

DBK: Dünya Barajlar Komisyonu

ÇED: Çevresel Etki Değerlendirmesi

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here