SANSÜRSÜZ’DE SANSÜR

0
175

Rahmi YILDIRIM

Dirgen nedir, bilir misiniz?

Biçilmiş arpayı buğdayı bir yere toplamak ya da yaymak için Çorum’un köylerinde dirgen kullanılır. Meşe ağacından yapılır. Çatal meşe ağacı, kesildikten sonra ateşte yumuşatılarak uçları eğriltilir ve dirgen olarak kullanılır.

Türkiye’nin sermayesi, ak sermaye – beyaz sermaye olarak dirgenleşti. Arada bir de hâki sermaye grubu var (Topluca sermayedar ama yüzde 96’sı proleter!).

Devlet ve siyaset, sermaye dünyasındaki dirgenleşmeye uyum sağlama çabasında. Sözüm ona derin devlet temizliği diye propaganda edilen operasyonlar, dirgenleşmeye uyum sağlamaya yönelik hesaplaşmadan ibaret. Muvazzaf derin devlet, dirgenleşmeye uyumlu bir mıntıka temizliği yapıyor, çürüğe çıkan personelini terhis ederek kendisini aklıyor.

Medya ve entelektüeller, devletten ve siyasetten önce uyum sağladılar, dirgenleştiler. Kimisi Ergenekon’un savcısı kimisi avukatı olarak dirgenin birer çatalında kendilerine yer buldular. Savcılığın ve avukatlığın yanı sıra sermayenin ve siyasetin paralı askerleri olarak birbirlerine laiklik ve demokrasi mevzilerinden ateş edip duruyorlar.

Birbirlerine ateş etseler de, bir olay var ki, hemen dost oluveriyorlar. SABAH-atv’deki gazeteci grevini ne ak sermaye medyası haberleştiriyor ne de beyaz sermaye medyası.

Sermayenin dirgenleşmesine boyun bükmeyip, sınıf bilinciyle yasal hakkını kullanıp greve çıkan ve bir tabuyu yıkma mücadelesi veren medya emekçilerini ne biri görüyor ne diğeri.

Haberleştirmedikleri gibi bir de sansürlüyorlar.

Türkiye Gazeteciler Sendikası (TGS)’den söylediler, öyle haberdar oldum.

İnternette yayın yapan sansürsüz isimli bir haber portalı var. Portalın sahibi ve yöneticisinin adını anmaya değmez. Bir süredir atv’nin ana haber bültenini de sunuyor.

İşte bu sitenin yazarlarından Yalçın Ergündoğan’ın SABAH-atv grevine değinen yazıları sansür edilmiş. Yalçın Ergündoğan da bir daha sansürsüz’e yazı vermeyeceğini bildirmiş.

Ayıptır söylemesi, bu sitede ben de yazdım. Sahibiyle evvelden hiçbir tanışıklığım yoktu. Ortak tanıdıklarımız meslek büyüklerinin vesile olmasıyla 2004 yılında yazılarım bu sitede de çıkmaya başladı.

Benimkisi gönüllü yazarlıktı, ücret ilişkisi söz konusu değildi. Önemli olan dayanışmaydı. 2008 yılına kadar kaç yüz yazım sansürsüz’de yayımlandı, saymadım. (Bu arada, “İş Bilenin Kılıç Kuşananın” başlıklı yazımdan dolayı meşhur 301’inci maddeden dolayı hakkımda dava açıldı. Savcılık beraat kararını temyiz etti; dosya dört yıldır Yargıtay’da bekliyor.)

Derken, sitenin sahibi, hükümet yandaşı Kanal-24’te uzman sunucu olarak akşamları haber bülteni sunmaya başladı.

Doğrusu sevinmiştim. Epeydir işsizdi ve söylediğine göre ekmek parası tedarik etmekte sıkıntı çekmekteydi. İşçinin patron seçme özgürlüğü olmadığına göre o da bir patronun yanında iş bulmalıydı. Talihi yaver gitti, Kanal-24’ten sonra atv’nin ançormanı oldu. Safça düşünmek gerekirse, önemli olan ruhunu değil, işgücünü satmasıydı.

Fakat, anlaşılan işgücünü satmakla kalmamış, ruhunu da okutmuş. Önce sitenin yazar profili değişmeye başladı. Sonra Cihan Haber Dergisi’ne verdiği mülakatta, “Hep denilir ki, ‘gazeteci olacaksan Abdi İpekçi, Nezih Demirkent ve Çetin Emeç gibi olacaksın’. Ben de diyorum ki günümüzde Sedat Ergin, Ekrem Dumanlı ve Mustafa Karaalioğlu gazeteciliği konuşulmalı…” sözleri dikkatimi çekti.

Derken, sansürsüz’de yazmama vesile olan meslek büyüklerim Varlık Özmenek ve Metin Aksoy’un yazıları site arşivinden bile kaldırıldı.

Derken, arkadaşım Hasan Uysal’ın tüm yazıları da arşivden bile silindi.

“Gönüllü yazarın gönülsüz yazısı” başlıklı son bir yazı yazıp vedalaştım.

Gençliğimde jandarma subayı idim, “jandarma puştluğu” diye bir deyim anımsıyorum. Meğer “Babıali puştluğu”nun yanında solda sıfırmış.

Dostça vedalaştığımı sanıyordum. Öyle değilmiş. Yargılanmama ve dolayısıyla sansürsüz’ün daha çok tanınmasına katkıda bulunan yazım da dahil, bütün yazılarım arşivden bile silinmiş.

Şimdi de Yalçın Ergündoğan’ın SABAH-atv grevine ilişkin yazıları sansürlenmiş, diğer yazıları da arşivden kaldırılmış.

Sitenin adı sansürsüz ama sansürcülükte üstüne yok. Kara mizah bu değilse, nedir?

Reel gazetecilikte arşiv nasıl gazetenin vazgeçilmez parçasıysa, sanal gazetecilikte de öyledir.

Gel de bunu sansürsüz’ün sahibine anlat.

Anlatamadım. Durup dururken başlattığı elektronik yazışmada, “Ben uzun zamandır sen ve senin gibi birkaç sözde aydını yaşamıma aldığım için duyduğum pişmanlıktan kurtulmaya çalışıyorum…. İziniz kalmasın istiyorum yaşamımda… Site benim ve artık dilediğime yazma olanağı veririm, dilediğime de vermem…” diye yanıtladı.

O kadar çok şey yazdıki.

Kendisine de ilettiğim gibi, yazdıkları sadece “küstah, saygısız, terbiyesiz, cahil ve kaypak” kavramlarını çağrıştırdı ve ahlaki koordinatları hakkında net fikir sahibi olmamı sağladı.

Paylaşmakta bir sakınca yok: Meslek ahlakından yana nasipsiz; işgücünü satmakla yetinmemiş, ruhunu da satmış.

13 Nisan 2009

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here