Şili’de Başlayan Kadın Direnişi ve Dünyadaki Yansıması

0
452

Fatma Ergun

Şili’de kadın pantomim sanatçısı Daniela Carasso, 19 Ekim’de gözaltına alınıp işkenceye ve cinsel saldırıya maruz kaldıktan sonra öldürülmüş ve cesedi ise 20 Ekim günü Andre Jalan Parkı yakınındaki Pedro Aguirre Cerda Belediye Binası’nın önünde demirlere asılı şekilde bulunmuştu. Daniela’nın otopsi raporu kamuoyuna açıklanmadı. Bunun üzerine dayanma ve susma sınırını aşan Şili’li kadınlar 25 Kasım günü, kadın cinayetleri ve devletin saldırısına karşı Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı önünde tam da kadınlara yaraşır bir yaratıcılık ile danslı bir protesto gösterisi düzenledi. 

Şili’li kadınların inatları, vazgeçmeyişleri ve tüm dünyaya oluşturdukları örnek direnişleri bilindiği gibi ilk defa yaşanmıyor. Pinochet gibi bir diktatör sonrasında ülkeye demokrasi gelmiş gibi görünse de geçtiğimiz yıl Valdivia Üniversitesi’nde taciz ve cinsel saldırıya karşı başlatılan öğrenci eylemleri de büyümüş, eşi benzeri az bulunur bir eyleme dönüşmüştü. 

Aslında Şili’li Feminist kolektif Las Tesis, Daniela Carasso’nun katledilmesinin hemen ardından bir protesto gösterisi gerçekleştirmek istemiş olsa da, istedikleri gösteriyi ülkenin dört bir yanına yayılan hükümet karşıtı gösteriler nedeniyle ertelemek durumunda kalmışlardı. En nihayetinde, düzenledikleri protestodaki sözler ise oldukça manidardı: “Hata benim değil. Nerede olduğum, ne giydiğim değil. Tecavüzcü sensin; polisler, yargıçlar, devlet, cumhurbaşkanı!”

Bilindiği üzere Şili’de metro zamları gerekçe gösterilerek gelişen hükümet karşıtı gösteriler günden güne yükselirken buna karşılık hükümet OHAL ilan etmişti. Onlarca insanın öldürüldüğü, yüzlerce insanın yaralandığı ve binin üzerinde insanın gözaltına alındığı veya tutuklandığı gösteriler Şili’li öğrenci lideri Radolfo Vicencio tarafından “30 yılın patlaması” olarak adlandırılmıştı. “La Mimo” lakaplı sokak sanatçısı Daniela ise, 6 Ekim’de yapılan metro ve otobüs ücretlerine dönük zam protestolarında giydiği palyaço kıyafeti ile gösterilerin simgesi olmuştu.  

Bir kadın, katıldığı hükümet karşıtı protestolar nedeniyle, tam da devlet eliyle tecavüze uğrayıp öldürüldü. Devletin “koruması altında” olan kadın, devlet eliyle öldürüldü. Kadın Hakları ve Toplumsal Cinsiyet Eşitliği Bakanlığı olan bir ülkede kadınlar böylesi bir durum ile karşılaşırken bu kurumu kuran devlet ise bu alçakça cinayete göz yumuyor. 

Devlet Şili’de olduğu gibi dünyanın hiçbir yerinde kadınları korumuyor. Ülkemizde de durum bundan farksız değil.

Tam da bundan ötürü Şili’de danslı protesto ile başlayan bu eylem, dünyada ve ülkemizde de yankı uyandırabildi. İngiltere, Fransa, İspanya, Meksika, Kolombiya gibi bir çok ülkede Las Tesis eylemleri yapılırken ülkemizde de bir çok ilde protestolar gerçekleştirildi. Hatta eylem ilkin polisin sert müdahalesine maruz kaldı. Ankara’da 10 kadın yerlerde sürüklenerek gözaltına alındı; İstanbul’da yapılan protestoda 7 kadın, İzmir’dekinde ise 20 kadın “dans etmek isterken” gözaltına alındı. Fakat bu kadınları yıldırmadı. Eylemler büyüdü. 

15 Aralık günü TBMM’de CHP’li kadın milletvekilleri İçişleri Bakanı Süleyman Soylu’yu protesto etti. Yapılan meclis eylemi, “#Aslayanlızyürümeyeceksin” etiketi ile Twitter’da gündem oldu. Sonrasında gerçekleştirilen eylemler de kadınların direnişi sonucunda “saldırısız” bir şekilde gerçekleşti. 

Gerçekleştirilen eylemler, başta Süleyman Soylu gibi AKP’liler tarafından ve AKP’ye koşulsuz şartsız desteğini esirgemeyen iktidar ortağı MHP ile birlikte, Doğu Perinçek’in grubu tarafından da rahatsızlık ile karşılandı. Gerçi karşılanması bir anlamda eylemlerin başarısını da göstermiş oldu. 

Kadın yaşamını savunmak bile suç haline gelmiş durumda 

Şili’de yakılan bu meşale dünyayı aydınlatmalı ve kadın cinayetlerine, istismara karşı bir olanağa dönüşmelidir. Tabii ki bunu temenni ederek başarabilecek değiliz. Bu temennimizin geçerli olması için yapılacak tek şey bir direniş göstermektir. 

Birleşmiş Milletler’in (BM) yayınladığı rapora göre dünya genelinde her gün 137 kadın eşi ya da bir yakını tarafından öldürülüyor. Ölüm yerlerinin çoğunluğu ise kadınların kendi evleri. Ülkemizde 2017 yılında 133 bin 809 kadın bir biçimde şiddete maruz kaldı. 2018 yılının ilk 7 ayında şiddete maruz kalan kadın sayısı 96 bin 417. Ülkemizde ortalama olarak her 3 günde 2 kadın cinayeti işleniyor. Bunlar ise yalnızca resmi, kayıtlara geçebilen istatistikler. Bir de geçemeyenler var. 

Artık tek bir kadının dahi katledilmesine, taciz veya tecavüze uğramasına tahammül edecek durumda değiliz. Yazılı kanunlar uygulanmıyor, önlemler alınmıyor. Kadına karşı her türden şiddet insan hakları ihlalidir. 

Kadın cinayetleri toplumun gözünde o kadar “normalleşmiş” ki, bir kadın sanatçı bile devlet eliyle öldürülebiliyor. Toplumdaki hastalıklı erkek egemen anlayışın kaldırılması ancak mücadele ile ve toplumun aydınlatılması ile mümkündür. Aydınlanmanın yolu ise eğitimden, yaşamdan geçer; okutulup öğrenmekten geçer. Toplum ancak bu şekilde rehabilite edilebilir. 

Kadınlar susup itaat etmek istemiyor. Kadın cinayetlerine ve şiddete karşı mücadele artık toplumda taban bulabiliyor. Son olarak Las Tesis dans protestoları da gösterdi ki kadınlar artık susmayacak, itaat etmeyecek, kendi kurtuluş yollarını kendileri belirleyecek. Toplumda hakları ellerinden alınan, ötekileştirilen hiçbir kadının yalnız kalmasına izin verilmemelidir. Kadınlar olarak bu mücadeleyi büyütmeliyiz. Birbirimizi asla yalnız bırakmamalıyız.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.