Sinan TEPE: “Halkımızın yükselen sesine ses katmaktır aslolan”

0
311

Türkiye’de çok sayıda devrimci ve yurtsever tutsak ömürlerinin büyük bir bölümünü mücadele için hapishanelerde geçirmiş, geçiriyor. Devrimcilere on yıllara varan cezalar veriliyor. Bu yetmezmiş gibi insanlık dışı uygulamalar, baskı, işkence ve hak gaspları…

Sayıları binler ile ifade edilen devrimci ve yurtsever tutsakların maruz kaldıkları bu sorunlar karşısındaki tavır ve duruşları takdir edilecek ve örnek alınacak nitelikte.

Direniş Hareketi davası tutsaklarından Sinan Tepe de hapiste 26 senesini dolduracak. Hala dimdik ayakta.

Onlar, on yıllardır hapishanelerde duruşlarını bozmuyor, mücadeleye onca elverişsizlik içerisinde dahi nasıl katkıda bulunabileceklerini düşünüyorlar. Bizler de devrimci tutsaklar ile dayanışmamızı büyütelim. Onları mektupsuz bırakmayalım. (Mektup Adresi: Sinan Tepe, F Tipi Cezaevi, Kandıra/Kocaeli)

Sinan arkadaşın dergimize 20 Mayıs tarihinde yolladığı ve içerisinde Açlık Grevleri/Ölüm Oruçları süreci ile birlikte gündem değerlendirmesi de bulunan mektubunun ilgili yerlerini okuyucular ile paylaşmak istedik.

Arkadaşımızın mektubu şu şekilde:

“Bilindiği gibi aylar önce birkaç kişiyle başlatılan açlık grevleri yaygınlaşarak tüm hapishaneleri kapsamış durumda. Bu konuda adım atması gerekenler, İstanbul seçimleriyle birlikte bir şeyler gevelemeye başladılar. İstanbul seçimleri tekrar gündeme gelmeseydi üç maymunu oynamayı sürdüreceklerdi.
Aylardır aç kalmanın yıkıcı sonuçları çoktan ortaya çıkmaya başladı. İnsanlar ölüyorlar ve ölmeyip sağ kalanlar ise, bu sürecin izlerini ömürlerinin sonuna kadar taşımak durumunda kalacaklar.
Süresiz açlık grevi ve ölüm orucu konusunda dünyada hiçbir ülke, bizim kadar deney ve tecrübeye sahip değildir. Son yirmi yılda, bu konuda ne çok şey yaşadık ve gördük. O nedenle mevcut sürecin kısa vadede çözüleceğini beklemiyorduk. Ne yazıkki süreç belirttiğimiz tonda ilerledi. Dün itibariyle Adalet Bakanı’nın açıklamaları düştü ajanslara. Avrupa İşkenceyi Önleme Komitesi’nin İmralı’ya gittiğini ve Öcalan’la görüştüğünü, sekiz yıldır sürdürülen görüş kısıtlılığının kaldırıldığını söylüyordu. İstanbul seçimleri için Kürtlere çalınan bir parmak bal! Durum böyle olunca, bu sürecin daha fazla uzatılacağını düşünmüyorum. Birkaç güne sonuçlanacaktır düşüncesindeyim.
Burada hevallerden 20 kadar tutsak süresiz açlık grevini sürdürmekteler. 150’li günlerdeler ve sağlıkları kritik aşamada. Organlarda zorlanma daha çok öne çıkan rahatsızlıklar arasında.
Yerel seçimlerde vatan, millet, sakarya edebiyatı üzerinden yapılan seçim çalışması Erdoğan’ın pek işine yaramadı! AKP ve MHP geliştirdikleri ırkçı ve şoven politikalar üzerinden almayı planlıyordu belediyeleri. Irkçı politikalar toplumda karşılık bulmadı ve neredeyse bütün büyük şehirleri kaybettiler. Bu seçimler bir anlamda AKP düzeninin test seçimi gibiydi! Halk, tercihiyle bu düzenin sağlamasını yaptı bir anlamda. Yani AKP düzeninde geriye gidiş çoktan başlamıştı, seçim süreciyle birlikte daha da hızlanmış oldu!

Görünen o ki, İstanbul’u kaybetmeyi hiç beklemiyorlarmış! Girdikleri şoktan hala çıkabilmiş değiller. Çaresizlikle oraya buraya saldırıyorlar ve neye el atsalar ellerine dolanmaya başladı! YSK’ya aldırdıkları karar tam da böyle tarif edilebilir.
23 Haziran’da İstanbul’da seçim yapılacak. “Alavere dalavere Kürt Mehmet nöbete” misalinde olduğu gibi olmazsa, Ekrem İmamoğlu kazanacak gibi görünüyor. Bunu da kabul etmiyorum deyip, asker postalıyla mı yürüyecekler halkın üstüne, 23 Haziran günü öğrenmiş olacağız.
Erdoğan her seçimde “atı alan Üsküdar’ı geçti” deyip yol almaya alışmıştı. Bu seçimde de kendisinden oldukça emindi. Köşe, bucak, “kenar” diyerek küçümseyip aşağıladığı biri tarafından atının gemlenmesini hazmetmesi, dünya liderinin şanına yakışmazdı! Ve nihayet 36 günün sonunda boğazına takılanı çıkarıp attı.
“Görünen köy kılavuz istemez.”, AKP’nin ciddi yara aldığı ortada! Ne kadar kapatırsa kapatsın, en ufak nemde kabak çiçeği gibi açılması kaçınılmaz. Bu saatten sonra İstanbul’u alsa da kaybetse de durum değişmeyecektir.
Erdoğan’ın ikinci kez “güreşe” tutuşması ve “yüzde yüz kazanırız demesi”, kaybetmesine neyin etki ettiğini bilmesi ve buradan yol almayı düşünmesi! Aşkım dediği ve bizzat kendisini ortaya koyarak girdiği İstanbul seçimini kaybetti. Bu hezimette, İstanbul’da yaşayan Kürtlerin etkisi büyük. O nedenle bu süreçte asıl izlenmesi gereken Kürt Hareketinin alacağı tutum. HDP’nin sürece yaklaşımı olumlu, ancak daha yüksek sesle ve kendi seçmeninde yankı bulacak laflar etmeli. Aksi taktirde söyledikleri “gökkubbede hoş bir seda” olarak kalmaya mahkum.
İstanbul seçimlerinin iptal edildiği gün, İmralı’ya avukatların gönderilmesi ve Öcalan’la görüştürüldüğünün açıklanması, AKP yine neyin peşinde sorusunu akıllara getirdi. Sürmekte olan direnişin etkisiyle görüştürüldüğüne inanmak istiyor insan, ancak söz konusu olan AKP olunca, düşünmeden edilmiyor! “Yüzer, biner öldürüyoruz.” diyen bir anlayışın, İmralı kapılarına dayanması, çok hayra alamet gelmiyor.

Yıllardır AKP faşizminin zulmünden, Kürt halkı dahil bütün kesimler nasibini aldı. AKP faşizminin uyguladığı kanunsuzluk, hayatın her alanında hissedildiği gibi hapishanelerde de derinden hissedildi. Kendi yasalarına bile uymayan bir iktidarla karşı karşıyayız. Genel anlamda tüm hapishanelere uygulanan asgari ölçüler, İmralı hapishanesine uygulanmadı. Aylardır yüzlerce insanın mum gibi eriyip, hücre hücre ölmesi, yaşanan onca acı ve zulüm bu kanunsuzluğun ortadan kaldırılması için. Kendi içinde özel yönler taşısa da, haklı ve meşru bir zemin üzerinde ilerlemekte direniş.
Haklı zeminde ısrar, eninde sonunda kazandıracaktır. Gelinen aşamada ülkemizde yaşananlar, her zaman karşılaşacağımız türden şeyler değil! AKP faşizminin zulmünden muzdarip olan kesimler yol almaya başlamışken, pragmatik yaklaşımların demokrasi güçlerini nefessiz bırakacağını görmek gerekir.
Erdoğan’ın pratikleri tecrübeyle sabit, yani İstanbul seçimini Kürtlerin desteğiyle alacaksa, İmralı hapishanesini Diyarbakır meydanına taşımayı bile düşünür!
Sonrası? Sonrası gayet bildik şeyler, yani zam zulüm, kan gözyaşı! Tüm bunlar bilinirken, bunca acı, deney ve tecrübeden sonra, bir kez daha “İstanbul’u, Erdoğan’a altın tepside sunduk.” denecek mi? Bu konuda Kürt Hareketi’nin nasıl bir tavır alacağını önümüzdeki günlerde öğrenmiş olacağız. Üzücü elbette, şu veya bu şekilde destek sunulan ve dost bilinen bir yapı için, iktidarla girilen ilişkilerde hafızalarımızda iyi izler bırakmadığını düşünmek. Gezi Direnişi’nden sonra İmralı’dan yapılan açıklama hala tazeliğini korumakta: “İktidarı Erdoğan’a altın tepside sunduk.” denmişti!
Sis bulutlarının az da olsa dağılmaya başladığı bir ortamda, faydacı bir yaklaşımla girilecek ilişkide gidilecek yol, ne yazıkki hüsranla sonuçlanacaktır. En nihayetinde “yüzer, biner öldürüp, kazıkları çukurlara gömüyoruz”a çıkacaktır.
“Toplumların tarihi sınıf mücadelelerinin tarihidir.” saptamasından hareketle, tarihler boyu burjuvaziyle girilen savaşlarda çok yenmişiz, çok yenilmişizdir. Ancak bu galibiyet her şeye rağmen ve ne pahasına olursa olsun anlayışıyla olmamalı. Sorumlu davranmanın gerekli olduğu zamanlardan geçiyoruz. Halkımızın yükselen sesine ses katmaktır aslolan, diye düşünmekteyim.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.