Solda Birlik ve Yenilenme

1
35

Hamza YALÇIN/ 10.04.2014

Bugün rejim güçlerinin birbirini yedikleri koşullarda Türkiye sosyalist hareketinin gelişmesi için çok büyük olanaklar var. Devrimciler bu olanakları değerlendirerek ezilenlerin mücadelesinde bir ışık durumuna gelebilirler. Ama bunun için devrimcilerin güçlü birlikler yaratması gerekir.

Türkiye solu niye birleşemiyor? Doğru çizgide olduğunu düşünen her bir örgütün kitleleri örgütleyerek ve diğer sol örgütleri tecrit yani saf dışı ederek solu birleştirmesi metodu tutmuyor mu? Olmayacaksa liderleri ve örgütleri bir birleşme kongresine ikna edemez miyiz? Veya küçük örgütler büyüklere katılamazlar mı? Ya da herkes en büyük güç olan PKK’nin etrafında birleşemez mi? Yoksa bölünmüşlük, birleşmeyi imkânsız kılan görüş ayrılıklarından mı ileri geliyor? Bölünmüşlüğün asıl nedeni, mevcut liderlerin kendi yerlerini koruma kaygısı olabilir mi? Birliği asıl engelleyen, soldaki grup bilinci midir? Bölünmüşlük esas olarak devletin tezgâhı mıdır? Ya da örneğin eski kuşaktan insanlar yerlerini yenilere bıraksalar birliğin yolunu açmış olmazlar mı? Ya da devrimci güçlerin birliği için daha ileri giderek mevcut örgütleri mi dağıtsak?

Bu ve benzeri soruları çok kez duymuşuzdur. Onları süratle gözden geçirerek birlik konusundaki yaklaşımımızı oluşturmaya çalışalım. İlk metot yani birliğin sağlanmasını, doğru çizgide olduğunu düşünen bir örgütün gelişip diğerlerini geride bırakarak öncü konumuna ulaşması yoluyla kurgulayan anlayış bugüne kadar temel alına geldi. Hatta sol örgütler bu anlayışı gayet rekabetçi ve sekter biçimlerde uyguladılar. Bu anlayışla şu ana kadar sadece bir örgüt halkın önderi haline gelmeyi başardı: PKK diğer Kürt solunu düşman belledi ve onları çeşitli metotları kullanarak saf dışı edip kendisini Kürt halkının öncüsü durumuna getirmeyi başardı. Türkiye solundan hiçbir örgüt söz konusu yöntemleri PKK’nin kararlılığı ve serbestliğiyle kullanamadı.

Yani örneğin hiçbir örgüt PKK gibi diğer örgütleri karşısına alamadı. Hiç biri hem devlete hem diğer sol örgütlere karşı hem de kendi birliğini korumak için kendi içine karşı sonuç alıcı ve etkin bir şiddet geliştiremedi.

Söylediklerimize kızanlar olacak belki, fakat artık solda olduğuna kırk şahit gerektiren Aydınlık çizgisini bir yana koyarsak kimse güçlenme yolunda PKK’nin çeşitli egemen güçlerle girdiği ittifaklara giremedi.

Ne var ki PKK’nin Kürt Marksist solu adına gerçekleştirmeyi başardığı birlik, sonuçta Kürt Marksist solunun tasfiyesi oldu. Güçlenen PKK Sovyetler Birliği yıkıldıktan bir süre sonra artık Marksizmi benimsemediğini açıklayacaktı. PKK lideri Marksizmi aştığını ileri sürerek, gücünü korumak ve geliştirmek için değişen dünya koşullarına uygun gördüğü çeşitli sol liberal görüşleri hatta bir ara Kemalizmi vb savunmaya başlayacaktı (bakınız İmralı savunmaları).

Rekabetçi ve sekter yöntemler, Türkiye solunda da onu kullanan örgütlere bazı faydalar kazandırmış olabilir ama bu yöntemler Türkiye devrimci hareketinin geneline kaybettirdi. Sol örgütler birbirlerini gerilettiler. Sola açık yüz kişiden üç insanı kendi örgütlerine katmak için 97sini soldan soğutma örnekleri sıkça yaşandı. Solun inandırıcılığı ağır yaralar aldı.

Rekabetçi ve sekter metotlarla sağlanan birlikler özgürleşmeye değil egemenlik ilişkilerine yol açmaktadırlar. Diğer örgütlere karşı kullanılan rekabetçi, sekter ve yer yer zorbalığa varan metotlar haliyle örgüt içine ve kitlelerle ilişkilere de yansımaktadır. Bu yoldan ezilenlerin iktidarı yerine, bürokratik dikta modelleri gelişmektedir. Özgürlük, adalet, sosyalizm, sınıf ve halk söylemlerinin, propagandalarının arka cephesinde ne yazık ki başka şeyler yükseliyor. Bunlar kitlelerin manipülasyonuna dayanan, devrimci eleştiriciliğin çok zayıf kaldığı ve bu yüzden dinsel cemaatleri andıran örgüt iktidarlarıdır. Bu anlayışın etkisindeki devrimci örgütler arasındaki ilişkiler çok zaman cemaatler veya burjuva devletler arasındaki ilişkiler halini almaktadır.

Yakın görüşleri savunan örgütlerin, liderlerin iknasıyla birleşmesinin çok seyrek örneklerinden biri MLKP’dir. Küçük örgütlerin büyüklere katılmasının örnekleri bulmak da zor. MLKP birleşmesinin olumlu yanları ne yazık ki sınırlı kalmıştır. Birleşmede Kürt ulusal hareketiyle çatışma çizgisinden onun yedeği olma çizgisine bir nitelik değişmesi oldu. Bu noktada eskiden önder görülen Enver Hoca ve partisi AEP ile Öcalan ve PKK biraz yer değiştirmiş oldular. Çatışma daha kötü diye artçılığı sola örnek bir gelişme göremeyiz. Diğer bir örnek ise, Kürt ulusal hareketi çevresinde yer alan bir kısım örgütlerin bir araya geldiği SYKP (Sosyalist Yeniden Kuruluş Partisi)’dir. Ne var ki Kürt ulusal hareketinin peşinde solda yenilenme yaratmak olanaksızdır. SYKP’yi Kürt ulusal hareketine dayanarak ayakta kalma çabası olarak görüyoruz.

Kürt ulusal hareketinin etrafında birleşme çabaları sadece bazı geçici güç birlikleri sağlamakla sınırlı kaldı. Dahası o yoldan solda birliklerden çok ayrılıklar oluştu. Ayrılıklar her seferinde Kürt ulusal hareketine yeni güçler sağladı. En kötüsü ise Türkiye solunun bir kesimi PKK’ye bağımlılaştı ve onun uzantısı durumuna geldi.

Türkiye solunun liderlerinden Mihri Belli solun bölünmüşlüğünü anlamak için 40 yıla yakın bir süre egemen güçlerin oyunları üzerinde yoğunlaştı. Gerçekten de egemen güçler dünyanın her yerinde solu bölen politikalar uyguluyorlar. Mihri Belli Türkiye’de bunu kavramış bir liderdi. Ancak Mihri Belli bu bilinçle birlik yolunda bir tek kalıcı adım bile atamadı. Çünkü egemen güçlerin oyunları, solun bölünmüşlüğünün sadece bir sebebiydi. Mihri Belli yaşamının son 30 yılını ise Kürt ulusal hareketi etrafında solun birliğine adadı. ÖDP ve SDP pratiklerinde solu birleştirmeye çalışırken hep bölen durumuna ve solda kendi dışındaki güçlere bel bağlama tavrının gelişmesine katkıda bulunmuş duruma düşecekti. Solda birliği engelleyen ciddi görüş ayrılıkları kuşkusuz var. Fakat hiçbir örgütün görüşleri değişmez değil. Bütün örgütler gerek koşulların değişmesine bağlı olarak gerekse de pratik çalışmalar içinde şu veya bu yönde değiştiler.

Öyleyse görüş ayrılıklarının aşılamaz engeller olduğunu iddia etmek zordur. Kaldı ki sol örgütleri asıl bölen görüş ayrılıkları değil de çok önemli bazı yakınlıklar olmaktadır. Yakın ideolojik görüşlere sahip görünen örgütler de birleşemiyorlar. Bir ara Hedef dergisi ile biz yakın görüşleri savunuyor olduğumuz bir dönemde birleşmeye çalıştık, ama adım atamadık. Yakın görüşler savunduğumuzu düşündüğümüz Barikat ile birleşme olanaklarını araştırmak istedik, arkadaşlarda o yönde bir düşünce yaratmayı bile başaramadık. Kuruluşuna katıldığımız SDP içindeki gruplarla birlik yaratmaya çalıştık orada da kesin başarısız kaldık.

Liderlerde mevki makam düşkünlüğü de bir faktör olarak görülebilir. Örgütü dışarıya kapatarak bir arada tutma yönündeki grupçu kültürlerin engelleyici rolü daha önemlidir. Grupçuluk her biri diğerine rakip ilişkilerden BİZ yaratmanın yoludur. Eski kadroların yenilerle takviye edilmesinin ise solun bölünmüşlüğüne kendi başına çözüm getireceği kuşkuludur. Eski kuşaklardaki en önemli zorluk, dinamizm yoksunluğu olabilir. Rekabetçiliğe gelince yeni kuşağın eski kuşaktan aşağı kalır tarafı bulunmuyor ki bu da yaşadığımız dünyanın ürünüdür. Dünya daha rekabetçi hale geldi.

Sol niye birleşemiyor?

Evet, bazı derin görüş ayrılıkları, birbirini dışlayan ve içe kapanmacı grup gelenekleri ve hatta liderlerin birliğe kapalı tutumları solun bölünmüşlüğünün nedenleri arasında sayılabilir. Egemen güçlerin solda bölünmeleri sürekli teşvik eden politikalarının da çok büyük rolü var. Ancak solun bölünmüşlüğü bu faktörleri de kapsayan ve daha geniş, daha derin bir yapısallığa sahiptir.

Şöyle ifade edebiliriz: Birlikten çıkarı olan halk niye birleşemiyorsa birlikten çıkarı olan sol da asıl o yüzden birleşemiyor. Çünkü sıradan insanlar birbirlerine nasıl bakıyorlarsa sol örgütler de birbirine yaklaşık öyle bakıyorlar. Birliğe engel olan ortak yan budur.

Ezilenler birleşmiyorlar, çünkü onlar birlikte, düzene alternatif anlamda bir şey yapabileceklerine inanmıyorlar. Her şeyden önce kimse diğerine pek güvenemiyor. Sıradan insanlar birbirini hem nesne hem de rakip görme eğiliminde. İlişkilerde sorumluluk, sevgi, dayanışma değil rekabet, istismar ve hegemonyacılık ağır basıyor. Sıradan insanların her biri “benim dediğim olacak”, diyor ve birbirine üstün gelme peşinde. Bu yüzden hak ve özgürlük mücadelesinin yükselmesinin olmazsa olmazı karşılıklı güven gelişemiyor. Hatta ezenler belli çıkarlar doğrultusunda kendi aralarında mantık evlilikleri gibi burjuva temelde birlikler kurabilirlerken ezilenler bunu dahi başaramıyorlar. Nerede bir araya gelseler rezaletler çıkıyor. Düzen ezilenlere ezenlerin mantığını aşılıyor.

Ezilenler de bireysel kurtuluş yollarını ve rekabeti esas alıyorlar. Üstelik çok zaman daha ilkel tutumlarla. Ya da sıradan insanlar tıpkı birbirlerine karşı sorumluluklarını yerine getirmek için Allah korkusunu ve cennet ödülünü beklemek gibi, birleşmek için daha güçlü iradeleri bekliyorlar. Birliği, üst iradeye çeşitli şekillerde teslim olmak şeklinde anlıyorlar. O yoldan da birlik değil biat ilişkileri gelişiyor.

Sol örgütler de bir araya gelmeye kalkıştıklarında tıpkı sıradan insanların yaşadıkları sorunları yaşıyorlar. Çünkü sol da kendisini düzene özgü hegemonya, rekabet ve manipülasyon ilişkilerinden arındıramamış. Örgütler alternatif insan ilişkileri yaratmak hedeflerini güç olma kaygılarına kurban edebiliyorlar. Bu yoldan sağlanan her türlü güçlenme ise solu içten içe bozuyor. Sonuçta emekler ve özveriler boşuna gidiyor.

Devrimci mücadelede özgürlükçü amaçlara ve militan bir hatta sahip olmak yetmez. Araçları ve metotları da amaçlara uygun seçemezsek ne kadar güçlendirsek güçlenelim amaçtan uzaklaşırız. Devrimci iddiadaki bir parti çok güçlü olabilir. Yani mesela çok sayıda ve sıkı örgütlü kadrosu, kitleleri içinde gücü ve prestiji, eylem gücü, yayın olanakları, silahı, parası ve bunun gibi imkanları olabilir. Ama o parti eğer mevcut düzenin dayandığı temel anlayışı yani rekabetçi ve nesneleştirici ilişkileri, egemenlik ve bağımlılaştırma ilişkilerini kendi içinde aşamamışsa, devrime öncülük edemeyeceği gibi büyük olasılıkla da gerçek bir devrimin önünde engel oluşturacaktır.

Mevcut devrimci hareketler genelde dünya sosyalist hareketinin bozulması sürecinin ürünü ilişkiler geliştirmektedirler. Hemen hepsi de kuşkusuz bağımsızlık ve demokrasi mücadelesinde önemli yere sahiptirler. Fakat geliştirdikleri ilişki kitle hareketini ele geçirip teslim almaya ve halk iktidarı adı altında, özünde örgüt iktidarı kurmaya çıkmaktadır. Her biri yarının bürokratik iktidarlarının nüvesi durumundadırlar. Sol işte bu ortak payda temelinde bölünüyor. Sol örgütlerin yenilenmeksizin düzene alternatif birlikler oluşturmaları olanaksızdır.

Sol örgütler arasında alternatif ilişkiler

Diğer yandan ise hiç bir örgütün tümüyle doğru veya tümüyle yanlış olduğu iddia edilemez. En azından bütün örgütlerde de çeşitli doğrular var. Bu bakımdan örgütler arasında birlikte öğrenme olanaklarının geliştirilmesi hataların düzeltilmesine, her bir örgütün gelişmesine ve solda birliğe çok önemli katkı olacaktır. Kaldı ki Marksist örgütlerin hepsi de ortak amaçlar doğrultusunda mücadele ediyor ve aynı düşmanın karşısındalar. Marksist hareketler olarak durumumuz budur. Aramızda düzen içi ilişkilerden daha farklı bir iletişim ve dayanışma olmalıdır.

Birlikte öğrenme ve dayanışma için kimse kendisini gerçeklerin biricik sahibi ve diğerlerinin öğretmeni görmemelidir. Birbirimize karşı alçak gönüllü tutumda olmalıyız. Birbirimizi anlamaya açık olmalıyız. Birlikte öğrenme ve dayanışma için ise sol içinde rekabetçiliğe, birbirini kötü görmeye ve düşmanlaştırmaya son verilmelidir. Birbirinin varlığına saygı duymayan, birlikte mücadeleden umudu olmayanların birlikte öğrenmeleri ve dayanışmaları çok sınırlı kalacaktır.

Charlie Chaplin’in Büyük İmparator filminde Hitler ile Mussoulini’nin birbirine üstün gelme çabaları ilginçtir. Ev sahibi Hitler’in onu ziyaret eden Mussoulini’ye üstün görünmesi için iki diktatörün önüne elle yükseltilecek sandalyeler konmuştur. Bu işi ev sahibi Hitler’in adamları yapmışlardır.

Mussoulini’nin durumdan haberi yoktur. Gözü üstün gelme mücadelesinde olan Mussoulini, Hitler’in sandalyesini yükseltip üstün görünüm sağladığını fark edince hemen mekanizmayı çözer ve o da kendi sandalyesini yükselir. Sandalye yükseltme yarışı iki diktatörün sırıkların üstünde oturuyor durumda gelmeleriyle sonuçlanacaktır. Farklı örgütlerden devrimciler bir araya geldiklerinde benzeri durumlara asla düşmemelidirler.

Birliği Kürt ulusal hareketi etrafında örgülenerek gerçekleştirmeye çalışmak, düşülecek en büyük yanlışlardan biridir. Kürt ulusal hareketi demokrasi mücadelesinde bir ittifaktır, onun devrimcilere öncülük edecek niteliği yoktur. Bir araya gelmek için Kürt ulusal hareketine sığınmak, sıradan insanlar arasındaki teslimiyet ilişkilerinin soldaki bir iz düşümüdür. “Kürt ulusal hareketini arkama alır, soldaki rekabette rakiplerime fark atarım” kurnazlıkları ise ağır sorumsuzluktur. Türkiye solu milliyetçiliğin yedeği durumuna getiren bu tutumlar solda güçsüzlüğü, kendine güvensizliği körüklüyor.

Örneğin bugün Kürt ulusal hareketinin gücüne dayanarak milletvekili seçilmiş olan Sırrı Süreyya Önder yarın Kürt ulusal hareketine ve Öcalan’a övgüler düzmekten vazgeçip gerçek dostluğun gereği olarak samimi eleştiriler yapmaya başlarsa kendisine oy veren seçmenlerin kaç tanesinden oy alabilecektir?

Doğru çizgide olduğunu düşünen bir örgütün kendi yolunda kararlılıkla yürümesi güzel bir şeydir. Ancak bunu asla sekter ve rekabetçi bir tarzda yapmamak ve tek yol haline getirmemek gerekir. Siyasi hareketler arasında sekterlik ve rekabetçilik son bulmalıdır. Sol örgütler arasında dayanışma temelinde birlikte mücadelenin, öğrenme ve gelişmenin yolları açılmalıdır.

Gezi direnişinde bunun çok güzel örnekleri yaşandı. Geçtiğimiz yerel seçimlerde Türkiye solunun kendi içinde birlik kurmalarının başarılı örnekleri yaşandı. Böylesi örnekleri geliştirmek gerekiyor. Devrimci birlikler fethederek değil devrimci sentezler yaratarak sağlanabilir. Devrimci birlikler kendi düşüncelerini başkalarına empoze ederek değil devrimci düşünceyi birlikte oluşturma yoluyla sağlanabilir. Bu yol kitle çalışmasında da örgütler arası ilişkide de esas alınmalıdır. Sekterlik kaynağı olan geleneksel öğretmen-öğrenci ve geleneksel öncü-kitle, kadro-sempatizan ilişkisi aşılmalıdır.

Solda birlik yolunda bizim üç temel önerimiz var. Birincisi Marks’ın Kapital’ini birlikte tartışarak bir yandan günümüz kapitalizmi hakkında daha ileri ve ortak görüşlere ulaşırken aynı zamanda devrimciler olarak kimsenin diğerlerine öğretmenlik taslamayacağı, kimsenin kimseye üstün gelmeye çalışmayacağı mütevazı ilişkiler içinde birlikte öğrenme metodu geliştirmek istiyoruz. Bu konuda teklif götürdüğümüz EHP’li arkadaşlardan olumlu yanıt aldık ve çalışmaya başladık. Birlikte attığımız adımın solda gelişmesini istiyoruz.

İkinci önerimiz düzeni ve sol olarak kendimizi sorgulayacağımız, devrimci yenilenme yolunda sorunlarımızı tartışacağımız bir eğitim ve dayanışma kurultayı hazırlamaktır. Gezi direnişi sonrası kurulan forumlar bizim kurultay düşüncemize uygun olanaklar sağlamışlardır. Türkiye solu bu yolda daha örgütlü ve etkili adımlar atmalıdır. Üçüncü önerimiz ise birlikte alternatif öğrenci yurdu açmaktır. Alternatif öğrenci yurdu yüksek öğrenim gençliğinin akademik ve demokratik mücadelesine çok büyük katkı sağlayacaktır. Bu adımların soldaki ilişkileri değiştirme yolunda bilinç ve irade yaratacağına inanıyoruz.

Solda birlik için devrimci yenilenme

Solun birliğinin yolu, mücadele içinde düzen ilişkilerini sorgulamaktan ve alternatif insan ilişkileri geliştirmekten geçiyor. Alternatif insan ilişkileriyle kastettiğimiz özgürleştirici ve devrimcileştirici ilişkilerdir. Bu ilişkiler öncelikle sosyalist örgütlerin kendi pratiklerinde gelişmelidir.

Bu noktada Hareketimizin görüşlerini özetlemeye çalışalım: Öncelikle bireyciliğe karşı net tutum alınmalıdır. Kimse kendi kendisini özgürleştiremez ve devrimcileştiremez.

Özgürleşme karşılıklı ilişki içinde gelişebilir. Benim özgür olmamın ölçütü çevremdeki insanlarla kurduğum bağların niteliği ve onlarla birlikte yaptıklarımdır. Dünyayı değiştirmekten kaçınanlar daha başından kendilerini kölece düzenle sınırlamış ve özgürlükten kaçmış olurlar. Sömürücü düzene karşı mücadeleye girişmeksizin o düzen içinde kendime sağlayacağım otonomi, esaretin cicili ambalajından öteye geçemez. Özgürleşme ezenler-ezilenler ilişkisine devrimci eğitim, örgütlenme ve eylem yoluyla meydan okumakla başlar. İşte yeni-insan ilişkileri bu süreçte gelişecektir.

Biz devrimin gerek bir devrimci hareketin kendi içinde gerekse kitle çalışmasında yeni-insan ilişkileri geliştirerek başlayacağını iddia ediyoruz. Yeni-insan ilişkilerinden kastımız, düzenin rekabetçi, bireyci ve hegemonyacı ilişkilerinin alternatifi olan özgürleştirici dayanışma temelindeki ilişkilerdir. Bu ilişkiler karşılıklı sevgiye, saygıya, birbirine karşı sorumluluğa dayanır. İlişkilerde karşılıklı alçakgönüllülük ve devrimci eleştiricilik esas olmalıdır. Devrimci bilinç ve örgütlenme bu temelde herkesin özne olduğu mücadele içinde birlikte öğrenme yoluyla gelişebilir. Devrimci hareket, diyalog adını verdiğimiz (bakınız Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz, Hamza Yalçın, 2013) bu yeni-insan ilişkilerinin yayılması ve derinleşmesidir.

Yeni-insan ilişkilerinin mücadeleyi her şart altında yürütecek olan devrimci partiye dönüşmesi ezilenlerin özgürlük hareketinin büyük bir araca kavuşması demektir. Ezilenler bu temelde mücadeleyle örgütlenip topyekun eyleme kalkışarak mevcut devlet cihazının alaşağı edip onun yerine ezilenlerin özgürleştirici iktidarını kurduklarında devrim yolunda yeni bir aşama başlamış olacaktır.

Yeni-insan ilişkilerinde kadrolar da kitleler de farklı sol örgütler de mücadelenin özneleridirler. Devrimci örgüt ve mücadele onların hiçbirini nesneleştirmemelidir. Örgüt içinde harekete bağlılık ve disiplin başka şeydir grupçuluk ve biat başka şey.

Devrim, mevcut düzene alternatif nitelikte bir irade yaratmakla başlar. Devrimci parti bir iradedir. Ama daha devrimci parti düzeyine gelememiş bir güç de devrimin nüvesi olabilir. Hatta bu anlamda samimi devrimci niyetlerle yoldaşça bir araya gelmiş, iki inançlı ve kararlı insan devrimi başlatmış demektir. Devrimci parti ve iktidar, devrimin sadece aşamalarıdırlar. Devrim bugünden başlar.

Devrimci hareket kitle çalışmasında kendisini yığınlara hazır devrimci bilincin taşıyıcı görmez. Devrimci bilinç kitlelerle birlikte mücadele içinde yaratılacaktır. Bu mücadelenin yapıcı yönü, yani sorunları kitlelerle birlikte saptamak ve çözüm yolunda kitlelerle birlikte yürümek çizgisi öne çıkarılmalıdır (Bakınız Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz). Devrimcilik soyut bir muhalefet hareketi olmaktan çıkarılmalı, şartları şimdiden değiştirerek devrimci bilinç ve örgütlenme geliştirme mücadelesi olarak yürütülmelidir.

Bu anlayışla biz merkezi, disiplinli bir örgüte ve devrimci şiddete yani meşru savunmaya karşı mıyız? Hayır! Bir siyasal hareket çelik disiplinli ve merkezi bir örgüte kavuşmaksızın devrimcileşemez ve gelişemez. Bu devrimci hareket amacına ulaşmak için gereken bütün mücadele biçimlerini uygulamaya hazır olacaktır. Yeter ki söz konusu biçimler ve araçlar mücadelenin devrimci özüne ve temel amacına uygun düşsünler. Mücadelenin özüne ve temel amacına uygun düşmeyen araçlar ve metotlar devrimci harekete zarar verecekleri için kesinlikle reddedilmelidirler. Örneğin halk güçleri arasında baskı ve tehdit bir mücadele aracı olarak reddedilmelidir. Yalan, demagoji ve manipülasyon da.

Biz Direnişçiler Türkiye solunun birliğine hizmet etmek için bu anlayışla devrimci bir örgüt yaratma yolunu esas aldık. Kendimizi Marksist ve Leninist olarak tanımlıyor aynı zamanda da Marksizm adına sekterlik dediğimiz bürokratik sol geleneklerden arınmaya çalışıyoruz. Amacımız ülkemizde işçi sınıfı öncülüğünde gelişecek devrime hizmet etmektir. Bu yolda bir başımıza yürümeyi göze aldık. Türkiye solundan bütün örgütlerle dayanışmaya, çeşitli güç ve eylem birliklerine ve hatta daha ileri bir birlik içinde kaynaşmaya açığız.

1 Yorum

  1. Kimi Sosyalistler YCHP içerisinde yer “alabilirken”diğer Sosyalistlerle “UZLAŞAMIYORLARSA” bu davranışta bir “İHANET KOKUSU VARDIR.”

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here