Sosyalist Sol Tartışıyor: Toplumsal Özgürlük Partisi ile Röportaj

0
1286

Türkiye’de, Ortadoğu’da ve dünyada çok önemli gelişmeler yaşanıyor.

Özgürlük ve demokrasi getireceği vaadedilen Ilımlı İslam, Türkiye’de dinci bir tek adam rejimiyle; Ortadoğu’da ise aşırı bir dinsel, mezhepsel, etnik vb. gerilimlerle sonuçlandı. ABD ve AB’nin göz bebeği AKP iktidarı şimdi onlarla kavgalı duruma düştü. Bu süreçte Kürt hareketi bölgede politik bir aktör olarak daha çok önem kazanırken Türkiye işçi sınıfı ve emekçi hareketi ise alabildiğine geriledi. Kolektif emeğin ürünü bilimsel ve teknolojik gelişmeler tekelci özel mülkiyet sistemi yüzünden ezilenlerin köleleştirilmesine varacak riskler taşıyor. Emperyalist güçler arasındaki mücadele şiddetlenirken bütün dünyanın kaynadığını görüyoruz.

Türkiye solunun ülkemizi, bölgeyi ve dünyayı etkileyecek büyük bir potansiyel güç olduğuna inanıyoruz. Sol hareketlerin gidişe nasıl baktığını ve ortak hareket olanaklarını görüşmek amacıyla bir söyleşi başlatmaya karar verdik.

Bu amaçla hazırladığımız sorulara cevap veren Toplumsal Özgürlük Partisi – Girişimi‘nin cevaplarını, aşağıda sizlerle paylaşıyoruz:

Türkiye nereye gidiyor?

Türkiye’nin nereye gittiğine dair türlü olasılıklar mevcut. Son altı yılda, her biri belli bir anda ön plana çıkan, ancak daha sonra geri düşen, yine de yenilmeyen ve şu anda hiçbiri de kazanamayan üç güç odağı söz konusu gidişi belirlemek istiyor. Nereye gittiğimizi bir biçimiyle geçmişten gelen ve şimdi güncel olarak var olan güçler belirleyecek. Bu yüzden geçmişin ürünü olan ve şimdi aktüel olarak sahada olan güç odaklarına bakmamız gerekir.

Söz konusu odaklardan birincisi gidişatı faşist bir rejime çevirmek isteyen iktidar bloğu. AKP/MHP/Ağar/Perinçek koalisyonu açık bir şekilde buraya oynuyor. Aslında tarihsel olarak bunlar birbirlerine düşman güçler. Ancak TC’nin içinde bulunduğu durum kendileri açısından bu ittifakı zorunlu kılıyor.

Şimdilik bunu başaramamış olsalar da içini girdikleri geri dönülme yol, onların esneme kapasitelerini yok etmişe benziyor. Buraya nasıl geldik?

AKP/Cemaat iktidarı hatırlanacağı gibi 2007/8 ile birlikte devletin kurucu unsuru olan Kemalist güçleri devletin içerisinden tasfiye etmeye başlamıştı. Aslında bunu yaparken basit bir devlet içi hesaplaşma olarak değil, finans kapitalin değişen yönelimlerinin bir sonucu olarak yapmışlardı. AKP/Cemaat ortaklığı sermayenin artık kendisi için işlevsizleşen Kemalist bloğa müdahale edeceği bir maşa idi. Devletin ve rejimin temel niteliklerine dokunmadan, despotizmi sermaye ile daha fazla uyumlu bir şekilde yorumlayarak yol alma niyetindeydiler. Başta öyle de oldu. Ancak sonra hepimizin gördüğü üzere iktidar alanı çatladı. Futboldaki şike soruşturmaları, dershanelerin kapatılması ve MİT soruşturmalarında somutlaşan ayrılıklar iktidar için zor günlerin başlangıcıydı.

Burada bir parantez açalım. Bu çatlaklar başta belki devlet içinde tölere edilebilir üzerinde anlaşılabilir ya da bir biçimiyle üstesinden gelinebilir şeylerdi. Ancak bir süre sonra halk güçlerinin tarihi Gezi direnişinde sahneye çıkmaları iktidardaki AKP/Cemaat koalisyonunun deyim yerindeyse dengesini bozdu ve onları geri döndürülemez bir yola itti. Futboldaki şike ve MİT soruşturmalarıyla ve dershaneler kriziyle başlayan ayrışma 17-25 Aralık ve 15 Temmuz darbeleriyle devam etti.

Gezi’de açığa çıkan dinamiğin 7 Haziran seçimlerinde de AKP’ye büyük darbe indirdiğini unutmayalım.

Darbeler yalnızca Erdoğan’ı değil, devletin kendisini de tehlike altına sokan bir kriz yarattı. Apaçık bir devlet kriziydi bu. Bahçeli’nin “devletin bekası” sızlanmalarının altı boş değildi. Devletin içerisinde apaçık bir kriz hâkimdi. Bu kriz ortamında Erdoğan’ın fazla seçeneği yoktu. Tarihsel düşmanlarıyla bir koalisyonla yola devam edecekti. Söz konusu koalisyon yola böyle koyuldu. Her bir gücün bu koalisyondan türlü beklentisi/çıkarı vardı. Eski güçlerine geri dönme hayalleri kuran, fırsatını bulursa Erdoğan’ın güç alanını daraltmak isteyen, bu arada gücünü yavaştan konsolide etmeye çalışan Ağarcılar, Perinçekçiler, İstanbul’dan dahi silinmeye başlamışken Erdoğan’a yaslanarak ayakta durabilen MHP ve iktidardan düşme/harcanma tehlikesi yaşadığı için bu güçlere kucak açmak zorunda kalan Erdoğan. Aslında bir çeşit yaralılar ittifakı idi bu. Ve uzlaştıkları en önemli noktalar Kürt düşmanlığı ve halk düşmanlığı idi. Bu düşmanlık yalnızca lafta kalamazdı. Çünkü her fırsatta akacak mecra arayan güçlü bir halk potansiyeli vardı. Buna karşı verebilecekleri yegâne cevap faşistleşme olacaktı. Nitekim çeşitli biçimleriyle faşizm inşasına giriştiler. Bir yandan anayasal değişikliklerle erk tek bir odakta toplanıyordu, diğer yandan lümpenleştirilmiş fanatik bir kesim paramiliterleştiriliyor, kadın, Kürt, Alevi düşmanlığı pompalanıyor, nefret politikalarıyla toplum kutuplaştırılıyordu.

Faşist odak buz gibi bir gerçeklik. Ama henüz başarılı olduklarını söyleyemeyiz. Tam bir faşist düzene güçleri yetmiyor çünkü önlerinde çeşitli sürtünme noktaları var: birincisi restorasyoncu güçler, ikincisi ise henüz teslim alamadığı halk güçleri.

Evet, ikinci gidişin odağı restorasyonu klik diyebileceğimiz bir blok çerçevesinde şekillenmek isteniyor. Sermayenin AKP projesi sermaye açısından büyük kazanımlar yaratsa ve yaratmaya devam etse de, belli riskler açığa çıkmıştı ve yumuşak bir geçişin ya da en azından Erdoğan’ı daha fazla ehlileştirecek bir formülün de gündeme gelmesi kaçınılmazdı.

Düzenin hırpalanan yerlerini onaracak, düzen dışına çıkma eğilimi artan ve 7 Haziran’da Kürt halkıyla birlikte fiili seçim ittifakı oluşturan Kemalist kitleyi, içi boşaltılmış ve sermayeyle tamamen uyumlu hale getirilmiş bir Neokemalizmle içerme planı yapacak, olursa bir de yeni anayasayla başkanlık sisteminin kimi pürüzlerini giderecek-ama bakanlık sistemine dokunmayacak, çünkü başkanlık sistemi sermaye için oldukça işlevsel- bir restorasyon projesi neden olmasındı?

CHP, İyi Parti ve Saadet Partisinden oluşan ve buraya Gül Babacan, Davutoğlu üçlüsünün eklenmesiyle genişleyen restorasyoncu blok, sermaye ile daha uyumlu, dağılma eğiliminde olan toplumsal statükoyu yeniden tesis edecek, elbette bunu tesis ederken halkın birikmiş öfkesini dindirici kimi makyajlamaları da yapacak bu restorasyon projesi de dönem dönem ön plana çıksa da (Mart ve Haziran yerel seçimlerinin öncesi ve sonrası) henüz kazanamıyor. Çünkü onun da tüm toplumu peşinden sürükleyecek bir güce erişmesi için büyük sorunlara en azından belli çözüm önerileri getirmesi gerekiyor. Kürt sorunu, ekonomik kriz, anayasal sorun vb. sorunlar “Her şey çok güzel olacak” denilerek çözülmüyor. Yalnızca iyi ve parlak söylemlerle yol yürünmüyor. Yalnızca bu da değil. Faşist odak restorasyoncu güçlerin merkezkaç gücüyle kopuşmasını engelleyecek hamleler yapıyor. Kürtlerle yükseltilen savaş, kodlarında faşist klikle aynı devlet refleksini bulunduran restorasyoncu güçlerin elini kolunu bağlıyor. Faşist klik restorasyonun yol yürümesini engellemek için onu arksına yedekleyecek hamlelerde bulunuyor.

Üçüncü gidiş yolu halkın kendi gidiş yolu. Halk da şimdilik ne istediğini ifade etmese de ne istemediğini açıkça ifade ediyor. Bu da başka bir toplumsal düzen özleminin şimdilik el yordamıyla ifade edilmesi demek.

Gezi’de “Hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” sloganı gerçek bir durumu ifade ediyordu. Hiçbir şey eskisi gibi olmuyor. Siyasal bir önderlikten yoksun halk güçleri, kendiliğinden eylem ve tepkileriyle  çeşitli anlarda, çeşitli biçimlerde kendilerini ifade ediyorlar. Çünkü Gezi halen toplumun bir yerlerinde. Zaman içinde hareket etti ve ileriye doğru ucu açık bir şekilde gelişen bir sıçramaydı.

Halk güçleri de sonuna kadar götüremiyorlar gidişlerini. Çünkü bir siyasal program ve siyasal önderlikten yoksunlar.

Türkiye solunun bu süreçteki durumu nedir?

Türkiye solu ne yazık ki bu fırtınalı denizde, aslında tam da ihtiyaç duyduğu bu ortamda, büyüyüp kökleşebileceği bir ortamda tersine bir gidişle tasfiye eğiliminde.

Aslında tarih solu, rolünü oynaması için çağırırken, sol kriz içerisinde debeleniyor. Egemen güçlerin kimi dönemlerde takındıkları her güncel tavır, solun bir kısmının bu güçlerin arkasına yedeklenmesine neden oluyor. Daha önce yetmez ama evet cephesi için geçerli olan bu eleştiri bugün restorasyoncu güçlerin arkasına dizilen ve oraya umut bağlayan tutum için de aynı oranda geçerli. Öncelikle bu sorun egemen güçlerden davranış ve bilinç düzeyinde ayrışamama sorunu. Bilinç sorunu burada kendisini çeşitli biçimlerde ortaya koyuyor.

Sol harekete tarihsel olarak sinmiş ideolojik eğilimler böyle tarihsel anlarda belirleyici oluyor ve solun bağımsız bir duruş inşa etmesinin önüne geçiyor. Egemen güçlerin kendi aralarında neredeyse 200 yıllık bir tarihe sahip olan -kabaca ifade edecek olursak- ilericilik-gericilik ya da laikçilik-İslamcılık zeminindeki bölünmeleri solu belirleyebiliyor. Özellikle AKP döneminde sıkça tanık olduğumuz şekliyle toplum gerici(!) AKP’ye karşı ilerici Kemalizm şeklinde bir kutuplaştırmayla konsolide edildi. Bu kutuplaştırma solu da belirledi. Solun kimi fraksiyonları AKP’nin ve onun düzen içi muhalefetinin sınıfsal niteliğini zaman zaman unutabiliyor ve ilerici cephenin yedeği olabiliyor. Bir diğer kutuplaşma da Kürt hareketi ile devlet arasında belirleyici oluyor. Egemenlerin statükosunda Kürt kimliğine yer yok ve yine solun bir kısmı bu statükonun “sosyalistliği” görevini icra ediyor. Bu da bağımsız bir bilinç düzeyinin önünde bir engel olarak duruyor.

Öte yandan elbette sol içinde çokça dile getirdiğimiz tarihsel kırılmalar var. 12 Eylül ve SSCB’nin çöküşü. Bu iki travmanın da etkilerini de göz ardı etmemek gerekir.

Değinmemiz gereken bir diğer nokta da SSCB sonrası proletaryanın ve onun tarihsel görevinin inkârını temele alan yeni sol yaklaşımlar. Ve tabi ki bunun tam karşıt kutbunda değişen ve gelişen dünyayı eski dünyaya ait kavram setlerine hapsetmeye çalışarak yeniyi kavrayamayan ve eskide ısrar eden anlayışlar var.

Birinci olarak bir kısım “ideolog” tarihin sonunu ilan ettikten sonra oluşan yeni dünyaya uygun bir sol hareket türetme girişimine bulundu. Bunu yaparken, geç kapitalizmin bünyesinde açığa çıkan yıkımlara ve toplumsal sorunlara bağlı olarak ortaya çıkan yeni özneleşme biçimlerini istismar ettiler. Bu yeni özneleşme biçimlerini, önemini ve etkisini yitiren(!) proletaryanın yerine tahkim etmeye çalıştılar. Ekoloji hareketi de, kadınların kurtuluş hareketi de ve bahsi geçen diğer tüm toplumsal hareketler de yeni birer özneleşme biçimleri olarak varlardı. Bu doğru. Ancak emek ve sermaye arasındaki çelişki de giderek gezegen geneline yayılan bir oranla devam ediyordu.

İkinci olarak bu liberal sol anlayışının karşısında yer alan eğilimden bahsetmemiz gerekir. Onlar da dünya genelindeki yeni durumu anlamak yerine Marksizm ve Leninizm’in pozitivist/mekanist bir yorumunda ısrar ederek günümüz dünyasını anlamaya ve yorumlamaya çalıştılar. Bunda ısrar edince de kitle ile bağları zayıfladı ve zamanla koptu.

Sol sürece tutarlı ve etkin bir müdahale için kendi güçlerini nasıl birleştirebilir?

Solun birliği, ortak parti tartışmaları her zaman gündeme gelmektedir. Kürt halkının özgürlük mücadelesinin devam ettiği ve yenilmediği, kadınların kadın cinayetlerine, tacize, tecavüze karşı isyanının olduğu, işçilerin hak gasplarına karşı irili ufaklı eylemlerine devam ettiği, doğanın talanına karşı yapılan eylemlerin gündemde olduğu bir konjonktürde halk güçlerinin bu hareketliliği bir yeni dönemi açıyor. Sol ise bu yeni dönemde halkın ihtiyaçlarını karşılayacak ve taleplerini oluşturacak bir zeminden hareketle demokratik anayasa ve demokratik cumhuriyet talebi etrafında kurulacak geniş bir ittifak ile güçlerini birleştirebilir. Bugün açısından ihtiyaç, halkın hareketinin öncülüğünü ısrarla sürdürecek ortak bir bağımsız sosyalist duruş inşa etmektir. Bu duruş eğer siyasal bir odak tarafından sürdürülürse de işçilerin ve ezilenlerin yönünü döndüğü bir örgütlenme halini alabilir. Geziden bu yana halk güçlerinin kendi gündemleriyle sokağa çıkması, faşizme karşı mücadelenin sürdürülmesi ve bu hareketliliğin akacak bir mecra arayışı bunun göstergesidir. Yönelimini despotik devlet aygıtına ve rejime yönlendirecek, bir yandan işçi sınıfı hareketini merkezine alacak diğer yandan yeni toplumsal dinamikleri de içerecek bir birliktelik halkın hareketinin öncülüğünü yürütebilir.





CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.