SOSYALİST YARIŞMA KAVRAMI ÜZERİNE

0
37

DOĞAN BARAN

Sosyalist yarışma kavramı solda çok tartışılan kavramlardan biridir. Biz de kavramı, dergimizde “Burjuva Rekabet ve Sosyalist Yarışma” adlı bir yazı yazarak, ele almıştık. Yazıyı internetten bulmak da kolay. Yazımızın girişine ise Mevlana’nın “ne yapıp yapıp ulaşmalı dostlara/geride kalmayı kendime yediremem” dizelerinin geçtiği bir bölüm koymuştuk. Bir dostumuz, yazdığımız yazı- ya gelen bir eleştiriyi bir arkadaşımıza göndermiş. Cafer Kamil’in aşağıda değineceğimiz yazısına öylece ulaştık. Ben de aldığımız eleştiri vasıtasıyla konu üzerinde biraz daha tartışacağım. 13 Ağustos 2011 tarihli Cafer Kamil’in “Gerontokrasiye karşı aktif mücadele ve Sosyalist demokrasinin tasfiyesi” başlıklı gayet kızgın bir üslup ile yazmış olduğu 34 A4 sayfa uzunluğundaki yazısında, bahsi geçen makalemize genişçe yer ayırmış. “Dayanışmacı sosyalist bir yarış kurmak mümkün değildir” görüşünü savunan Cafer Kamil ancak rakipler arasındaki bir ilişkiye denk düşecek olan yarışmanın sosyalist bir yanının olamayacağını ifade ederek, bizim reel-sosyalist mantıktan kopamadığımıza hükmetmiş. Yazar özetle “Ha yarışma demişsin ha rekabet demişsin; farketmez. Yarışma rakipler arasında olur ve dayanışma ile taban tabana zıttır.” şeklinde ifade edilebilecek bir görüşü savunuyor. Yazar; sözkonusu yazımızda bizim devrimci yarışa Mahirlerin, Ömerlerin ve Cemalettin Yalçınların dayanışmacı ve direnişçi tutumlarını örnek göstermemizi sert ifadelerle eleştirmiş: “Devrimci bir insanın arkadaşı için gösterdiği dayanışmayı, yaptığı fedakarlığı rekabet, yarışmalarıyla nitelemek cahilliğin ürünü değilse, içinde kötü bir kasıt taşımaktadır. Cahillik öğrenerek aşılır ama kötü kasıt ortaya çıkarılamazsa vereceği zararların boyutu sosyalizmin yıkılmasına kadar gider.”(Cafer Kamil).

Biz de saflarımızdaki ve soldaki rekabetçilikten rahatsızız. Türkiye’de belki de dünyanın en rekabetçi sol hareketleri var. Belki de Türkiye dünyada rekabetçiliğin çok fazla geliştiği ülkelerden biri. Eğitim çalışmalarımızda, rekabetçiliğim soldaki ve özellikle saflarımızdaki görünümlerini saptamaya, nedenlerini araştırmaya ve aşmaya çalışıyoruz. Yarışmanın insan ilişkilerinde son tahlilde olumsuz bir nitelik taşıdığı görüşündeyiz.

Hatta solda yenilenme temelinde toplumda bir eğitim ve dayanışma hareketi geliştirmeye çalışıyoruz. Yazımızın bütünlüğünü ele alan insanın bizim orada belirgin bir şekilde burjuva bireyciliğe karşı çıktığımızı farkedeceğini sanıyorduk. Sosyalist yarışma hakkındaki yazımızda, burjuva toplumunun ürünü olan rekabetçiliği eleştirerek, Marks’ın yabancılaşma teorisinden ve somutumuzdan hareketle, yarışma alışkanlığına bir yorum getirmeye çalışmıştık. Yazıda sosyalist yarışma kavramı nın sınırlarını şöyle çizmiştik: “Sosyalist yarışma; insanın insana sevgi ve yakınlığından, sorumluluk duygusundan ve devrimci eleştiricilikten kaynaklanır. Birbirinden etkilenmek, derin sevgi ve sorumluluk duyduğun insanlığın ve arkadaşlarının gözünde hak edilmiş değer sahibi olmak, onların hak edilmiş takdirini kazanmak sosyalist yarışmanın itici gücüdür.”

O ifadeleri somutlaştırmak için de Mahirlerden, Ömerlerden, Cemalettin Yalçın’dan örnekler vermiştik. Yazarın aşırı tepkisine anlam veremedik. Bizi eleştirdiği mantıkla mesela niye Can Yücel’in Deniz hakkındaki şiirini eleştirmeyi nasıl akıl edememiş; anlayamadık. Can Yücel, Deniz için; “En önce göğüsledi ipi” demiş ve imrenmiş ona.

En uzun koşuysa elbet

Türkiye’de de Devrim

O, onun en güzel

yüz metresini koştu

En sekmez lüverin

namlusundan fırlayarak…

En hızlısıydı hepimizin,

En önce göğusledi ipi…

Deniz’in tüm devrimci mücadelesini bir devrimci yarışmaya benzetmek için insanın ya “kara cahil” ya da “kötü niyetli” olması gerekirdi; öyle değil mi?Yarışma kavramı benim ve birçok arkadaşın da hoşuna gitmiyor. Ancak bu deyimi kullanmanın sosyalizmi mahvedeceğini sanmıyoruz. Mesela kapitalizmden devletsiz ve sınıfsız topluma geçiş için örgütü de bir anda reddedemeyiz.

Aslında bir biçimde sınıflı toplumun ürünü olan örgüt, diğer yandan ise özgürlük mücadelesinin bir aracı olarak kullanılmaktadır. Lenin’in sosyalist yarışma kavramını aynı kaygılarla geliştirdiğini sanıyoruz. İnsanların köklü alışkanlıklarını ve köklü toplumsal kurumları bir anda yoketmeye kalkmak bazen tersi sonuçlara yolaçar. Kaldı ki, rekabetin altında bile insanın toplumdan taktir görme duygusu olabilir. O duygu sonuçta sosyal bir duygudur ve yabancılaşmışlıktan kurtulmaya yönelik dinamikler de içerebilir, görüşündeyiz.

“Derin sevgi ve sorumluluk duyduğun insanlığın ve arkadaşlarının gözünde hak edilmiş değer sahibi olmak, onların hak edilmiş takdirini kazanmak” ifadelerini işte o düşünceyle kullandık. Cafer Kamil bize başka kavram bulmamızı önermiş. Zaten biz de solda yenilenme çabalarımızda bireyciliği eleştirmeyi ve yeni-insan ilişkilerine yoğunlaşmayı esas alıyoruz. Yenilenmede insan ilişkilerini esas alan metodumuzun soldaki tümdengelimci ve tümevarımcı metotlara karşı alternatif bir yan taşıdığına inanıyoruz (Bakınız Eğitim ve Dayanışma Hareketimiz: ).

Cafer Kamil, yazının girişinde bize hücumlarda bulunduktan sonra sözü Kurtuluş içindeki SDP-SP çekişmelerine ve hatta SP içindeki sorunlara getirmiş.Okuyunca insan üzülüyor. Bu yazıyı hazırlarken Odak’ın, içindeyer almaya yetişemediğim, SDP sürecini de soruşturdum. Odak’ta SDP yöneticilerine yapılan eleştirilerde “SDP yöneticileri bize karşı yaptıklarını birbirlerine karşı da yapıyorlarsa çekecekleri var” tesbiti geçiyordu. Cafer Kamil’in uzun yazısı, durumun malesef öyle olduğunu gösteriyor; SDP’de Odak’a yaptıkları aslında birbirine yaptıklarının bir uzantısı imiş. Hatta birbirlerine karşı daha kötü şeyler yapmışlar.

Cafer Kamil, Kurtuluş geleneği içinde ilişkileri ele alırken bölnmede ayrılan tarafların birbirine karşı “en derin nefreti” geliştirmesinden söz ediyor. Bu “en derin nefret” ifadesi dikkatimi çekti. Yazar devam ediyor: “O kadar ki, hareketin oluşturucusu hemen bütün insanlar birbirlerinden koptular, birbirlerine karşı derin bir nefret geliştirdiler. Yeni nesiller de bu gerilimin içerisinden beslendiler. Birbirine güvenmemek, birbirine karşı hesaplı ilişkiler geliştirmek, mevzi kazanmak için politik ve ideolojik olanın dışında feodal, cinsiyetçi, çok standartlı yaklaşımlar hareketin bünyesini tam bir metastaz yapmış kanser gibi sardı.”.

Cafer Kamil’in yazısında herkesin birbirine girmiş olduğu bir örgüt görülüyor. Yazar, çözüm olarak Kürt Ulusal Hareketi’nin önderliğindeki Çatı Partisi’nde diğer sol gruplarla birleşmeyi öneriyor (Kürt Ulusal Hareketi’nin önderliğinde ifadesi bize ait. Yazarın kendisi “ulusal hareket” yerine “Özgürlük Hareketi” sıfatını tercih ediyor. Ulusal Hareketi idealize eden bu sıfatın sosyalist eleştiricilikten uzak olduğunu düşünüyoruz.)

Cafer Kamil’e eleştirisi için teşekkür ederiz. Fakat SDP sürecini ve o ilişkileri okuması bile insana zor geliyor. Sosyalist Demokrasi kavramını geliştirerek sosyalist hareketin yenilenmesine katkıda bulunduğunu düşünen bir örgüt için düşündürücü bir süreç. Hele ki feminizmi esas aldıktan sonra örgütün bir de taciz/tecavüz gerekçesiyle bölünmesi çok daha üzüntü veriyor. Çatı Partisi veya Kongre Hareketi deneyimi de büyük hayal kırıklığı yarataraksonuçlanacağını düşünüyoruz. Gene de dileriz arkadaşlar Çatı Partisi ve Kongre Hareketi süreçlerinde daha fazla bölünmez ve daha da zor durumlara düşmezler. Kurtuluş hareketi içinde çok özverili insanların olduğunu biliyoruz. Cafer Kamil, sanıyoruz o insanların başında gelen isimlerden biri. Çabalarının böyle sonuçlanması insanı üzüyor. Bunoktada Sosyalist Demokrasi kavramının, Stalinizmden arınma iddialarının, feminizmin ve benzeri başkaca söylemlerin ne kadar anlam ifade ettiği, ne derece çare olduğu çok kuşkulu görünüyor. Küba devrimcilerinden Jose Marti, “Söylemenin en iyi yolu, yapmaktır” diyor. Keşke Türkiye solu olarak kavramlara verdiğimiz dikkati pratiğimize de verebilsek.

Solda en az rekabetçi gruplardan biri olduğumuzu sanıyoruz. Bununla birlikte rekabetçiliğin bize nasıl zarar verdiğini her adımda görüyoruz. Cafer Kamil’in eleştirisi ne niyetle yapılmış olursa olsun bu fırsatı kullanarak rekabetçilik konusunda kendimize ve sola iyi bakmamız gerekiyor.

İnsanın insana karşı ahlaksal sorumluluğundan ve bağlılığından yola çıkan bizler yardımlaşma ve dayanışma temelinde bir eğitim ve dayanışma hareketi için çalışıyoruz. Yazar eleştirdiği makaledeki sözlerimizi kendi bütünlüğü içinde alabilseydi daha iyi olurdu.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here