Süreç Ve Görevlerimiz: Ya Karanlık Ya Da Işık

0
25
Hamza Yalçın/04.05.2013
Türkiye kitleleri ayağa kaldırabilecek nitelikte çok hızlı değişikliklerden geçiyor. Türkiye solu bu süreçte birlik olarak inisiyatif almadığı sürece gidiş dincilik ve milliyetçilik yönünde gelişecektir. Solda birlik yolunda adımlar atabilmek için Hareketimizi bir an önce etkin bir konuma getirmeliyiz.
AKP hükumeti Alevi kanına susamış ve insan eti yiyen dinci fanatiklerle Halep’i ve Şam’ı fethetmeye çıkınca Suriye hükumeti de cevaben Türkiye ile sınır bölgelerini PKK’ye terketmişti. Durumdan yararlanarak moral kazanan Kürt ulusal hareketi hem Suriye’de otonomi ilan etmiş hem de Türkiye içindeki çeşitli bölgelerde « alan hakimiyeti » adını verdiği bir hareketliliğe geçmiş ve Şemdinli’yi haftalarca kontrolünde tutabilmişti. Hükumet Suriye’de taşı baltaya vurduğunu anlayınca çareyi PKK ile ilişki kurmakta bulmuştu.
Bu ilişki zaten bir süredir alttan alta fakat sık sık kesintilere uğrayarak ağır aksak ve bunalımlı yürüyordu. Zaten Türk ulusalcılarıyla başı belada olan hükumet bir de Kürt sorununun ateşlenmesiyle tutum değiştirmek zorunda kaldı. AKP mezhepçiliğinin Suriye’de ucu görülen yenilgisi AKP yöneticilerinin Türkiye’de linç edilmelerine varacak gelişmelere yolaçabilirdi. İşte böyle bir kritik dönemde, KCK davasından içeride yatan tutsaklar açlık grevine başlamışlardı.
Ölümler yaşanması halinde hükümetin ayakta kalması zordu. Öcalan binlerce tutukluyu kapsayacak şekilde gelişen açlık grevlerine müdahale etti. Bu noktadan itibaren AKP-Öcalan ittifakıtopluma ilan edilmeye başladı. Öcalan sonraki açıklamalarında AKP’yi daha önce de düşmekten kurtardığını ileri sürmüştü. AKP de o zamandan beridir Öcalan’ın PKK içindeki inisiyatifini ve toplumda itibarını özellikle destekleyecek şekilde davranıyor.
Paris’te Sakine Cansız ve arkadaşlarının katledilmesi AKP- Öcalan ittifakına kitleler nezdinde büyük bir duygusal destek sağladı. Burjuva basın cinayetlerin Öcalan’ı ve barışı hedef aldığını iddia etti. Kürt ulusal hareketi Öcalan’ın çevresinde kenetlendi.
Hükumet ve MİT ile Öcalan arasında topluma resmen açıklanmamış bir anlaşmanın olduğu anlaşılmaktadır. Kürt ulusal hareketi Öcalan’ın arkasında ve AKP de şu an böyle istiyor. Kürt ulusal hareketi de her fırsatta Erdoğan’ı destekliyor.
Öyle ki Reyhanlı’da kitlesel katliam gerçekleştirildiğinde BDP lideri Demirtaş soğukkanlılığını kaybederek hükumeti destekleme çağrısında bulundu. Bu açıklamanın Kürt ulusal hareketinin peşinden giden ve AKP’yle uzlaşması mümkün olmayan Türkiye sol örgütlerine hoş gelmeyeceği açıktı. Ancak Kürt ulusal hareketinin peşinden gitmeye alışmış sol grupların artçı tutumlarını sürdürmek için mazeret bulmaları zor olmayacaktır.
İki yanlışın kutuplaşması
Barış süreciyle birlikte bir yanda Türk diğer yandan ise Kürt milliyetçiliği kabarıyor. İki milliyetçiliğin birbiriyle uzlaştığı « din kardeşliği » alanda ise yeni- Osmanlıcılık gözleniyor.
İki yanlışın biri Türk diğeri de Kürt milliyetçiliğidir. Kürt milliyetçiliği ezilen ulus milliyetçiliğidir ama gene de milliyetçiliktir. Yani haklı gerekçelere sahip olmakla birlikte, Kürt milliyetçiliğinin de derdi tıpkı Türk milliyetçiliği gibi emperyalist sistemde kendisine yer edinmektir. Her iki milliyetçilik birbiriyle dayanışma halindedir. Birbirleriyle çatışarak birbirlerini besliyorlar. Her iki milliyetçilik de ezilenleri ve solu kendi yedeklerine almaya çalışıyor.
Etnik köken itibarıyla Türklerle Kürtleri toplasan hepsi Türkiye nüfusunun yarısı etmez ama Türk ve Kürt milliyetçileri ellerinden gelse Türkiye’de sineklere bile milli kimlik kazandıracaklar! Her iki milliyetçiliğin uzlaştığı zemin olarak din kardeşliği de tarihte baskıcı ve katliamcı rol oynadı. Türkler ve Kürtler İslamı da kullanarak Anadolu halklarını ezdiler, kıyımdan geçirdiler ve asimile ettiler.
Tarihimizdeki Alevi katliamları, Ermeni ve Asuri katliamları o din kardeşliği adına yapıldı. Yeni- Osmanlıcılık, oligarşiye bir Alevi sorunu hediye edebilir. Erdoğan’ın baştan beri iç ve dış politikasının altında Alevi düşmanı mezhepçilik yatıyor. AKP’nin Alevi düşmanı mezhepçiliği, kendi karşıtını yani Alevi mezhepçiliğini körükleyebilir. Orduda ve devletteki kalıntıları da tasfiye edilmekte olan Aleviler yarın devlete Kürt sorunu gibi bir sorun çıkarabilirler.(http://wwwradikal.com.tr/turkiye/atilla_kart_ aleviler_hava_kuvvetlerinden_tas- fiye_ediliyor-1133282).
Erdoğan Alevilere karşı savaşı içeride ve dışarıda sürdürmek, solu emekçiler ve gençlik içinden ayıklayarak ezmek ve eski devlet düzeninin toparlanmasını engel- lemek için Kürt ulusal hareketi ile barış manevrası altında ittifaka sarıldı. Erdoğan eğer PKK ile kavga ederse iktidarda kalamaz. Çünkü birçok temsilcisini Silivri’ye doldurduğu ve birçoğunu da dışarıda ezerek susturduğu eski devlet düzeni intikam kolluyor. Yakıp yıktırdığı Suriye’de Esad hala ayakta ve yıkılmazsa AKP’ye bedel ödetebilir. Yıkılsa, orada bir Alevi devleti kurulabilir ki bu da Türkiye’ye yeni bir dert getirir. AKP ancak girdiği yolda devam ederek ayakta kalabilir. Yavaşladı mı düşer.
PKK AKP’nin zorluklarını iyi biliyor ve süreci değerlendirmeye çalışıyor. Son Newroz gösterilerinde Öcalan’ın mesajının okunması ve burjuva Türk medyada yayınlanması, Kandil’de naklen basın toplantısı yapılması, devlet görevlilerinin Öcalan ile Kandil arasında açıktan mesaj getirip götürmesi ve Öcalan hakkında burjuva medyanın saygılı hatta yer yer kollayıcı bir dil kullanması gibi işaretler PKK’nin gayriresmi bir şekilde tanınmış olduğu izlenimi yaratıyor.
Bu durum Kürt gerçekliğini kabul etmeye kapalı ve kirli savaş ideolojisiyle şartlandırılmış kitlelerde öfke yaratıyor. Türk milliyetçileri ABD ve AB’nin Kürt milliyetçiliğinden yana davrandıklarını düşündükleri için, Türkçülük de artık mağdurları oynuyor. Türk ulusalcıları kitlelerin şaşkınlığından güç alıyorlar. Çünkü on yıllardır savaşa koşullandırılmış kitleler « Bu kadar kan niye döküldü ? » sorusuna cevap vermekte zorlanıyorlar : « Madem PKK ile barış yapacaktınız o halde onca asker niye öldü ve yaralandı? » polisi de MHP’si, CHP’si ve AKP’si ile hepsi bu savaşı yürütmek için birbiriyle yarıştı. Baştan beri bunu halka ısrarla söyleyen ve bu yüzden devlet tarafından ezilen ve halktan tecrit edilenler ise devrimciler oldular. Fakat halkın çıkarlarına uygun doğruları söylemek halkla bütünleşmek için yetmez. Hayat bizi doğruluyor ama dinciler ve milliyetçiler güçlenirken biz tecrit olmaya devam ediyoruz.
Solun Birliği ve Hareketimiz
Türkiye etnik ve dinsel sorunlar nedeniyle çok büyük çalkalanmalar yaşayacak . Eğer Türkiye solu etkin bir varlık gösteremezse önümüzdeki dönem Alevilerden de kopabilir. Alevi halkı mezhepçiliğin peşine takılabilir. Zaten şimdiden Alevilik adına ”Alevi sorunu demokrasi mücadelesinde kilit sorunudur, mücadelenin önünü açmak için önce onu çözmek gerekir” diyen insanlar çıktı. Çoğu sosyalist örgütlerden gelmiş olan bu insanlar da şimdi tıpkı Kürt milliyetçilerinin yapmış olduğu gibi Türkiye solunu itibardan düşürmeye çalışmaktadırlar.
Nasıl ki Kürt muhalefetinin milliyetçi çizgide gidişi ülkemize demokrasi getirmediyse Alevi sorununun soldan ayrı gelişmesi benzer sonuç yaratacaktır. Ancak sol güçlü ve etkin olursa Alevi kitle kendisini sosyalist harekete karşı değil onunla birlikte ifade eder.
Sol bunu yapamadığı sürece ne Kürt ulusal hareketiyle ne Alevilerle ne de CHP tabanı ile başarılı ilişkilere giremez.
Oysa sosyalist hareketin, yenilgilerden yenilgilere düşmüş olmasına rağmen, hala yüksek bir potansiyeli var. Ayrıca Türkiye solu çok yiğit ve özverili bir geleneğe sahip. Solda eksik olan, birleşme yeteneğidir. Sosyalist hareketle mevcut yapılarıyla ne yazık ki uzun vadeli birlikler oluşturamaz. Sadece güçlü olan örgütlerin zayıf olanları kendisine maletmesi yoluyla birlik yapabilir. Çünkü Türkiye solu güce, propagandaya ve manipülasyona dayanan sekter bir yapıya sahip. Bu yüzden ne kendi kendisini ne de kitleleri özgürleştirebiliyor. Solun birlik politikası diğer sol güçleri rekabetçi bir tutumla zayıflatma ve tasfiye etme, kitleleri fethetme ve egemenlik altına alma anlayışına dayanıyor. Bu anlayıştaki örgütlerin kitleler karşısında sekt haline gelmeleri kaçınılmaz oluyor.
Çokları bir örgütün büyümesinin ve kitleselleşmesinin onu darlıktan kurtaracağını düşünür.Ancak bu düşünce « örgütler küçükken daha zor, büyüdükçe daha kolay bölünürler », düşüncesi gibi yanıltıcıdır. Pratikte, küçük örgütlerin daha kolay bölündükleri görülmektedir, çünkü büyük örgüt olmanın bir arada tutma gücü genellikle daha fazladır. Solda bilinç oluşturma metodu klasik öğretmen-öğrenci ilişkisine dayandığı için « kitleselleşme », tıpkı dinlerin ve reel-sosyalizmin tarihinde görüldüğü gibi, genellikle grup dinamikleriyle birleşerek daha olumsuz sonuçlara yani daha sekter bir anlayışa yol açabilmektedir. Bilindiği gibi barışçı bir din olarak doğan Hristiyanlık kitleselleşince Engizisyona kadar gitti. Muhalefet döneminde Bolşevikler bir tek solcunun burnunu bile kanatmamışlardı. İktidara gelindikten sonra ise korkunç şeyler yaşandı. İslamcı İran rejimi başlangıçta daha hoşgörülü dururken geniş kitleleri fethettikten sonra muhalefeti ezecekti.
Türkiye solu birlik konusunda iddialı başlar, umutlar yaratır ve sonuçta ise acılar ve hayal kırıklıkları yaşanır. Bu yüzden birlik için öncelikle daha az iddialı görünen metotlar daha iyidir. Öncelikle sosyalist hareketlerin birbirlerini anlamalarının ve sol içi gerçek bir dayanışmanın önünü açacak ortak çalışmalar geliştirmek gerekiyor. Bizim bu konuda üç önerimiz var. Biri Marks’ın Kapital adlı eserini birlikte okuma temelinde günümüz dünyası hakkında solda ortak ve daha ileri bir kavrayışa varmaktır. Bu çalışmada kimse birbirine klasik öğretmen tavrıyla yani karşısındakileri « bilmeyen » farzedip kendisi de « bilen ve öğreten » tutumla davranamamalıdır. Ya da kimse rekabetçi tutum içine girmemelidir. Çalışma alçakgönüllü tutumla birbirimizin görüşleri, bakış açıları ve deneyimleri yardımıyla öğrenerek ortak doğrulara ulaşmayı amaçlamalıdır. Diğeri, Türkiye’de düzenin insanları nasıl şekillendirdiğini sorgulayan ve özellikle bu temelde solun kendi yanlışlarını sorgulayacağı ve yenilenme ve hayata müdahele yolunda ortak hareket tarzları araştıracağı bir eğitim ve dayanışma kurultayıdır. Kurultaya başta sol örgütler, sendikalar ve gençlik örgütleri olmak üzere tüm demokratik kesimlerden güçler katılmalıdır. Bu tarz bir kurultay ister istemez bir derleniş niteliği taşıyacak, hem özeleştiri ve değişim yeteneğimizi hem de mücadele azmimizi geliştirecektir. Bir üçüncüsü ise alternatif öğrenci yurdu önerilerimizdir. Alternatif öğrenci yurdunun da solun ortak işi olarak tasarlanıp yürütülmesini istiyoruz.
Bizim bu her üç öneri için de bazı düşüncelerimiz var. Odak okurlarının bildiği gibi Kapital okuma çalışmalarında bir süredir yola çıkmış da durumdayız. Fakat her üç çalışmayı da sol güçlerle birlikte şekillendirmek istiyoruz.
Solda birlik yolunda çeşitli sol örgütlenmeler arasında birbirini anlamanın ve dayanışmanın önünü açacak nitelikte diğer işbirlikleri için de düşünülmelidir. Özellikle işçi hareketi bu işbirlikleri için elverişli alandır. Asıl sorun kendini dayatmayan, rekabetçilikten uzak ve alçakgönüllü tutumla birbirini anlamaya çalışmayı, birbirinin yardımıyla öğrenmek ve mücadele etmek alışkanlığı geliştirmekte yatıyor.
Bu temelde güven ilişkileri geliştikçe birliğin yolu açılacaktır. İşte bu sürecin önünü açabilmek için yenilenme temelinde bir devrimci hareket geliştirmek gerekiyor.
Biz bu iddiadayız ancak iddiamıza uygun pratik geliştirmekte çok zorlanıyoruz. Doğru görüşler geliştirmek yetmez. Çok daha önemlisi, onları yaşama geçirmektir. İddiamıza doğrultusunda yürüyebilmemiz için geleneksel sol gruplardan daha fazla çalışmamız, daha iradi ve yaratıcı olmamız gerekiyor. Çünkü biz önümüze var olanı tekrar etme değil yenilenme yani değişme hedefin koymuşuz. Yani bilinen ve alışılmış yollardan gitmeyip yeni yollar geliştirmek istiyoruz. İşte bu, güçlü inisiyatif ve yaratıcılık isteyen ve aynı zamana gayet riskli bir şey.
Geleneksel solda kullanılan mevcut araçların çoğu yenilenme amacına uygun değil. İşe yarar gördüğümiz araç ve yöntemleri ise en iyi şekilde kullanmakla yetinmeyip yenilerini bulmak zorundayız. Bu anlamda mesela eğer devrimci hareket olarak içinde bulunduğumuz yeniden yapılanma sürecinde sosyalist hareketin davaya bağlılık ve fedakarlık geleneğine sahip çıkamaz, solda grup çalışması, organ çalışması gibi işe yarar ve bilinen temel araçları gayet başarılı kullanamaz ve yanlarına yenilerini katamazsak eli ayağı bağlı kalırız Yenilenme yolunda solduklarımızı kaybetme ve dağılma riski büyük. Başarılı olmamız halinde ise sola yenilik getirmek gibi büyük bir katkı olanağı var.
Geleneksel soldan tümüyle kopmak gibi bir perspektifimiz asla olmadı ve olamaz. Sosyalist hareketinin devrimci geleneğini paylaşmakta sol örgütlerle ortaklaşıyoruz. Üstelik bizler Müstafa Suphilerden Şefik Hüsnülerden Denizlere, Mahirlere, İbrahimlere ve Ömerlere gelen süreci bir bütün olarak sahiplenmeye çalışıyoruz.
Kürt ulusal hareketinin çıkardığı Kemal Pirleri ve Mazlum Doğanları da kendi geleneğimiz içinde görüyoruz. Solda emekçi davasına devrimci bağlılık ve özveri geleneğini bütünüyle sahipleniyoruz.
Kusurlarımız üzerinde çok sıkı durmalıyız. Şimdi bizde çok arkadaş geleneksel solun disiplininin gerisinde ve birim çalışmasında geleneksel soldan daha geri. Birim mensupları arkadaşlarımızın çoğu devrimciliği yaşamının merkezine almakta zayıf kalıyorlar. Çok arkadaş bireyciliğe öyle kapılmış ki mücadeleyi yaşamını merkezine almayı, erişilmeyecek kadar ideal bir hedef sanıyor. Oysa birçok geleneksel sol örgütün insanı için mücadeleyi hayatın yani iş, okul, aile vb nin başına koymak hiç zor değil.
Mesela dergi satmak geleneksel sol örgütler için çok kolayken bizde hala sorun. Bir yandan mahalle çalışmalarında yeni metotlar geliştirmek istiyoruz diğer yandan ise mahallere gitmekte bile zorlananlarımız var.
Birimler yerel ve tecrit şekilde bir çalışma tarzına kapılıyor, Hareketin birer organı gibi çalışmakta çok zorlanıyorlar. Hareketin karar alma sürecine katılmayı ve alınan kararları uygulamayı umursamıyorlar. Bütün bu konularda ileri düzeyde özverili ve disiplinli arkadaşlarımız da var ama geleneksel sol gördüğümüz birçok örgütlenmeden çok bakımdan hala daha gerideyiz.
Ayrıca çok arkadaş çalıştığı birimdeki arkadaşlarına ve sorumlulara karşı açık ve dürüst davranamıyor. Bu durumda saflarımızda güven ve denetim sağlanması zorlaşıyor. Bir yandan geleneksel solu sekter bulurken diğer yandan bir birim çalışmasındaki geleneksel kolektif işleyişin bile gerisine düştüğümüz yerler de çok var.
Geliştirmiş olduğumuz yeni araçlar arasında internette toplanarak gerçekleştirdiğimiz Pazartesi Toplantıları, Koordinasyon ve Kapital çalışması gibi araçları korku veya önyargı gibi nedenlerle başarılı kullanamıyoruz. Birim çalışmaları ve merkezi çalışmalar buralardan yeterli destek alamadığı için gelişme olanaklarını iyi kullanamıyor.
Türkiye ekonomisi hala iyi gidiyor görünüyor. Ama süreç büyük karışıklıklara gebe. Emperyalizm Ortadoğu’yu daha iyi yönetmek için etnik ve dinsel çelişkileri kışkırtıyor. Türkiye de adım adım bu sürecin içine çekiliyor. Önümüzdeki süreçte milliyetçilik ve dincilik mi güçlenecek yoksa bağımsızlık demokrasi ve sosyalizm mücadelesi mi? Soruya cevabı Türkiye solu verecek. Türkiye solu insiyatif alırsa büyük riskler büyük olanaklara dönüşür.
Türkiye devrimcileri solun ve halkın kaderini değiştirebilir. Türkiye devrimci hareketi bu süreçte kendi sözünü söyleyebilirse emekçiler ve ezilenler aldatılmaya ve yenilmeye mahkum olmaktan çıkarlar. Yaşadığımız süreç bu anlamda hepimizi göreve çağırıyor. Sorumluluktan kaçınamayız. Direnişçiler olarak önümüzdeki dönemde örgütlülüğümüzü güçlendirerek, sayımızı artırarak ve çevremizi genişleterek sol güçlere ulaşmamız gerekiyor

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here