SURİYE, ALEVİLER VE KÜRTLER

0
197

Fırat KIZILIRMAK- 

Suriye Yakın Tarihine Kısa Bir Bakış:

Suriye, I. Emperyalist paylaşım savaşında Osmanlı devletinin yenilgiye uğramasından sonra, İngiliz ve Fransız emperyalist devletlerinin, Ortadoğu’yu işgaliyle kendi çıkarları doğrultusunda kurdukları bir devlettir.

Suriye ve Ortadoğu devletlerinin sınırları, Ortadoğu halklarının iradesi dışında, İngiliz dışişleri bakanı Sir. Mark Sykes ve Fransız dışişleri bakanı François Georges Pickot tarafından 16 Mayıs 1916’da yapılan gizli bir antlaşmayla (Sykes – Pickot Antlaşması) Ortadoğu’nun sınırları cetvelle çizilmiştir. Cetvelle çizilen bu sınırlardan biri de Suriye’nin sınırlarıdır.

Tarih boyunca Suriye ve Şam merkezli kurulan devletler ve beylikler hep bugünkü Suriye, Lübnan, Ürdün, Filistin ve İsrail devletlerinin bulunduğu topraklar üzerinde kurulmuştur. Ama İngiliz ve Fransız paylaşımcılar, bu yukarıda saydığımız devletlerin dışında bir de Suriye toprakları üzerinde Hatay devleti (1939’da Türkiye’ye bağışladılar), Ansariye devleti ve Cebel Dürüz devletini de kurmaya çalıştılar.

Burada emperyalizmin gizli amacı bölgede kurmaya çalıştıkları Siyonist İsrail devletinin etrafında küçük, güçsüz Arap devletçikleri oluşturmaktı. Ne gariptir ki, aynı emperyalistler Arapları küçük küçük devletçiklere bölüp Suriye’yi İsrail karşısında güçsüzleştirmeye çalışırken, Kürdistan’ı da dörde bölüp en küçük parçasını da Suriye’ye bağışlamışlardır, çıkarları uğruna. Tarihsel Suriye toprakları üzerinde, bugünkü Suriye, Lübnan ve Hatay Fransız işgal bölgesiydi. Bugünkü Ürdün, Filistin ve İsrail’de İngiliz işgal bölgesiydi. Fransızlar kendi işgal bölgelerinde Suriye, Lübnan ve Hatay’ı 1930’larda birer manda devletler olarak kurdular. Bugün Suriye’nin içindeki Ansarya bölgesindeki Arap Alevi özerk devletini ve Cebel Dürüz bölgesindeki Arap Dürzü özerk devletini de sonradan ortadan kaldırıp, bu bölgelerde yaşayan Alevi ve Dürzü halkına hiçbir hak tanımadan merkezi Şam olan Suriye devletine bağladılar.

Fransızlar, Hatay devletini de, yaklaşan II. Emperyalist paylaşım savaşının etkileriyle, Almanya’nın ve Hitler’in militarist saldırısının korkusuyla Türkiye’yi yanına çekmek için; bir de Mustafa Kemal’in ve Türkiye devletinin diplomatik ayak oyunlarının yarattığı ortamın etkisiyle; Hatay devletinin çoğunluğu Arap olmasına rağmen ortadan kaldırarak 1939 yılında Türkiye’ye bağışladılar.

Fransızlar 1920’de yaptıkları Suriye’de yaptıkları işgalden ve 1930’larda kurdukları manda yönetimlerden sonra, II. Dünya savaşı yıllarında artık sürdüremediği işgalinden sonra ( çünkü Fransa’nın kendisi Almanya’nın, Hitler’in işgaline uğramıştı). 1941 yılında Suriye’nin bağımsızlığını tanımıştır. 1946 yılında da tamamen çekilip, Suriye devletini kurmuştur. Sözde bağımsız, aslında emperyalizme bağımlı bir devlet kurulmuştur.

Fransız emperyalistler, Suriye’den 1946’da çekildikleri zaman yönetimi Sünni Araplara tamamen teslim etmişlerdi. Arap Alevi Nusayrilerin, Arap Dürzülerin, Arap Hıristiyanların ve diğer Arap olmayan azınlıkların; ne Müslüman Kürtlerin, Çerkezlerin ne de Hıristiyan Aramilerin, Süryanilerin, Asurilerin ve Ermenilerin hiçbir hakları, statüleri yoktu. Kürtler, 1928’de oluşturulan Suriye kurucu meclisine beş milletvekili göndermişlerdi. Kürt milletvekillerin 1929’da dile ge- tirdikleri Kürt idari özerk talepleri, Fransız manda yönetimi tarafından çeşitli bahanelerle reddedilmiştir.

Suriye’de 1946’dan 1963’teki Baas iktidarına kadar yönetimi ellerinde bulunduran Sünni Arap çoğunluk, kendi dışındaki azınlıklara hiçbir hak ve statü tanımamıştır. Yoğun olarak yaşadıkları Şam, Halep, Humus ve Hama gibi şehirlerde Suriye’nin de ticaretini ellerinde bulunduruyorlardı. Gerici Sünni Araplar, “ehl-i sünnet dışı mezhepler” olarak gördükleri Alevi Nusayrileri ve Dürzüleri yer yer aşağılayıp, hor görüp dışlıyorlar ve zaman zaman da saldırıyorlardı.

Hıristiyan halklar ise yönetimde hiçbir hakları ve statüleri olmayan vatandaşlar olarak, şehirlerde el sanatlarıyla, ticaretle yaşamlarını sürdürüyorlardı. Suriye’de, Fransız manda yönetiminde de, sonraki bağımsızlık döneminde de aydınlar ve çeşitli halk kesimleri sürekli bir takım hakları elde etme arayışına ve mücadelesine yönelmişlerdi. Araplarda gelişen ulusalcılık bilinciyle, milliyetçi aydınlar olan, Mişel Eflak (Hıristiyan) ve Salah el-Bitar (Müs- lüman) 1943 yılında, Şam’da, Arap Diriliş Partisi’ni kurdular. Daha sonra da 1917 Ekim Devrimi’nin etkisiyle; Kızılordu’nun II. Dünya Savaşı’nda Hitler’i yenip Avrupa’ya ilerleyişi ile, Doğu Avrupa’da birçok sosyalist devletin kurulmasının etkisiyle; bir de dünya da yükselişte olan sosyalist düşüncelerin de etkisiyle sosyalist aydın Ekrem Havrani tarafından Arap Sosyalist Partisi kuruldu. Bu iki parti 1953 senesinde birleşerek, Arap Sosyalist Diriliş (BAAS) Partisi adını aldı. Baas kelimesi Arapçada “yeniden diriliş” demektir. Kurulan bu Baas partisi, hem Suriye’de hem de Irak’da, Arap toplumunda ve diğer tüm azınlıklar üzerinde olumlu ve olumsuz derin izler bırakmıştır ve halen bırakmaya devam etmektedir.

Suriye’de birçok etnik azınlık ve dinsel, mezhepsel azınlıklar olmayan haklarının ve statülerinin kaderlerine razı olup, yaşamlarını sürdürmeye çalışırken; Alevi Nusayriler ve Kürtler olmayan haklarının ve statülerinin arayışından vazgeçmeyip; bugüne kadar uzun yılları alacak olan ve birçok acı bedele nedene olacak olan, bir arayışa ve mücadeleye yönelmişlerdir. Suriye’de Aleviler: Suriye’de Alevi Nusayriler çoğunlukla Akdeniz kıyısında Ansariya Dağları boyunca kırsal alanlarda köylerde yaşıyorlar, tarımla geçiniyorlar. Fransızların manda yönetiminden itibaren, Sünni ve Hıristiyanlar şehirlerde ticaretle uğraştıkları için; ilgilenmedikleri askeri alanlara Aleviler girip hızla yükselmeye başlıyorlar. Bu dönemde, yoksul Alevi Nusayrilerin, en önemli geçim kaynaklarından biri de orduya asker olarak girmektir. Alevi Nusayriler hep kaybeden taraf olarak; yönetimde de yer edinmek için yeni yükselmekte olan Baas partisine giriyorlardı. Ancak kendilerine böyle aydın küçük burjuva ve herkesi içine alan ulusalcı Arap örgütlenmesinin içinde yer bulabildiler. Alevi Nusayrilerin gidip şeriatçı Müslüman Kardeşlerin içinde yer almaları her halde düşünülemez. Çünkü Müslüman Kardeşler zaten Alevi Nusayri inancını, “ ehl-i sünnet dışı mezhep” olarak gördükleri için; yok edilmesi gerektiğine inanıyorlardı. Bugün de aynı inançla Alevi Nusayrilere bakıyorlar. Hatta Türkiye’deki benzerleri de, AKP iktidarı da Nusayrileri “ ehl-i sünnet dışı inanç “ olarak görüyorlar. Bugün de AKP iktidarı Suriye’deki Arap milliyetçi Baas iktidarını Alevi Nusayri iktidarı olarak görüp, gerici Sünni bir cepheden saldırmaktadır.

Suriye’nin bir diğer yüzü de darbeler ülkesi olmasıdır. Suriye 1946’daki bağımsızlıktan sonra ilk olarak Şükrü el-Kuvvetli’yi Cumhurbaşkanlığı’na seçiyor. 1949 yılında yapılan darbe ile Hüsnü Zaim devlet başkanlığını alıyor. Bu darbeden sonra 1954, 1961, 1962, 1963, 1966 ve 1970 yıllarında farklı farklı darbeler gerçekleşmiştir. Bunların içinde önemlileri şunlardır: 1955 – 1958 yılları arasında Suriye ile Mısır birleşerek “ Birleşik Arap Cumhuriyetini” kurdular. Devlet Başkanı ise o dönem ki Mısır devlet başkanı Cemal Abdül Nasır oluyor. Suriye ve Mısır birliğinin bozulmasından sonra, Suriye’nin Cumhurbaşkanı Nazım-el- Kutsi oluyor.

1963’te General Hafız –el- Emin’in öncülüğünde gerçekleştirilen darbe ile Baas partisi iktidarı ele geçiriyor. 1966’da yine gerçekleştirilen bir darbe ile Baas’ın sivil kanadı tasfiye ediliyor, Baas’ın bağımsız askeri kanadı için bu bir zafer oluyor ve ülkenin yönetimini Nureddin –el- Atasi alıyor.

1967 Arap – İsrail savaşı esnasında Suriye’nin Hava Kuvvetleri Komutanı ve Savunma Bakanı olan Alevi Nusayri asıllı Hafız Esad 23 Kasım 1970’de gerçekleştirdiği darbe ile yönetimi ele alıyor. O tarihten bu yana Suriye’nin yönetimi Baas partisinin ve Esad ailesinin yönetimi altında bulunuyor.

Baas partisinin ve Hafız Esad’ın Suriye’de yönetimi ele geçirmesi ile birlikte Alevi Nusayriler ordu içinde ve Baas partisi içinde hızla yükselmeye başlıyorlar. Zamanla Muhaberat ( Suriye istihbarat örgütü ) ve ordu içinde kilit yerlere gelseler de; bu iki kurumu şekillendiren Alevilik değil, Baas’çı ideolojidir. Hafız Esad’ın Lazkiye’li bir Alevi Nusayri aileden geliyor olması; Suriye’de bütün yönetimi Alevi Nusayrilerin ele geçirdiği anlamına gelmiyor.

Bu konuda Radikal gazetesinin yazarı Fehim Taştekin’in, Suriye’de yaptığı incelemeler ve Suriye’deki kaynaklardan edindiği bilgileri 12 – 10- 2012 tarihinde “ Suriyeli Aleviler: En Yetim Azınlık! “ başlıklı yazısındaki bilgiler ışığında şu çarpıcı tabloyu ortaya koyuyor:

“ – Suriye nüfusunun % 12 – 13’ünü Aleviler oluşturuyor.

– Sünniler Şam ve Halep’teki tüccarlık geleneğini sürdürürken, şehirdeki Alevilerin en önemli geçim kaynağı ordudur…

– Muhaberat gibi yerler dışında tüm memuriyet kollarında Sünniler baskın. Hatta Alevi bölgelerinde de Sünni kadrolaşma olgusu var. İçişleri ve dışişleri teşkilatlarında Sünniler % 80 oranında baskınlar.

– Ekonomide, bürokraside ve siyasette tüm alanlarda verilen güç savaşı Alevi iktidarını güçlendirme adına yapılmıyor. Diğer kesimlerde de bu savaş mezhepsel güç mücadelesi olarak görülmüyor.

– Siyasette Esad’lar, ekonomide Mahlufların hâkimiyetine rağmen Aleviler ekonomik açıdan toplumun en alt tabakasını oluşturuyorlar…

– Alevilerin köylerinde görülen yol, su, elektrik, ilkokul, sağlık ocağı hizmetleri diğer tüm köyler için geçerli.

– Meselenin din boyutuna gelince: Diyanet’te Hıristiyanlar, Şiiler ve diğer kesimlerin temsilcileri varken Alevilerin yoktur.

– Türkiye’deki gibi Suriye’de cem evleri yok… Aleviler ibadetlerini genelde evlerde yaparlar… Namazlarını Caferi esaslara göre kılarlar. Beşar Esad da camiye gittiğinde Sünniler gibi namaz kılıyor.

– Devletten dini yapılar ya da öğretim için maddi yardım almayan tek kesim Aleviler.
– Devlet Sünniler ve Hıristiyanlar için yeterli nicelik sağlandığında cami ve kilise inşa ediyor. Ama bu kural Aleviler için geçerli değil. Bu konuda Alevilerin durumu Türkiye’dekinden farksız.

– Okullarda din derslerinde Sünni müfredat geçerli… Devlet Hıristiyanlara tanıdığı kendi dinini kendi öğretmeninden öğrenme hakkını Alevilere vermiyor.

– Piyasada Alevileri “zındık” ya da “kestiği yenmez” ilan eden kitapların satışına da engel olan yok!

Bu verilerden çıkan sonuç; Aleviler Baas rejiminden sanıldığı kadar himaye görmedi. Rejimde ki. Alevi ton buyken… [nasıl diyebiliriz ki, Suriye’deki rejim Baas rejimi değil de Alevi rejimidir diye bn.]

Sözün özü: Türkiye’den yapılan mezhepçi okumanın Suriye’de karşılığı yok. Ne var ki, … çok dinli ve mezhepli Suriye’de 18 ayı geride bırakan iç çatışma toplumu ayrıştırdı. Krizin lanetli mirası da bu. “

Gazeteci Fehim Taştekin’in yukarıda aktardığımız yazılarında görülmektedir ki, Suriye’de Alevi Nusayrilerin yönetimde çok fazla bir etkinliklerinin olmadığıdır. Yönetimi ele geçirenlerin içinde ve başında Alevi Nusayriler de olsa, aslında yönetim tamamen Baasçı Arap milliyetçilerinin elindedir. Baba Hafız Esad da ve şimdi oğlu Beşar Esad da bir Alevi Nusayri’den çok, bir Baas’çı Arap milliyetçisi gibi hareket etmektedirler. Çünkü tek başına Alevi Nusayriler Baas partisinin politikalarını belirlemiyorlar. Suriye’deki Baas’çı yönetimin politikalarını belirleyenler daha çok her kesimdeki Arap milliyetçileridir. Ekonomik cephede ise, Şam’ın ve Halep’in Sünni ticaret burjuvazisi belirliyor. Baasçı’ların en büyük destekçileri de her zaman Şam ve Halep’in Sünni büyük ticaret burjuvazisidir.

Bugün iç savaşın sürdüğü Suriye’de Sünni halk kitlelerinin bir kısmı, emperyalistlerin ve bölge işbirlikçilerinin silahlandırıp kışkırtmasıyla Baas’çı yönetime karşı savaşırken; bir kısmı temkinli davranıp beklerken; Şam’ın ve Halep’in Sünni büyük ticaret burjuvazisi hala Baas’çı yönetimi desteklemektedir. Çünkü ekonomik çıkarları Baas’çı diktatör iktidarın istikrarı ile örtüşmektedir.

Suriye’de 1963’te bir darbeyle iktidara gelen küçük burjuva aydınların ve askerlerin oluşturduğu Baas’çı yönetim; o dönemde Sovyetlerin ve dünyadaki diğer sosyalist yönetimlerinin yükselişinin de yarattığı etkiyle, nispeten anti-emperyalist bir çizgide yer alıyorlardı. Tüm küçük burjuva iktidarları gibi zamanla ekonomik olarak palazlanıp, tekelci sermaye ve dünya mali oligarşisi ile ekonomik çıkarları bütünleştiği zamanda anti-emperyalist bakışları da bitiyor, Baasçı’ların da öyle oldu. Anti-emperyalist tavırları biten küçük burjuva Baas iktidarları zamanla büyük burjuvazinin çıkarları uğruna ırkçılaşan, faşistleşen kanlı birer diktatörlüklere dönüştüler.

Suriye’de kanlı bir diktatörlüğe dönüşen Baasçı’lar 1982 yılında Hama’da gerici Müslüman Kardeşlere saldırma adı altında Sünni halktan en az 20 bin kişiyi katlettiler. Bugün de sürdürdükleri baskı ve katliamlarla Suriye’yi içinden çıkılmaz kanlı bir iç savaşın içine soktular.

Suriye’deki yönetime karşı savaştıklarını söyleyen, emperyalistlerin ve bölgedeki işbirlikçileri olan gerici Sünni blok devletlerinin ( Katar, Suudi Arabistan,Türkiye,… ) askeri, ekonomik ve lojistik desteği ile savaşan ve kendilerine Suriye muhalefeti diyen, Özgür Suriye Ordusu da denilen bu gerici Vahabbici, Selefici, El- Kaideci ve İhvancı İslamcı şeriatçı katil çeteler sürüsü ise, kelle kesmede, çoluk-çocuk, kadın ve ihtiyar demeden toplu katliamlar yapmada gösterdikleri gibi, Baas diktatörlüğünden daha da kanlı ve kirli bir savaş yürütüyorlar.

Suriye’deki Alevi Nusayriler, Hıristiyanlar hatta diğer tüm azınlıklar; hiçbir haklarını tanımayan, kendilerini hor gören, hatta kendilerine saldırıp yok edilmeleri gerektiğini söyleyen ve bunu da kimi zaman yapan Suudi Vahabiciliğin, Seleficiliğin, El- Kaideciliğin ve Müslüman Kardeşlerin (ihvancıların) bu gerici ittifakının iktidarını görmektense; nispeten laikliği uygulayan diğer dinlere, mezheplere nispeten hoş görüyle yaklaşan Baasçı diktatörlüğü kendi geleceklerinin, yaşamlarının güvencesi ve can güvenliklerinin can simidi olarak görüp zorunlu olarak desteklemektedirler. Yani, kendilerini kötünün iyisini seçmek zorunda hissediyorlar.

Türkiye’de de Alevilerin büyük çoğunluğu sorgusuz sualsiz Kemalistleri ve CHP’yi desteklemektedirler. Alevi kökenden gelen bilinçli, devrimciler ve sosyalistler ve Kürt ulusal bilincine sahip aleviler Kemalistleri ve CHP’yi desteklemiyorlar. Ne yazık ki, bunlarda Türkiye’deki Alevi kitlesinin çoğunluğunu oluşturmuyorlar. Cumhuriyet tarihi boyunca körü körüne Kemalistleri ve CHP’yi destekleyen Alevilerin bu ırkçı, inkarcı, tekçi Kemalist politikaların oluşumunda bir etkileri var mıdır? Bence, hiçbir etkileri yoktur. Aleviler, sadece Kemalist politikaların körü körüne destekçileridir.

O Kemalistler ki, daha Cumhuriyetin ilk yıllarında çıkardıkları Tekke ve Zaviyeler Kanunu ile Alevilerin kırıntı halindeki haklarını da ellerinden alıp, Alevileri sürekli Türk-Sünni- İslam doğrultusunda yer almaya zorlayıp, asimile etmeye çalışmıştır. Cumhuriyetin tarihinde onca Alevi katliamına rağmen, yine de Alevilerin büyük çoğunluğu Kemalistleri ve CHP’yi desteklemeye devam etmektedirler. Bu körü körüne desteğin nedeni açık ortadadır. Alevi kitleler ehven-i şer mantığıyla hareket ediyorlar. Yani kötünün iyisini seçmek zorunda bırakılmışlardır.

Osmanlı döneminde Ebusuud’un fetvaları, Yavuz Selim’in katliamları, Kuyucu Muratların kıyımları vb., Sünni İslam’ın yaptıkları zulümler, katliamlar Alevi kitlelerin sözlü tarihinde, hafızalarında hala canlı bir biçimde günümüze kadar yaşanırken; bir de Cumhuriyet tarihi ile birlikte Koçgiri, Dersim katliamları ve özellikle de yakın tarihteki Maraş, Çorum, Malatya, Sivas ve Gazi Mahallesi katliamlarını yaşayan ve düşünen Alevi kitleler; ırkçı faşistlerin, şeriatçı İslamcıların, Türk-İslamcı yeşil faşistlerin kendilerine nasıl bir kanlı gelecek hazırlayacaklarını acı acı düşünmektedirler. Bu nedenle, kendileri için en az zararlı olabilecek olan Kemalistlere yöneliyorlar.

Yani, Türkiye’deki Alevilerin büyük çoğunluğu da Suriye’deki Alevi Nusayriler gibi başka alternatifler bulamadığı için, ehven-i şer mantığıyla kötünün iyisini seçmeye çalışıyorlar. Onun için hala Kemalistleri ve CHP’yi destekliyorlar.
5 Şubat 2013
(Yazının devamı gelecek sayıda)

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here