Tarihte Kanlı Bir Leke: 16 Mart Beyazıt Katliamı

0
107

Yiğit ZAFER

Türkiye Devrimci Hareketi 1971 Askeri Darbesi ile ağır bir yenilgiye uğratılmasına rağmen. 70’lerin ikinci yarısına doğru sol hareket daha güçlenmiş, daha kitlesel bir biçimde alanlara geri dönmüştü. Bu sol hareket oligarşinin karşısında büyük bir tehlikeydi. Bu tehlikeyi etkisiz hale getirmek için bir askeri darbe gerekiyordu. Darbeyi hazırlamak amacıyla kollar sıvandı ve kontr-gerilla 1 Mayıs 1977’de 37 işçiyi katlettiği provokasyonla ilk adımı attı.

Bu tarihten sonra kitleleri sindirmek amacıyla çeşitli saldırı ve provokasyonlar düzenlendi. ‘Tetikçiliği’ devlet kontrolünde çalışan sivil faşist MHP yapıyordu. Faşistlerin devrimci gençlere sürekli saldırıda bulundukları yerlerden biri de İstanbul Üniversitesi idi. “Merasim Birliği” adı verilen polis birliğinin desteği ile öğrencilere saldırıyor ve okula girişlerini engelliyorlardı. Bütün bunlara sessiz kalmayan devrimci öğrenciler meşru müdafaa haklarını kullanıp faşistleri püskürtmeye çalışıyordu. İstanbul Üniversitesi’nde ipler oldukça gerilmişti. Her an büyük bir olayın patlak vermesi bekleniyordu. Polise, öğrencilere yönelik saldırı düzenleneceği, hatta bunun bombalı bir saldırı olacağı istihbaratı gelmişti. Polis bunu önlemek şöyle dursun bombanın tam hedefine ulaşması için elinden geleni yaptı. Emekli Komando Yüzbaşı Mehmet Ali Çeviker tarafından temin edilmiş bombaları Abdullah Çatlı İstanbul’a getirmişti.  Faşist itirafçı Ali Yurtaslan da öğrencilerin üzerine atılan bombayı Abdullah Çatlı’nın sağladığını daha sonra açıklamıştı.

16 Mart günü öğrenciler her zaman kullandıkları arka ve yan kapı yerine ön kapıdan çıkmaya zorlandılar. Diğer bir ‘ilginç’ olay ise kapıda her gün bulunan 30-40 polis yerine o gün sadece 9 polis olmasıydı. Öğrenciler meydana yaklaştığı sırada bomba atıldı ve yaylım ateşi başladı. Zülküf İsot, Latif Aktı, Polis Memuru Mustafa Doğan ve Sıdık Sıtkı Doğan bombayı atıp, kurşunu sıktılar. Cemil Sönmez, Baki Ekiz, Hatice Özen, Abdullah Şimşek, Murat Kurt, Hamdi Akıl ve Turan Ören şehit oldular. Bomba atıldığı sırada orada bulunan bir grup faşist de sloganlarla katliama destek veriyorlardı. Bu faşistlerin başında ise kamuoyunun yakından tanıdığı, eski MHP’li Milletvekili ve Devlet Bakanı Mehmet Gül vardı. Bazı polisler olaya müdahale etmek için koşmaya başladığında arkadan bir Polis Komiseri ‘dur’ emri verir. Bu Komiser daha sonra Abdullah Çatlı ile ilişkisi ortaya çıkan ve Trabzon Emniyet Müdürü iken Hrant Dink’in öldürüleceği istihbaratına rağmen herhangi bir önlem almayan Reşat Altay idi.

Katillerden Zülküf İsot’un katliamı Ablası’na itiraf etmesi üzerine Abla Remziye Akyol 1994 yılında ortaya çıkarak açıklamalarda bulunmuştu. Kardeşinin; üniversiteye polis aracıyla gittiklerini, polislerin de kendilerine yardım ettiğini, teslim olup bu olayları ve daha önce yaptıklarını anlatacağını, söylemişti. Ama Zülküf İsot konuşamadan ‘ülküdaşı’ Latif Aktı tarafından öldürülmüştü. Böylece belki de sadece Beyazıt değil, daha pek çok cinayet ve katliam Zülküf İsot ile birlikte toprağa gömüldü.

Şehit düşen devrimcilerin arkadaşları mezun olduklarında Katliam’ın peşini bırakmayıp dava açtılarsa da, önlerine türlü engeller çıkarıldı. Sonuçta Dava ‘zaman aşımı’na uğradı. Biz, katillerin kim olduğunu bilsek de; onlar ellerini kollarını sallayarak dışarıda dolaşıyorlar. Hatta içlerinden bir tanesi Milletvekili ve Bakan; diğeri Emniyet Müdürü oldu. 16 Mart Beyazıt Katliamı ise Türkiye Tarihi’nin karanlık sayfalarında yerini aldı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here