Hamza Yalçın Yazdı: Uyuşturucuya ve Çeteleşmeye Karşı

0
46

Hamza YALÇIN

Marks acı çeken insanın yatıştırıcıya ihtiyacını göz önünde tutarak “Din toplumun afyonudur”, demişti. Bu ifade uyuşturucunun çağımızda hızla yaygınlaşmasına da ışık tutuyor. Kapitalizm tarafından yalnızlaştırılan ve güçsüzleştirilen insan uyuşturucuya sığınıyor. İnsanın insanı sömürdüğü kapitalist sistem bu zaafı bir kazanç alanına dönüşmüş durumda. Uyuşturucu pazarı hızla gelişiyor. Pazarı esas olarak devletlerin istihbarat teşkilatları ve “güvenlik güçleri” kontrol ediyor. Devletlerin uyuşturucuya karşı verdikleri savaş aslında uyuşturucuyu kontrol etmek amaçlıdır. Devletler bundan kazanç da sağlıyorlar. Ayrıca uyuşturucu aracılığıyla toplumu daha iyi yönetilebilir duruma getiriyorlar.

Başlangıçta ticari malların değişimine aracılık rolüyle ortaya çıkan para, piyasanın gelişmesiyle birlikte sadece üretilmiş mal ve hizmetlerin değil arazilerin, ormanların, suyun, havanın hatta şeref ve haysiyetin dahi alım satım nesnesi haline gelmektedir. Bir yandan insan emeğinin temsilcisi rolüyle görünen para diğer yandan sömürü ve yağmanın aracı haline gelir. Paranın genel değişim ve birikim aracı haline gelmesi uyuşturucu ticaretine ve çeteciliğe alabildiğine gelişme olanağı kazandırmaktadır. Kapitalist toplum sömürü olarak sadece işçi çalıştırarak ve ticaret yoluyla sömürüyü adil sayıyor görünür ama öte yandan paranın kokusu yoktur. İsterse kadın satıcılığıyla, çek-senet işleriyle, uyuşturucu ticaretiyle, haraçla vb sağlanmış olsun, kendisini elde edeni güce kavuşturur. Kapitalist sistemde o, kara para olarak adlandırılır ama kendisini kontrol eden yasal engelleri aşmanın yollarını bulur.

Çeteler ve uyuşturucu ticareti kapitalist ekonomide giderek büyüyen bir yasadışı sektör yaratarak gelişiyor. Bu sektörün eli kamu ihalelerinden devlet bankası kredilerinin dağıtılmasına, hazine arazilerine, inşaat işlerine, ihracata, üretim teşviklerine, özelleştirme ihalelerine kadar uzanır. Adlarına mafya da denir. Mafya yasadışıdır, yani bir yandan o yasal düzenle karşı karşıyadır ama diğer yandan da faaliyetlerini polis, savcı, bürokrasi ve özellikle istihbarat teşkilatlarıyla alttan alta işbirliği içinde sürdürür. O devleti kullanır devlet de onu. O devletlerle iç içe geçer devletler de onunla.

Dünyada giderek artan kara para trafiğinin en büyük yönetimi kuşkusuz ABD’nin elindedir. Çünkü en büyük kapitalist merkez odur. Doğu ile Batı arasında bir köprü durumunda bulunan Türkiye hem Batılı ülkelere uyuşturucu ticaretinin hem de insan ticaretinin önemli bir merkezidir. Doğuda üretilen uyuşturucu Türkiye’de işlenir ve sonra Batıya gider. Devlet bu ticareti denetlemekte ve hatta ondan pay almaktadır. Polis operasyonları uyuşturucu ticaretini sona erdirmek için değil onu denetim altında tutmak için yapılmaktadır. Zaman zaman Avrupa ülkelerindeki pazarlar daraldığında uyuşturucu tacirleri iç pazara yoğunlaşırlar. O zaman uyuşturucu salgını giderek daha küçük yaştaki insanları etkisi altına almaya başlar. Mahallelerde madde bağımlığı gelişir, ilköğrenim okullarında bile uyuşturucu satılmaya başlar. Madde bağımlılığından ölümler ve sakatlanmalar artar, aileler dağılır, ocaklar söner. Türkiye Suriye’den, Afganistan’dan, Irak’tan Avrupa’ya giden göçmenlerin de uğrağıdır. Bu göçü çeteler kontrol etmektedir. Dolayısıyla çeteler Türkiye’de büyük güç sahibidirler. Zaman zaman cumhurbaşkanlarının bile çetelerle iş tuttuğu basına çıkmıştır.

Türkiye kapitalizminin yağmacılığı ve zorbalığı doğal hak görmesi uyuşturucu ticaretine ve çetelere büyük dinamizm kazandırmaktadır. Yakın zamanda 17 ve 25 Aralık (2013) skandalları denen rezaletler devletin nasıl kokmuş olduğunu gözler önüne serdi. Toplum bu rezaletleri öylesine kanıksamıştır ki basına yansıyan o rezaletlerden sonra AKP yöneticiler yerin dibine girmediler. Skandalların hemen ardından gelen seçimlerde AKP yeni bir zafer yaşadı ve Erdoğan yolsuzluklara batmış aileyle birlikte balkon konuşması yaptı. Erdoğan ayrıca kendisine kaçak bir saray yaptırdı. Cumhurbaşkanının kaçak sarayda kurumlandığı, adının yolsuzluk skandallarına karıştığı, çalıp çırpmanın, para kazanmak için her yolun mübah görüldüğü bir toplumda çeteleşmenin önü ardına kadar açıktır. Çok ahlakçı geçinen ve bazı mafya liderlerini Ergenekon operasyonlarıyla içeri tıkan AKP aslında sadece çetelerin iplerini kendi eline almıştır. Diğer yandan da yolsuzlukları yükselterek çeteciliğin ve uyuşturucunun gelişmesini sağlamıştır.

Soruna Düzen İçi Çözümler

Çeteleşmeye ve uyuşturucuya karşı mücadelede düzen içi çözümler gençlerin aileyle, okulla ve burjuva toplum kurumlarıyla bağlarının kuvvetlendirilmesine dayanmaktadır. Uyuşturucu bağımlılarına tıbbi ve psikolojik yardım da verilmektedir. Bu çözümler sosyal devletler iddiasındaki Avrupa ülkelerinde bile kesinlikle çok yetersiz kalmakta, ancak nadiren başarılı sonuçlar verebilmektedir. Sistem bir yandan tek tük başarıların propagandasını yaparken diğer yandan ise uyuşturucu yeni insanları ağına düşürmekte, çeteleşme her yerde ilerlemektedir. Aile bağlarının geliştirilmesi yönündeki çabalar da çok etkisiz kalmaktadır. Çünkü aile bağları asıl olarak bireysel ve psikolojik nedenlerle değil sosyal nedenlerle bozulmaktadır. Diğer düzen kurumları tarafından Avrupa’da verilen spor ve kültürel etkinlikler gibi olanaklar gene bir dereceye kadar etkili olabilmektedirler. Okullar bir yandan öğrencilerin birbirleriyle barışçı ilişkiler içinde olmaları için onlara yardım etmeye çalışırken diğer yandan ise öğrencileri okula yabancılaştırmaktadırlar. Öğrencilerin okul başarısızlığının altındaki en büyük nedenlerden biri, öğrenim sisteminin mevcut sömürü ve baskı sistemini sürdürmek amaçlı planlanmış ve yürütülüyor olmasıdır. Bu sistem aynı zamanda durumu iyi ve tahsili yüksek olan ailelerden gelen çocukları kayırırken diğerlerini dışlayan bir nitelik de taşımaktadır. Okula uyum sağlayamayan öğrencilerin bir çoğununu uyuşturucu ve çeteleşme tuzağı beklemektedir. Aynı şey sistemin dışladığı mahalle gençliği için geçerlidir. Çünkü gençler uyuşturucuda teselli buluyor, uyuşturucu arkadaşlığıyla daha anlamlı bir çevre edindiklerini sanıyor, hatta çeteleşmeyle değer kazandıklarını ve güçlendiklerini sanıyorlar.
Uyuşturucu ve çetecilik sol kesimde niye çok gelişiyor?

Uyuşturucu ve çeteleşmenin sol geçmişe sahip ailelerin çocuklarını özellikle etkilemesi ilginçtir. Devrimciler İstanbul Gülsuyu, Gazi Mahallesi, Sarıgazi gibi Alevilerin ve sol kesimin yoğun olduğu bölgelerde uyuşturucu niye gelişti, diye sık sık düşündüler. Söz konusu gelişme 12 Eylül sonrası bir olguydu. Çünkü sol örgütler bastırılmıştı. Dernekler, sendikalar zayıflatılmıştı. Kitleler örgütlülükten korkar hale gelmişler, mücadeleden umutlarını kesmişlerdi. Uyuşturucu işte bu durumun üzerine geldi. Devlet solu dağıttıktan sonra onun ana kaynağına yöneldi. Dinciliği, tarikatları, milliyetçiliği geliştirdi. Sol kesimlerin payına da bireycilik ve uyuşturucu düşecekti. Bireycilik örgütten kaçışı alabildiğine teşvik etti. Devrimci hareketlerden kaçış ve bireycilik bir meziyetmiş gibi gösterildi. Piyasa diktatörlüğüne dayanan yeni-liberalizmin kitleler üzerindeki artan egemenliği devrimci hareketlerden kaçışın ve bireyciliğin gelişmesine uygun bir hava yarattı. Güçsüzleştirilen kesimler uyuşturucunun ağına kolaylıkla düşecekti. Uyuşturucu ve çeteleşmenin sol kesim içinde çok yaygın olmasının nedeni budur.

Sol geçmişe sahip ailelerin çocuklarının çeteciliğe ve uyuşturuculuğa yönelmelerinin en önemli nedenlerinden biri sola bulaşmış olan bireyciliktir. Sol kesimden gelen insanlar çocuk yetiştirme sorununu bireysel bir sorun olarak görmekte ve bu konuda düzene teslim olmaktadır. Hatta çocuklar birbirleriyle dayanışmacı değil rekabetçi olarak yetiştirilmektedirler. Bir kısım çocuklar bu yaklaşıma uyum sağlayarak düzen içinde yükselecek bir yerler elde ederken uyum sağlayamayanlar ise uyuşturucu ve çeteleşme karşısında savunmasız duruma düşmektedir. Özellikle örgütsüz soldan gelen aileler bu konuda yer yer cemaatçilerden dahi geri kalmaktadır. Cemaatçilerde bile daha çok dayanışma bulmak mümkündür. Avrupa’da uyuşturucu ve çetecilikten dolayı hapis yatan gençler arasında sol kökenli ailelerden gelen insanların kitlesi dikkat çekmektedir.

Uyuşturucuya ve Çeteleşmeye Karşı Mücadele

Örgütlü sol uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı mücadelede çeteleri dağıtmaya ve gençleri devrimci örgütlere kazanmaya ağırlık vermiştir. Bir devrimci davaya bağlanmak kuşkusuz çeteleşme ve uyuşturucuya karşı mücadelede çok önemlidir. Devrimci hareketler bu anlamda önleyici ve dayanışmacı bir ortam sunmaktadır. Ancak devrimci hareketlerin taraftarlardan biata varan, yani eleştiriciliği bir yana bırakıp kendini teslim etmeye varan talepleri insanları ürkütmektedir.

Sol hareketlerin uyuşturucu çetelerine karşı giriştikleri mücadele de kuşkusuz gereklidir. Ancak devlet alttan alta çeteleri korumakta ve bir yandan onları devrimcilere karşı desteklerken diğer yandan da kendisini çatışmalar karşısında tarafsız gösterip asayişi koruyormuş gibi yaparak halkı devrimcilerden korkutup kendisine bağlamaktadır. Ayrıca sol hareketlerin uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı mücadelesi“Bizim örgütle ol ve kurtul” yaklaşımına ve örgüt propagandasına sıkıştığı için toplumda daha geniş bir etki yaratamamaktadır.

Ancak biz bu belanın yayılmasına karşı başta devrimci hareketlerin çabaları olmak üzere toplumdaki bütün çabaları önemli görüyor, onların deneyimlerinden yararlanmak, mücadelemizi onlarla işbirliği içinde geliştirmek istiyoruz. Bu yaklaşımla uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı toplumda bilinç ve dayanışma geliştirmeyi istiyoruz. Başarının uyuşturucuya ve çeteleşmeye karşı birlikte direnebilecek insan ilişkileri yaratabilmekten geçtiğine inanıyoruz.

Ders Dayanışması

Derslerinde başarısızlık yaşayan öğrencilerin uyuşturucu ve çeteleşmenin ağına daha kolay düşüyor olmasını (araştırmalar bunu gösteriyor) göz önünde tutarak kampanyayı ilköğrenimde ve liselerde ders dayanışması ile başlamaya karar verdik. Bu yol kampanyayı çetelerle mücadeleye indirgemekten kaçınmak için uygun olacaktır. Daha sonra da uyuşturucudan zarar gören ve rahatsız olan insanlarla bir araya gelip sorunu birlikte formüle etmeye ve birlikte çözüm aramaya çalışacağız.

Bilindiği gibi eğitim sisteminin burjuva karakteri öğrenciyi okuldan soğutmaktadır. Mevcut eğitim sistemi öğrencileri halka ve insanlığa yararlı olsun diye değil kapitalizme hizmet etsinler diye yetiştiriyor. “Kendini kurtarmanın” yolu kapitalizme hizmet edecek hale gelmekten geçmektedir. Bu eğitim ister istemez insana yabancı bir karakter ve biçimler taşıyacaktır. Türkiye’deki okul sistemi eleştirici düşünceye çok az yer vermekte ve her şeyi öylece benimsetmeye çalışmaktadır. Bu anlamda öğrencinin eğitimin planlanmasında, yürütülmesinde ve geliştirilmesinde doğrudan katkısı çok azdır. Her şey genelde yukarıdan olur. Öğrenciden beklenen katkı yukarıdan verileni almaktır. Öğrenci adına rol oynayanlardan da yukarının işini kolaylaştırmaları beklenir. Dersler çok öğrenciye iyi bir şahsi gelecek edinmek, arkadaşlarından geri kalmamak, anne babayı üzmemek için içilmek zorunda olan acı ilaç gibi gelmektedir. Öğrencilere okulu sevdiren, eğitimin ve öğrenmenin kendisinden çok okul ortamındaki arkadaşlıklardır. Yukarıdan hazırlanmış, yukarıdan yürütülen ve sınıflı toplumun ihtiyaçları yolunda bireyler yetiştiren öğrenime uyum sağlayamayan öğrencilerin yaşadıkları dışlanmışlık duygusu onların uyuşturucuya ve çeteleşmeye eğilim göstermelerinin önemli bir dinamiği olmaktadır.

Görüşümüzce ders dayanışması klasik öğretmen-öğrenci ilişkisini aşmayı amaçlayan bir yaklaşımla hazırlanmalı ve yürütülmelidir. Bu yaklaşım eğitimcilerin yükünü artıracaktır. Çünkü onlar klasik eğitime alışmış öğrencilerin aktifleşmesine yardımcı olmak durumundadırlar. Konuları çok iyi bilen bir öğrencinin daha az bilen bir öğrenciye yardımcı olması onun kendisinin de ilgili konuda derinleşmesini sağlayacaktır. Kaldı ki asıl dinamizm birlikte ders çalışmanın yaratacağı dinamizmdir. Birlikte ders çalışmak, aynı düzeydeki öğrenciler için bile konuları ve ders çalışmayı daha zevkli hale getirecektir. Ayrıca öğrenciler konuları birbirlerinin yardımıyla anlamaya çalışacaklardır ki bu da hem yoğunlaşmaya hem de derinlemesine kavramaya olanaklar sağlayacaktır. Ayrıca birlikte ders çalışma öğrencilerin sosyal yanlarını da geliştirecektir. Bunların kendiliğinden olması beklenmemelidir. Ders dayanışması, bunların gerçekleşmesi için uygun ortamlar sağlamalıdır.

Ders dayanışması, öğrencilerin eğitimciler ve birbirleri yardımıyla bireysel ve özellikle birlikte öğrenme yöntemleri geliştirmesine yardımcı olmalıdır.
Ders dayanışmasının ayrıca eleştirici bir yanı olması gerektiğini düşünüyoruz. Öğrenciyi okuldan asıl uzaklaştıran mevcut eğitim sisteminin onda yarattığı bilinçsiz tepkidir. Sisteme bilinçli bir eleştirici tutumun öğrenciyi okuldan uzaklaştırması gerekmez. Derslerin içeriğini ve biçimini eleştirici bir gözle inceleyen öğrenci eğitimden daha çok anlam yaratma olanağına kavuşacaktır ki, bu da onun okula ve derslere ilgisini artırmasına olanaklar sağlayacaktır. Yani ders dayanışması anlamsız derslere anlam kazandırmayı da göz önünde bulundurmalıdır. Ders dayanışması öğrencilerin derslerde daha aktif hale gelmelerine olanak sağlamalıdır. Bunu öğrenciler derslerde konuları derinlemesine kavramaya yönelik sorular sorarak ve ayrıca derslerin gerek içeriğinin gerekse biçiminin öğrenciler açısından daha ilginç hale getirilmeleri konusunda yardımcı olabilirler.

Ders dayanışmasına yaklaşımımız budur. Şimdi bu yaklaşımı ve yukarıdaki yaklaşımlarımızı başta mahalle gençliği, öğrenciler, eğitimcilerle ve sağlık emekçileri olmak üzere uyuşturucu ve çeteleşmeye karşı mücadele etmek isteyen en geniş kesimlerle birlikte tartışarak geliştirmek istiyoruz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here