VAN’DA İNSANLIK SUÇU

0
111

Erzincan (1992), Ceyhan (1998), Gölcük (1999) derken bu sefer de 23 Ekim’de Van’da bir büyük deprem daha yaşadık. Depremde 2262 bina yıkıldı. Bir kez daha yüzlerce insanımız göçük altında kalarak can verdi. Kasım başına kadar açıklanan yaralı sayısı 4152, ölü sayısı ise 601 oldu. Bu sayı açıklandığında hala enkaz altında ise yüzlerce insan vardı. Depremden bir hafta zaman geçmiş olmasına rağmen hala enkazların tamamına ulaşılmadı. Kurtulan insanlar ise mağdur edilmekte; onlar da neredeyse sıfırın altındaki soğukla ve sefaletle ölüme mahkum edilmekteler. Ülkemizdeki 18 milyon konuttan % 67’sinin çürük olduğuna dair dehşet verici veriler geziyor ortada. Gazeteler, yurt dışı haberlerini yazarken yabancı basının; “en çürük yerler devlet binaları”(Amerika’nın Sesi) söylemine de yer verdiler. 32.432 okulun 276’sı, her 100 kamu binasından ise sadece 1’i depreme dayanıklı imiş ülkemizde. (araştırmalar Gölcük Depremi sonrası Bayındırlık ve İskan Bakanlığı’nın güçlendirme çalışmaları ile ilgili paylaştığı verilerden ve İMO’nun açıklamalarından neticelenmiştir.)

Bizde durum böyleyken “Nasıl oluyor da Japonya az hasarla çıkıyor? ” diye manşetler atılıyor gazetelerde. Sanki ülkemiz deprem kuşağında değil ve sanki biz yine de her önlemi almışız, sağlam binalarda yaşıyoruz, gene de ölümler mi oluyor, binalar mı yıkılıyor? Japon Bakan yapılan röportajda ilk kural olarak “Yapı Denetimin şirketlerce parası ödenen işletmelerin değil devletin yapması gerektiğini” söylüyor. Bizde ise bu türden denetimler, ihaleler vb. gibi iktidarın, ‘sol cebinden sağ cebine para aktarması’ demektir. Çoğu yere sağlam deniliyor, tapu veriliyor ardından depremde deniz kumundan yaptıkları apartmanlar un ufak oluyor. Zaten “sağlam değil, yıkılması gerekiyor” deniliyorsa da “KENTSEL DÖNÜŞÜM” adı altında insanlar yerlerinden ediliyor, yok pahasına ellerinden arsaları alınıyor. Sonra ‘taksitle ev al’ gibi kandırmacalarla ödeyemeyecekleri meblağların altına zorla imza attırılıyor (çoğu da zaten ödeyemediği evi borcuyla satıp, oralardan tekrar gecekondulara taşınıyorlar ama bu sefer kendi evlerine değil, kiracı olarak)

Boşaltılan araziler ise para babası parazitlerle dolduruluyor. Ağaoğlu İnşaat’ın Ayazma Konutlarının altında 1730 ailenin ocağının sönmesi örneği, bize bunu doğruluyor. Erdoğan da bu düşünceyle hareket edip depremden bile kendine pay çıkarıp konuyla ilgili şu açıklamayı yaptı; “Çevre ve Şehircilik Bakanlığımız ile bir çalışma içine gireceğiz. Artık şehirlerimizde kaçak yapı, gecekondu, bunlara yönelik gerekirse yetkiyi tamamen bakanlığımıza alacağız ve bu tür binalarını yıkmayanlara sormadan kamulaştırmasını yapacak ve bu binaları biz yıkacağız. Bedeli ne olursa olsun, oy verirmiş vermezmiş, biz bunları dinlemeyeceğiz artık. Çünkü bu tabloları defalarca yaşamaktansa iktidarı kaybetmek çok daha hayırlıdır.” İşte bir ülkenin iktidarı hem bu kadar aç, hem de mağrur görüntüsünün altında bu kadar riyakar olabiliyor. Yarınki planlarını bugün enkaz altında kalan insanların cesetlerinin üzerine kuruyorlar. Deprem olduğunda da devlet yetkilileri 6.4 dediler büyüklüğüne, amaçları çokta ciddiye almamaktı depremi aslında. Ardından Amerika açıklama yaparak 7.2 olarak ilan etti. Daha depremin şiddetini açıklarken yalanlarına başlamıştı AKP. Devamında ise hız kesmeden yalanlarına devam etti. Merkezde bile çadır ulaşmamış onlarca yer varken, Erdoğan sapa köylere dahi az da olsa valiliğin çadır götürdüğünü söylüyordu. Hiç bir sıkıntıya mahal vermeyeceklerdi. İlk gün biraz yetersiz olmuşlardı ama Kızılay’ın elinde yeterince malzeme vardı(!). Çadır konusuyla ilgili; BDP Başkanı Demirtaş 100.000 çadırda olsa yetmez derken; Erdoğan ise Kızılay tarafından 17.836 çadır gönderildiğini, çadır sayısının fazlasıyla yeterli olabileceğini beyan ediyordu. Gerçekte 1600 kişinin yaşadığı köye 10 çadır veriliyor, bazı köylere hiç uğranılmıyordu bile. 7.2’lik depremden sonra Van’da büyüklükleri 2 ile 3 arasında değişen 521, 3 ile 4 arasında değişen 790, 4 ile 5 arasında değişen 108 ve 5 ile 6 arasında değişen 7 olmak üzere, toplam 1400 artçı deprem meydana geldi. Halk sefalet çekerken daha önce duvarı yıkılan Van M Tipi Hapishanesinde de, devlet korumayı artırarak güvenlik önlemi aldı. Tutsaklara “ölseniz de gidemezsiniz” diyordu acımasızca. Buna karşılık tutsaklar yataklarını yakarak isyan başlattılar ancak yönetim, şiddet ve güçle isyanlarını bastırdı.

Bunca olay olurken, burjuva basın görmezden geldi hepsini. İktidar aleyhine olanların duyulmasının önüne geçilemeyenleri kısaca vermek zorunda kaldı sadece.Bu kadar sefalet, bu kadar yetersizliğin yaşandığı bir yerde sanki insanların gözüne kara perdeler indi ve görmez-duymaz oldular. Hatta aymazlıkla “Van’da da olsa bu deprem, yine de üzüldük” diye anons ettiler deprem haberini. Ne kadar üzüldükleri söylemlerinden anlaşılıyordu zaten(!). Herkes ırkçı söylemleri lanetlerken(!) bir yandan da “bak, yine polise-askere muhtaç kaldılar” şeklinde TV’ler de program yapıyordu. Van halkı başarısızlık dese de, her yerde Kızılay’ın başarısı konuşuluyor. Burjuva basın bunca riyakârlığına rağmen, yine de Erdoğan’ın “basın iktidarımızı kötü göstermeye çalışıyor ” azarını işitiyor.

Van Halkı aç ve sokaklarda.Bu kadar sefalet çekiliyor ama Erdoğan depremden sonraki bağışlardan söz ediyor ve devlet hazinesinden de 11.728.000 TLgönderdiğini söylüyor lütfetmişçesine. Oysaki 1999 depremi sonrası, başta insanları kandırıp bir defaya mahsus denilen, ardından 12 yıldır alınan vergilerlebiriken para meblağı 45 milyar liradan daha fazla. Bu paranın tabi esamesi okunmuyor günümüzde.

Maliye Bakanı Mehmet Şimşek ihtiyaçlara kullandık dedi ama karşılığında bir aylık maaşını Van’a göndereceğini belirtti. Ne büyük lütuftu kendince budavranış(!). İnsanların vergileriyle ödedikleri paraları ceplere indirdikleri yetmediği gibi, yardım için Van Belediyesi’nde toplanan eşyalara da Valilik tarafından gönderilen askerlerce el konuldu. Anlaşılacağı gibi Van’da bir insanlık suçu işleniyor. Hem de bu suç kahramanlık maskesi altında yapılıyor. Sistem depremden de nemalanıyor, deprem vergisinden de. Kan emicilerin sistemi çünkü bu düzen. Van halkının acısını paylaşırken, bu düzenin bir parçası olmayı reddetmeye çağırıyoruz herkesi. Birkez daha evimiz başımıza yıkılmasın.

 

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here