YPG Genel Komutanı’ndan Açıklama: Afrin’e Yaklaşamazlar!

0
107
AFP PHOTO / DELIL SOULEIMAN
AFP PHOTO / DELIL SOULEIMAN (Middle East Eye)

Yeni Özgür Politika gazetesine açıklama yapan YPG Genel Komutanı Sipan Hemo, AKP iktidarının İdlib’e yönelik operasyonu hakkında açıklama yaptı. Sipan Hemo “Afrin’e bir karış bile yaklaşamazlar.” dedi.

Ayrıca Hemo AKP’nin bölgesel politikasını Kürt düşmanlığı üzerine kurduğunu söyleyerek, asıl hedefin Afrin Kantonu ve Şehba’yı abluka altına almak olduğunu belirtti.

Yapılan röportajdan bazı alıntılar şöyle:

“Bütün çeteler İdlib’te 

Öncelikle, İdlib’in Suriye halkının mücadelesinde önemli bir konuma ve role sahip olduğunu söylememiz gerekiyor. İdlib, 2015’ten sonra Baas rejiminin elinden alınarak farklı grupların yerleştiği bir alan oldu. O zamandan bu yana, ÖSO, El Kaide, DAİŞ gibi radikal islami grupların merkezine dönüştü. Suriye rejimine karşı mücadele etmek isteyen uluslararası güçlere bağlı grupların toplandığı bir merkez oldu. Başta Türkiye, Katar, Suudi Arabistan olmak üzere, dünyadaki birçok istihbarat örgütünün kol gezdiği bir alana dönüştü. Bunun yanı sıra ABD ve Rusya gibi büyük güçler de İdlib’e ilgisiz kalmadı; farklı yöntemlerle varlıklarını sürdürdüler.
Suriye rejimi, Rusya, Türkiye ve çete grupları arasında yapılan anlaşmadan sonra Halep’te çıkan grupların tümü İdlib’e yerleştirildi. Yine Şam çevresinden, Humus’tan çıkarılan çete grupları da İdlib’e gönderildi. Suriye’nin hangi bölgesinde bir anlaşma sağlandıysa ordaki çete grupları İdlib’e yönlendirildi.

Türkiye’nin politikası çöktü

Bütün bu nedenlerden ötürü, İdlib üzerinde birçok hesap var. Özellikle Türkiye’nin stratejik hesapları olduğunu görüyoruz. Ancak Türk devletinin Ortadoğu’daki politikaları bir bir çöktü. Yeni Osmanlı hayalleri gerçekleşmedi; Mısır’da, Tunus’ta, Libya’da kaybetti. Yemen’de rol bile alamadı. Suriye’de önüne koyduğu plan ve politikaları tutmadı; adım adım yenildi. İşte bu yüzden, tüm imkanlarını seferber ederek İdlib’te varlığını göstermeye çalışıyor.

Türkiye İdlib’te ne yaptı?

Anlaşma gereği, Türkiye kendisine bağlı grupları; Rusya ise rejim güçleri ile İran’a bağlı grupları destekleyecekti. Onlar İdlib’in güneyinden ve doğusundan operasyon başlatma üzerine anlaşmışlardı. Türkiye ise batıdan eş zamanlı El Nusra’ya karşı harekete geçecekti. Bu şekilde ‘Güvenli Bölge’ adıyla ateşkes sağlandı. Savaşın durduğu bir alan oluşturmak istiyorlardı; plan buna göre hazırlanmıştı. Ancak İdlib’teki gruplar, Halep ve Hama’da rejime ait askeri üs ve noktalara karşı saldırı başlattı. Saldırılar bir ay kadar sürdü. Bu saldırıların arkasında Türk devleti vardı. Türkiye durumu daha da gerginleştirerek, kaosu büyüterek önüne koyduğu tüm projeleri İdlib’te gerçekleştirmeyi hedefledi.  Türkiye’nin hedefi Şehba ve Efrîn’i ablukaya almaktı. Bunun için de ortalığı karıştırdı ve gerginliği artırdı. Bu durumdan Rusya ürktü; Putin bu yüzden Ankara’yı ziyaret etti. Ankara’dan rejime yönelik başlatılan saldırıların engellenmesini istedi. Çünkü rejim ve Rusya zayıfladığı için gelişen saldıralara karşı koyma kabiliyeti kalmamıştı.

Türkiye El Nusra ile anlaştı

Bu çerçevede adım atıldı ve İdlib’e yönelik ilk hamlede Türk devletinin niyetinin farklı olduğu anlaşıldı. İdlib sınırını tutarak, El Nusra ile savaşması gereken Türkiye, El Nusra ile ittifak yaptı. El Nusra’ya ‘Seninle bir sorunumuz yok ancak Efrîn’i güneyinde kontrol ettiğin noktaları bize devredeceksin. Bu noktaları bize teslim edersen seninle savaşmayacağız’ dedi.
El Nusra öneriyi kabul etti. Yani, Türk devleti El Nusra’ya saldırmayacak, El Nusra ise elinde bulundurduğu ve Kürtlere karşı stratejik önemde olan bazı noktaları Türk çetelerine ve askerlerine devredecek.

Sonuçtan Rusya da sorumlu olur!

Kürtler, bu girişimlerin ve olası sonuçlarının sorumluluğunun Rusya devletinde olacağına dikkat çektiler. Rusya sorumluluğunu gizlemek için Türkiye’ye El Nusra ile savaşmak yerine farklı şeyler yapmamaları uyarısını yaptı. Ancak Türkler açık bir şekilde, El Nusra’nın kendileri için tehlike ve tehdit oluşturmadığını, hedeflerinin farklı olduğunu söyledi.
Bundan ötürü önlerine koydukları plan işlemiyor ve kriz ortaya çıkmış durumda. Çözülüp çözülmeyeceğini zaman gösterecek, ancak şu an büyük bir kriz yaşıyorlar. Elbette Kürt halkının da bu planlara karşı bir müdahelesi olacak ama göründüğü kadarıyla planların işlemeyeceğini, sonuca ulaşmayacağını söyleyebiliriz.

Rusya Erdoğan’ın oyununa gelmemeli

Rusya, Türkiye’nin Erdoğan’ın oyununa gelmemeli. Rusya’nın çıkarları Kürt halkı ve Suriye halklarının yanında olmasından geçiyor. Rusya’nın çıkarları Suriye’de Kürt sorunun siyasi çözümündedir. Rusya’nın Ankara ile ittifaktan hiçbir çıkarı yok ve başarı şansı yok. 200 yıldır Rusya’ya karşı mücadele eden, Rusya’nın Ortadoğu’da rol sahibi olmasını engelleyen güç Osmanlı’dan bu yana Türk devletidir. Rusya’nın da bu gerçeğin farkında olduğunu düşünüyoruz. Çıkarları Türkiye ile ittifakta değil, çıkarları Kürt halkı ve Suriye’nin sorunlarının siyasi çözümündedir.

Rusya ile görüşme halindeyiz

Rusya ile görüşmeler ve tartışmalarımız oluyor. Hatta Rusya’nın son süreçteki kimi yaklaşımlarını da olumlu görüyoruz. Çelişkilerin giderilmesinde, siyasi projelerin hayata geçirilmesinde ve Suriye’de savaşın sona ermesindeki ısrarı ve çabalarını genel anlamda olumlu görüyoruz. Bu çaba ve girişimlerini daha da büyütmesini istiyoruz. Kürtlerin haklarına federal bir Suriye sistemi içerisinde kavuşmasında, Rusya’nın da önemli bir sorumluluk almasını istiyoruz. Böylesi bir rol aldığı zaman Kürtlerin kalıcı dostluğunu kazanır ve en önemlisi de Kürtlere karşı sorumluluğunu yerine getirir. ”

14 Ekim 2017

Kaynak: Yeni Özgür Politika

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here