Yüreğin Pedagojisi ve insanlaşma mücadelesi

1
659

İnan Kaloğulları

Paulo Freire, bir eğitimci ve bilim insanı olarak ezilenlerin mücadelesine büyük katkılar sağladı. Eleştirel ve devrimci eğitim alanında kaleme aldığı çeşitli kaynaklarla geride emekçi halka ışık olabilecek güçlü fikirler bıraktı. Freire’nin eleştirel ve özgürleştirici eğitim alanında çok büyük etkileri bulunduğu belirtiliyor. Geliştirdiği görüşleri teorik olmaktan çok pratik tecrübeler yoluyla ortaya koyduğu görüşler olduğu için onun fikirleri sadece eleştirel pedagoji alanında değil, ezilenlerin mücadelesi açısında da çok değerli görülüyor. 

Onun eğitim kuramının binlerce eğitimci ve sosyal bilimciye referans olduğu belirtiliyor. Eğitim alanında çok geniş kesimi etkilediği söyleniyor. Freire eğitimi Marksist yöntemlerle ele alarak, onu ezme ezilme koşullarını sorgulayan ve praksist yollarla devrimci ve özgürleştirici amaçlar için geliştirilmesi gereken bir pedagoji olarak yorumladı. Sözcükleri okumanın, dünyayı okumakla ve dünyayı okuyup anlamanın ise ezme ezilme koşullarını sorgulayarak onları ortadan kaldırmakla bütünlük içinde olması gerektiğini savundu.

Eğitimi, düşünce ve eylem bütünlüğü içinde devrimci ve özgürleştirici bir süreç olarak değerlendirdi. Eleştirel bilincin geliştirilmesini çok önemsedi. Tarafsız bir eğitim olmayacağını belirtti ve eğitimin ideolojik yanına sürekli dikkat çekti. Freire’nin ortaya koyduğu görüşleri bugün artık eğitim alanının ve devrimci pedagojinin vazgeçilmezleri arasında yer alıyor.

Paulo Freire, savunduğu eğitim anlayışı ile sadece öğretmen ve öğrencilere yol göstermedi. Görüşleri akademik düzeyin dışına taşan çok önemli bir özelliği de içinde taşıdı. Onun fikirlerinin en güçlü yanı ezilenler için mücadele eden devrimci hareketlerin özgürleşme mücadelesi içinde izleyecekleri yol ve yöntemler üzerine olan görüşleriydi. Ezilenlerle birlikte mücadele ederken ezenlere özgü yöntemlerin izlenmesinin asla bir özgürleşmeye yol açmayacağını belirtti.

Devrimci hareketlerin bir egemenlik aracı değil, pedagojik birer eğitim araç olması gerektiğini savundu. “Yeni insan” ilişkilerinin geliştirilmesini çok önemsedi. Mücadelenin asıl olarak bu yöndeki ilişkilerin geliştirilmesine dönük olması gerektiğini savundu. Ezenlerin ve ezilenlerin ruhsal dünyasını çok etkili şekilde yorumladı ve ezilenlere umut olabilecek devrimci bir eğitimin geliştirilmesi için sürgün edilmek ve hapsedilmek gibi çeşitli zorluklara katlandı.

Egemenlik, otoriterlik, manipülasyon, özgürlük, kadercilik, sekterlik, önderlik ve yabancılaşma gibi kavramları ezilenlerin dünyasından sorgulayarak devrimci düşüncelere çok büyük yenilikler kazandırdı.

Freire, özgürleşme mücadelesinde Che Guevara’yı ezilen insanlara “yeni insan”ın örneği olarak önerdi ve Che’yi bir sembol olarak gördüğünü belirtti. Geliştirdiği “diyalog” yöntemi ile insana inanmanın, umudun, eleştirel tutumun ve alçakgönüllülüğün devrimci dönüşüm için çok önemli olduğunu belirtti. İnsanı nesneleştiren bankacı eğitim modeli karşısına öğretmen öğrenci ilişkisini ve egemenlik ilişkisini reddeden diyalogcu yöntemi koydu. 

1997 yılında hayatını kaybettiğinde geride birçok insana ilham kaynağı olan güçlü fikirler bıraktı. Onun fikirleri Odak Dergisi-Eğitim ve Dayanışma Hareketi içinde de uzun süre özenle tartışıldı. En çok Ezilenlerin Pedagojisi kitabı ile tanındı. Bu kitabını ise “ezilenlere ve onlarla acı çeken, onların safında mücadele edenlere” adadığını belirtti.

Yüreğin Pedagojisi kitabı Freire’nin hayatını kaybetmeden önce yazdığı önemli kitaplarından birini oluşturuyor. Bu kitap ile neoliberalizmin insan yaşamına ve düşünce dünyası üzerindeki etkilerine değinerek özgürleşme mücadelesi için alternatif yolları ve düşünceleri tartışmaya çalışıyor. İnsanın varoluşuna, kendi yaşamına ve tecrübelerine genişçe yer veren Paulo Freire, bu kitabı ile güçlü mesajları verdiği için okunması büyük katkı sağlayacaktır.

Freire, merakı etkileyerek onu tetikleyen ve ona yeniden kuvvet verebilecek bir eğitimin sorunlardan oluşan bir eğitim olduğunu belirtiyor. Sadece soru soran ya da sadece cevaplar üreten bir eğitimin yanlış olduğunu, cevap sorunun bir parçası olarak kavranıyorsa bunun anlamlı olacağını ifade ediyor. Sormanın ve cevaplamanın meraka giden yapıcı yolu tetikleyeceğine inanıyor. Bu durumu “epistemelojik merak” olarak adlandırıyor. Freire bu kavrama öğrenmeyi etkileyen en önemli unsurlardan biri olarak görüyor. 

İnsana tarihsel bir varlık olarak bakan Freire, insanın tarihi, bugünü ve geleceğiyle üç boyutlu yaşayan bir varlık olarak değerlendiriyor. Öğrenen, yaşayan, tecrübe eden ve geleceğini kurmaya çalışan bir varlık olarak… “Tarihin ölümünden sonra yaşayamayız. Tarih bizim tarafımızdan yapılırken o da bizi yapar ve yeniden yapar” der. İnsan deneyiminin sürekliliği tarihin dışında değil içinde gerçekleşir diye belirtir. Dünyanın hareketsiz hale getirilemeyeceği, onun var olabilmesi için oluşum sürecinde olması gerektiğini söyler. “Düz, yatay ve zamansız bir dünya belki hayvanların yaşamı ile benzer olabilirdi, ama insan varlığı ile kesinlikle uyuşmaz” der. 

Hayvanlar kendilerini hayata uyarlarken, insanların ona müdahale edebileceğini ve kendilerini içinde bulundukları bağlamla bütünleştirerek dünyayı değiştirebileceğini belirtir.

“Düşünme, hesap etme, programlama, araştırma ve dönüştürme yeteneği dünyada sadece insanlara özgüdür.” der. Kaderciliğin her halini reddederek, tarihin bir olasılık olduğu düşüncesine karşı çıkar ve önceden belirlenmiş bir tarih olmadığını ifade eder.

 Paulo Freire aslen Brezilyalıdır fakat ülkesini tarif ederken, “Benim anavatanım acı, açlık ve sefalettir. Ve aynı zamanda toplumsal adalet için aç kalan milyonların umududur” diye söyler.

Ezme ezilme gerçekliği içinde birisinden ya da bir şeyden yana olmakla doğal olarak birisine karşı olduğunu belirtir. “Kime ve neye karşıyım” diye sorar.  İlerici saflarda bulunan günümüz aydınlarının egemen ideolojiyi reddedip, eğitimi yaşam için yeterli içeriklerin aktarılması olarak görüyor olmalarına karşı eleştirel yaklaşır. Kurulu düzene hizmet eden entelektüel tutumu reddeder. “Onlara göre mutlu bir hayat, kişinin öfkeden, protestolardan ve dönüşüm düşlerinden yoksun bir dünyaya ayak uydurmasıdır” diye yorumlar. İlericilik adı altında yeni görüneni savunurken “eski ideolojileri” aşıyor olduklarını iddia edenlerin, egemen sınıfın gücünü korumasına olanak yaratacağı tehlikesine dikkat çeker. 

İnsanların kendi gelecekleri için çabalamaması durumunda onun bir gerçekliğe dönüştürülemeyeceğini belirtir. Kaderciliğin ve hareketsizliğin karşısında insanın değiştirebilme inisiyatifinin, kendini dönüştürebilme ve bu dönüşüme inanabilme inisiyatifinin eğitim ve mücadele içinde başarılabileceğini belirtir. İnsanın değiştirebilme inancının siyasi pratik ile filizleneceğini söyler.

Varoluş karşısında kaderciliğin bezgin yükü altında geleceğin değiştirilemeyeceğine inanan naif insan ile günümüzde özgürleşmenin önündeki engellerin aşılamaz olduğunu düşünen post modern aydının aynı kaderciliği taşıdığını belirtir. İkisinin de aynı kültürel egemenliğin etkisi altında olduğunu söyler. “Kaderci bir entelektüel için, artık yaşayabilir bir yenilik yoktur” der.

Freire, yarına dair bir görüş olmaz ise umut etmenin imkansız olduğunu belirtir. Sadece geçmişin bir umut yaratmayacağını söyler. İnsanların içinde bulundukları ezme koşullarının, ezilen insanların tarihsel varlıklarının sonsuza kadar sürecekmiş gibi görünmesine neden olduğu ve bu varoluşu umutsuzluğa ve teslimiyete dönüştürdüğünü ifade eder. “Varoluşsal olarak yorgun ve tarihsel olarak uyutulmuş…”

Eğitimin teknik, bilimsel ve profesyonel gelişmeye ihtiyacı olduğu kadar düşlere de ihtiyacı olduğunu belirtir. Noliberalizmin eğitimi, anlamaları gerekmeyen bir bilgi içeriğini öğrencilere aktarılması olarak gördüğünü ve eğitimin tarafsız olduğu yalanının da bununla birlikte aktarıldığını belirtir. Kapitalizmin tek gerçeklik olduğu fikri, neoliberal düşünceler tarafından topluma kabul ettirilmeye çalışılırken, ideolojilerin ortadan kalktığı fikri de aynı şekilde aşılanmak istenir, diye belirtir.  

Freire, özgürleşmeye dair umut taşımanın özgürleşme anlamına gelmeyeceğini ifade eder. Şartlar elverişli olmasa bile umutlu bir şekilde özgürleşmeye dönük çaba içinde olmak gerektiğini söyler. “Özgürleşme bir olasılıktır; kader, yazgı ya da ağır bir yük değildir. Bu nedenle, somut insan varlıkları daha fazla boyun eğip daha az özgürlükleri düşleyebildikçe, mücadeleye davetlerle daha az yüzleşebilecektir. Geleceğin içinde bulunduğu karanlık ne kadar çoksa, ezilenler için o kadar az umut ve ezenler için o kadar çok huzur olacaktır. Dolayısıyla, egemenliğin hizmetindeki eğitim eleştirel ve diyalektik düşünceye neden olmaz; tersine dünya hakkında naif düşünmeyi teşvik eder” der. 

Freire, alçakgönüllülüğün ve birini anlamanın azaldığı günümüzde hoşgörünün tanıklık aracılığıyla gelişebileceğini belirtir. “Hoşgörü, hepsinden öte düşüm için savaşırken tutkuyla kendi içime kapanmamam anlamına gelir. Kendimi bilgiye açmam ve benden veya benim doğrumdan farklı olanların hepsini reddedip kendimi kendi doğrumun çemberi içinde yalnızlaştırmamam gereklidir. Farklıyla beraber yaşarken ondan öğrenir ve karşıtımla daha iyi savaşırım” der. Tutarlılıkla korunmayan bir hoşgörünün yolunu kaybetme riski taşıdığını da ekler. Demokrasinin de demokrasi pratiği ile öğretilip, öğrenileceğini belirtir. Hoşgörüye de benzer şekilde yaklaşır.

Sol ve Birlik 

Freire, solun yanlışlarına karşı eleştirel bir tutum içindedir. Latin Amerika hareketleri üzerinden solun kendine sınırlar çizmesi konusunu eleştirerek tartışmaya çalışır. “Neo-liberaller tarafından daha az kötü olarak değerlendirilirsem, onların beni onaylamalarının önüne geçemem. Bunu yapmakta serbestler” der. Fakat solun bu onaylamayı pazarlık unsuru haline getirmesini ve bunu kabul etmesini tehlike olarak değerlendirir. Onların bu onaylamaları onları sol ile yoldaş yapmayacağı, solun ise bu durum karşısında onların reklamını yapmaya teşvik edilmiş olmayacağını belirtir.

Freire’nin bu görüşü birçok alan için tartışılabilir. Karşıtının onayını bir pazarlık unsuru haline getirmek ve bu onay durumunu bir taviz yükümlülüğü haline dönüştürmek riskli bir durumdur.

Solun kendi arasında “çeşitlilik içinde birlik” tutumu ile “çoğul” olması ve sağın karşısında ise “tekil” olması gerektiğini savunur. Bu birliği karşıtların değil, uzlaşabilir farklılıkların birliği olarak adlandırır. Solun birliğini engelleyen şeyin farklı grupların varlığı olmadığı, bunu grupçuluğun engellediği düşüncesine Freire de yakın bakar, fakat bu sorunun asıl olarak solcuların radikal hoşgörüyü deneyimlememiş olmasından kaynaklandığını belirtir.

Toplumdaki bencillik ile soldaki grupçuluk köken olarak aynı etki altındadır. Metalaşmış insan ilişkileri bu ilişkileri güçlü şekilde etkiler. Grupçuluk egemenlik kültürünün de güçlü izlerini taşır. Otoriterlik, manipülasyon, polemik ve propaganda gibi yöntemler egemenlik kültürü araçlarıdır ve grupçuluk eğilimi ile barışıktır. Freire çağımızın en önemli sorununun “egemenlik” olduğunu belirtir.

Sağın değişik tehlikeler karşısında kolayca birleşebildiğini, sol içindeki birliklerin ise karmaşık ve güç olduğunu belirtir. Sağ düşünce sadece ilerici eylem ve düşünceye karşı sekter olurken solun ise kendi içinde sekter olduğunu söyler.

Solun halk ile diyaloğa girerken geçerli bir dil kullanması gerektiğini belirtir. Bu dilin iyimserliği açığa çıkaran eleştirel bir yanı olması gerektiğini ve kapitalist sistemin yarattığı adaletsizliğe karşı güçlü eleştirel bir tutum içinde olması gerektiğini belirtir. Bu dilde “umudun en donuk bir izinden bile yoksun acılılığın söylemi olmamalıdır. Tam tersine umut dolu, eleştirel bir biçimde iyimser ve ahlakla ‘ıslanmış’ olmalıdır” der.

Freire, radikalliğin hoşgörülü olduğu, sekterliğin ise kör ve antidemokratik olduğunu belirtir. Sekterliğin kısır, radikalliğin ise yaratıcı olduğunu ifade eder. “Radikaller saflık için dövüşürler; sekter ise yap-inan saflığı olan sofuluğa razı olacaktır” der.

“Kendini, onun dışında hiçbir kurtuluşun olmadığı bir doğruya sahipmiş gibi görme günahını işleyen ya da önderliği, kendisini işçi sınıfının yenilik getiren son noktası olarak ilan eden hiçbir solcu parti, demokratik düşüne sadık kalamaz” diye belirtir.   

Latin Amerika solunun hatalı taraflarını “kaypak merkezi ararken ileriye gittikleri sanarak geriye gidiyorlar” diye ifade eder.

Sovyetlerin Birliği’nin çöküşünün ardından kafasının karıştığını düşündüğü kimi solcuların “pragmatik” ve “merkezci” olduğunu belirtir. Sol olmak için merkezden geçmek ve ilerici olabilmek için tutucu aşamadan geçmek gerekmediğini belirtir. Halkın ideolojilere olan ilgisizliğinin ideolojilerin ortadan kalktığı anlamına gelmediği, bu durumun kendisinin bir ideolojik ifade biçimi olduğunu söyler. Freire “ideolojiler, ancak ideolojik olarak öldürülebilirler” der.

Otoriter özellikler taşıyan toplumlarda demokratik siyaset ve özgürlük ilişkisinin, ötekilerin haklarına kesin bir bağlılığın ve hoşgörünün deneyimlenmesinin önemli olduğunu belirtir.

Freire doğru yolda olmayı, güçlü ve merkezde olmaktan daha değerli görür. Bir merkeze yönelip iktidar olmaktansa demokratik pedagojiyi benimseyip ezilenlerle birlikte bir güce ulaşmayı ve bunu yeniden deneyip keşfetmeyi tercih ettiğini belirtir.

“Kendimi merkeze çevirip sık sık merkeze geleceğime, bir ilerici olarak demokratik pedagojiyi benimseyip halk sınıflarıyla beraber –ne zaman olacağını bilmeyerek- güce ulaşmayı ve onu yeniden icat etmeyi yeğ tutarım” der.

Solun sekterliğini ve dogmatik oluşunu dayanılmaz olarak değerlendirir. Bu yaklaşımın solu gerçeğin tutucuları haline getirdiğini belirtir. Onları “aşırı kesinlikleri, otoriterlikleri ve tarihin ve bilincin mekanik anlayışlarıyla neredeyse ‘dindar’ yaptı” der. Bu yaklaşımın geleceği bir sorun olmaktan çok kaçınılmaz olarak yorumladığını belirtir. Bu nedenle yeni insan ilişkilerini geliştirecek mücadelenin altyapının dönüştürülmesinden sonrasına bırakıldığını ifade eder. Bu yaklaşımın düş kurmayı, hayal etmeyi ve devrimci bir pedagojinin geliştirilmesini yok ederek öldürdüğünü belirtir. 

“Eğer tarih belirlenmiş bir zaman olsaydı mevcut olan her şey dünün beklenen geleceği ve her yarın zaten bilinen bir şey olurdu” “Tarihin bir mümkünlük olarak anlaşılması durumunda, yarın bir sorundur. Gelmesi için, bizim bugünü dönüştürerek onu inşa etmemiz gerekir” diye belirtir. 

Freire, halkı verdiği kararlar için yargılamadan önce egemen ideolojinin varlığını, bunun gücünü ve geleneklerimizde bulunan demokratik deneyimsizliğimizin derin köklerini anlamamız gerektiğini belirtir. Demokratik liderliğin önemli görevlerinden birisinin, otoriter yapıları alt etmek için diyaloga dayalı karar verme süreçlerini yaratmaya çalışmak olduğunu belirtir.

Otoriter gücün, meraklı değil fakat gözetleyici tutumda olduğunu belirtir. Diyaloğun ise merak ve huzursuzluk dolu olduğunu söyler.

Ahlak konusunda ise “eğer bir seçimi kazanmak için yalan bir söz vermem gerekseydi, kaybetmeyi ve ahlaki pozisyonumu koruyarak siyasi-pedagojik militanlığıma devam etmeyi yeğlerdim” der.

Ezenin, alçakgönüllü olmadığı tersine kibirli olduğunu, ezilenin ise alçakgönüllü değil utandırılmış olduğunu belirtir. Mücadelenin eğitimi, dayanışmayı, dostluğu ve mutluluğu geliştirmesi gerektiğini düşünür.

Değişim için mücadele ederken ne tamamen sabırlı, ne de tamamen sabırsız olmamız gerektiğini belirtir. Sabırlı bir şekilde sabırsız olmak gerektiğini önerir. “Rahatsız olmayan sınırsız sabır, dönüştürücü faaliyeti hareketsizleştirmekle sonuçlanır. Aynı şey daha hareket planlanırken hemen sonuç almayı talep eden istekli sabırsızlık için de söz konusudur” der.

Freire, eleştirel iyimserliğin çok önemli olduğunu ifade eder. Yaşlılık konusunda ise takvimlerin ve tarihlerin hesaba katılmamasını önerir. “Kimse uzun bir zaman önce doğduğu için yaşlı ya da yakın bir zaman önce doğduğu için genç olmaz. İnsanlar dünyayı nasıl düşündüklerinin, kendilerini meraklı bir biçimde bilgiye nasıl verebildiklerinin bir işlevi olarak genç ya da yaşlılardır” der.

“Bir yaşam belirtisi olarak değişikliği kabul etmeye hazır olduğumuz ölçüde genciz ve ölüm belirtisi olarak durağanlığı benimsediğimiz ölçüde yaşlıyız” diye düşünür. Genç ve ileri yaşta olanlar için en iyi zamanın yaşanan zaman olduğunu belirtir. İnsanların zamanı olabildiği ölçüde iyi yaşayarak genç kalabileceğini söyler. 

“Çevremizde kazandığımız önemin farkına vardığımızda bunun sadece kendi marifetimiz olduğuna inanırsak yaşlanırız. Bunun öneminin kendimizle ötekiler ve dünya arasındaki ilişkide değil de kendimizde olduğuna inanırsak yaşlanırız” der. Feire ideal olanın, genç olanın sahip olduğu hazırlığa genç kalan yaşlının bilgeliğini eklemek olduğunu belirtir.

“Öte yandan tarihi hareketsizleştirmeye çaba gösterdiği zaman (ki bu tam gericiliktir) hızla yaşlanmaktan muaf olan bir gençlikte yoktur” diye belirtir. Gençliğin korunmasının zorlu bir süreç olduğunu söyler. Gençliğin tutarsızlığa tahammül etmediğini ve “bir kişi aynı zamanda genç ve faşist, genç ve maço, genç ve onursuz olamaz” der”

Paul Freire, ezilenler için bir mücadele yöntemi geliştirmeyi çok önemsedi. Yıllar boyunca onların özgürleşmelerine olanak yaratacak bir pedagojinin geliştirilmesi için çabaladı. Görüşleri asıl olarak okul hayatındaki, akademideki ya da öğretmen- öğrenci ilişkisindeki eğitim içeriğine dönük olmadı. Freire’nin amacı toplumdaki ezme ezilme gerçekliğini ortadan kaldıracak ve ezilenlerin özgürleşmesine aracılık edecek devrimci bir pedagojinin geliştirilmesi yönündeydi.

Fikirleri ile toplumun dönüşmesine olanak yaratabilecek güçlerin doğru yollara başvurarak özgürleşme mücadelesini sürdürmelerini sık sık vurguladı. Devrimci hareketlere “diyalogu” önemli bir yöntem olarak sundu. İnsana inanmanın, ezenlere özgü yöntemlerden uzak durmanın, alçak gönüllülüğün, eleştirel tutumun ve umutlu olmanın önemli olduğunu hatırlattı. Sol güçlerin eleştirel ve pedagojik araçlar olması gerektiğini savundu. Yalnız kalmak pahasına da olsa doğru yolda yürümenin ahlaki tarafına sürekli dikkat çekti. 

Özgürleşme mücadelesinde öğretmenlere büyük değer verdiğini belirtti, fakat o ezilenlere yeni insan ilişkilerinin sembolü olarak savaşçı bir insanı, yani Che Guevara’yı örnek olarak gösterdi. 

Ferire’nin savunduğu eğitim anlayışı radikal ve militan bir içerik taşır. Onun eğitim anlayışı esas olarak yeni insan ilişkilerinin gelişmesine katkı sağlayacak ve kendimizle yüzleşmemize aracılık edecek bir mücadeleye davet niteliğindedir.

1 Yorum

  1. Freire Ezilenlerin Pedagojisi’nde “gerçekliğe gömülü bilinç” yaklaşımı getirmekte. gerçekçilik “gerçekliğe gömülmek” ve deyim yerindeyse o gerçeklikte boğulmak değil de o gerçekliği karınca kararınca dönüştürebilme çabasıdır yaklaşımında kendisi de.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.