104.YILDÖNÜMÜNDE YENİ EKİM’LER İÇİN

0
227

Ziya Ulusoy

1. emperyalist paylaşım savaşı sonucu ağırlaşan kriz ve oluşan devrimci durum koşullarında Çarlık’ı yıkan Şubat  devrimini, yeni bir devrimle, sosyalist devrimle taçlandıran devrim.

Dahası, şovenizme karşı kararlılığını savaş koşullarında da sürdürmeyi başaran Bolşevik partisinin, barış, toprak ve politik özgürlük taleplerini koruyarak sosyalist devrim şiarıyla zafere yürüdüğü devrim.

Ekim, proleter devrimleri çağını açan devrim. Toplumsal, ulusal, demokratik devrimlerin dünya çapında sökün edeceği yolu açarak “kısa 20. yüzyıl”a damgasını vuran devrim.

“Eylem Kılavuzu”

Ekim sadece Rusya’nın değil dünyanın da büyük çoğunluğunu emekçi köylülerin oluşturduğu koşullarda gerçekleşti. Ekim’in Bolşevikler’i, Marks ve Engels’in “bizim teorimiz dogma değil eylem kılavuzudur” ilkesini, başarıyla Rusya’ya uyguladıklarını kanıtladılar. Dünyanın ezici çoğunluğunun öncü sınıfı misyonuna sahip olması gereken proletaryaya da bu ilkeyi uygulaması yolunu açtılar.

Aynı ilkeyi, ikili iktidar koşullarında Nisan tezleriyle sosyalist devrim stratejisini izlemeye geçişte ve siyasi bilinç (ve dolayısıyla siyasi güç ilişkileri) değiştiğinde 25 Ekim’de (7 Kasım) sosyalist iktidarı almak üzere Ekim ayaklanmasını gerçekleştirirlerken uyguladılar.

Bugün ise emperyalist küreselleşme koşullarında, dünya emekçilerinin büyük çoğunluğunun değilse bile çoğunluğunun işçileştiği koşullarda yaşıyoruz. Marksizm-Leninizm’i bu koşullarda eylem kılavuzu olarak uygulama yeteneğini gösterebilmeliyiz.

Bölgesel devrim dalgalarının işçi sınıfı öncülüğünde zafere ulaşması hedefiyle bölge halklarının demokratik ve sosyalist federatif birliğini program edinebilmeliyiz.

Tabii ki, bunun ön şartı ve önadımı olarak, tekil ülkeler içinde dağınık ve güçsüz işçi hareketini nasıl büyütebileceğimiz ve devrimci siyasal bir hareket olarak nasıl geliştirebileceğimiz konusunda da teorimizi eylem kılavuzu olarak uygulama yeteneği göstermeliyiz. Dahası pratikte başarmakla birleştirebilmeliyiz.

Dünya çapında, nüfusun yüzde birlik bölümünün toplam zenginliğin yarısından fazlasını elde tuttuğu ve nüfusun yarısının ise bu zenginliğin yüzde 1’ine bile sahip olmadığı korkunç bir eşitsizliği, bugünkü kapitalist koşullarda yaşıyoruz. Bu, aynı zamanda şu demektir ki, köy ve kent küçük burjuva emekçilerinin de burjuvazi tarafından aşırı yoksullaşmaya itilme süreci çok hızlanmış. Teorimizi, eylem kılavuzu olarak ele alarak, bu kesimleri işçi sınıfı hareketinin yanında kapitalizme karşı mücadeleye nasıl çekebileceğimize ilişkin de yolumuzu açabilmeliyiz.

Kadın, Lbgti+ ve ekolojik kurtuluş hareketlerini de benzer biçimde işçi sınıfı öncülüğünde kapitalizme karşı mücadeleye çekebilmek için de teorimizi geliştirebilmeliyiz.

Teoriyi eylem kılavuzu görmek bunu gerektirir.

Proleter Enternasyonalizm

Ekim’in Bolşevikleri, işçi sınıfının enternasyonalist niteliğine uygun olarak, kendi burjuvazisini savaşta destekleyen sosyal-şovenizmle, küçük burjuvazinin savaşı devam ettirme milliyetçiliğiyle uzlaşmaz bir mücadeleyi geliştirdiler. Proleter enternasyonalizmini, güncel akıntıya kurban etmediler.

Ekim devrimi, uluslar hapishanesi olan Çarlık devrilirken, ulusların özgürlüğünü ilan etmeyen sosyal şovenlerin aksine, bu alanda da proleter enternasyonalizmini kararlılıkla uyguladı. Çarlığın ezdiği ve sömürgeleştirdiği ulusların özgürlüğünü hemen ilan etti.

Sorunun ileriye doğru çözümünün başlangıcı olarak ayrılma özgürlüğünün korunduğu sosyalist cumhuriyetlerin federatif birliğini önerdi ve pratiğe geçirdi.

Bu, aynı zamanda Bolşeviklerin teoriyi dogma değil eylem kılavuzu olarak geliştirebilmesinin de örneğiydi. Programlarındaki bölgesel özerklik çözümünü, devrimci pratiğin gerektirdiği doğrultuda ayrılma özgürlüğünün korunduğu federal birlik çözümüyle değiştirmekte tereddüt etmediler. 

Ulusal topluluklara hak eşitliği ilkesi gereğince bölgesel, yerel özerklikler ve ulusal dilinde eğitim özgürlüğü gibi çözümler üretilmesi de Ekim devriminin proleter enternasyonalizminin öreğiydi.

Ekim devriminin öncüleri, sosyal şovenizme batarak iflas eden, partileri kendi burjuvazilerinin eklentisi haline gelen 2. Enternasyonal yerine 3. Enternasyonal’de komünist parti ve örgütleri toplayarak proleter enternasyonalizmini uyguladılar.

2. Enternasyonal’in aksine 3. Enternasyonal komünist partilerin sıkı ve disiplinli birliğiydi. Tek bir dünya komünist partisinin disiplinini uygulamakla mensubu partilerin özerkliğini zayıflattı, bu elbette hataydı. 1943’te dağıtılması hatası  da zarar verdi. Savaş sonrası yalnızca Kominform olarak kurulması ve sonra kendiliğinden dağılması tabii ki yanlıştı. Tartıştığımız alt başlık açısından ise proleter enternasyonalizminin SBKP ve SB proleter devletinin çıkarı yönünde ihlaliydi.

Sonuçları ağır oldu. Kruşçevcilerin revizyonizme sapmasıyla enternasyonal komünist hareketin dünya çapında burjuva reformizmiyle tasfiyesine, stratejik bir yenilgi almasına yolu açtı.

Fakat elbette öncesinde antifaşist devrimler içinde komünist partilerin Doğu Avrupa’dan Uzak Doğu’ya iktidara gelmeleri, ama daha önemlisi sosyalizmi inşaya geçmeleri büyük ölçüde Ekim’in öncüsü SBKP’yle beraber öngörüp uyguladıkları gelişme oldu.

Ekim’in öncüsü bu alanda da proleter enternasyonalizmi ve somut koşullar zorunlu kıldığında tek ülkede sosyalizm inşası ama koşullar elverdiğinde çok ülkede sosyalizm inşası anlayışını pratiğe uygulayabildi. Yunanistan, Fransa ve İtalya’da burjuvazinin iktidarını yıkmayı zorlamayan hatasına rağmen.

Sosyalizm

Ekim Rusya işçi sınıfının kahramanca atılımı idiyse, Ekim’in dünya proletaryasına en büyük armağanı sosyalizm oldu.

Ekim’in öncüleri, en ağır ekonomik ve emperyalizmin kuşatmaya alan savaş koşullarını başarıyla arkada bırakır bırakmaz sosyalizmi inşaya tereddütsüz yöneldiler.

Toplumsal mülkiyeti gerçekleştirmeye geçtiler. Sosyalizmi inşa süreci aynı zamanda ekonomik bakımdan geri Rusya ve eski hegemonyası altındaki ülkelerde sanayileşmeyi de başarma göreviyle yükümlü oldu.

Ekim’in öncüleri başarılı da oldular. SB’ni toplumsal mülkiyet temeli üzerinde dünyanın gelişmiş ülkeleri seviyesine yükselttiler.

Faşist mihverin 2. emperyalist savaşta yok etme saldırısına karşı, SB aynı zamanda sosyalist sanayileşme başarısının sağladığı imkanlarla zafer kazanabildi.

SB’de revizyonizmin gelişmesi, sosyalizmden geriye dönüş sürecini de başlattı. ABD ve öncülüğündeki emperyalist devletlerle uzlaşma, devrimlerden vazgeçiş ve büyük devlet şovenizmiyle birlikte, sosyalizmden kapitalizme dönüş süreci ilerledi. 1990 dönemecinde yalnızca batılı kapitalist dünyayla tam bütünleşme değil, SB’nin dağılması, ekonomik çöküş, siyasal iflas birlikte yaşandı.

Emperyalist dünyanın büyük bir gerici dalgayı, savaşları, sosyal hakları tasfiyeyi dünyaya boca etmesinin başlangıç vuruşu oldu.

Bugün emperyalist küreselleşme maddi zemini üzerinde yeni devrimlerin olası zaferiyle başlanılacak sosyalist inşa denemeleri, elbette SB’deki ve diğer sosyalist ülkelerdeki deneyimlerden öğrenecek ama eleştirel değerlendirmelerle aşmayı hedefleyecekler.

Sovyetler Parti Kitle Örgütleri

Rusya işçi sınıfı, Sovyetler’i devrime kalkışan proletaryanın ayaklanma ve iktidar organları örgütlenmesi olarak yarattı. Bunda Ekim’in öncülerinin Paris Komününden öğrendikleriyle işçileri donatmasının rolü elbette büyüktü. Ama aynı zamanda devrimci ayağa kalkıştıklarında işçi, asker, köylü kitlelerinin ileriye doğru yaratıcılıklarının da örneğiydi.

Ekim’in öncüleri Sovyetler örgütlenmesini proleter iktidarın ilk yıllarında, her yıl seçimi yapılan, merkezi ve yerel Sovyetler’in işlediği tarzda aktif çalıştırdılar. Ancak daha sonra giderek daha uzayan arayla olmak üzere sonuçta 5 yılda bir seçimi yapılan organlara dönüştürdüler. Bu aynı zamanda Sovyetler’in canlılığını giderek yitirmesi ve bürokratikleşmeleri demek oldu.

Benzeri cansızlaşma Merkezi Sovyet toplantılarının çok az yapılıyor hale gelmesinde, işlevini Merkezi Sovyet yürütmesine bırakmasında da yaşandı.

Böylece Sovyetler, kitlelerin sürekli yeni kesimlerinin yönetmeyi öğrenecekleri ve kendilerini tamamen özdeşleştirdileri örgütlenme olmaktan çıktı. İşçi kitlelerinin geniş kesimlerine yabancılaşan, 5 yılda bir merkezi ve yerel seçimlere katıldıkları bürokratik aygıta dönüştü.

Parti-Sovyet ilişkisi açısından da, Sovyetler adeta Parti MK’sının kararlarını onaylayan araca dönüştüler. Oysa Sovyetler’in canlılığı ve kitleleri yönetmeye seferber eden, yönetmeyi öğrendikleri, geri alma hakkı korunan canlı işlevli aygıtlar olarak geliştirilmeleri devam ettirilseydi, kitleler özdeşleştikleri bu organları korumak için de ayağa kalkardı.

SBKP, Ekim’in öncülüğünü, çok yönlü gelişmesiyle gerçekleştirebildi. Kaya gibi sağlam teorik bir temel inşa edebildi. Değişik dönemlerde değişik mücadele biçimlerini öne alarak taktiğe yol gösteren anlayışı başarıyla uygulayıp işçi sınıfının özellikle genç kuşaklarının en iyi ve devrimci ögelerini saflarında toplayabildi. Tabii burjuvaziyle uzlaşmaz çizgisini hep koruyabildi.

Yenilgilerden geçse de başarılı olabilmesi bu sayede oldu. 1905’teki gibi yenilse de Ekim’e giden yolda deneyim olan silahlı işçi ayaklanmasından da, parlamentodan yararlanarak kitlelere seslenebilme çalışmasından da, kürsülerden atılma pahasına savaşa karşı ajitasyon çalışmalarından da, Şubat’tan 3 yıl önce genel grev yapabilen ama savaş koşullarında yönetici ve kadroları sürgün ve cezaevine atılan süreçlerden de geçerek, Şubat sonrası tekrar örgütlenmesini yükseltip Sovyetler içinde gelişerek Ekim devrimine öncülük eden parti olarak gelişebildi.

Bu çok yönlü çelikleşmesi ve birikimi sayesinde ve işçi sınıfıyla kaynaşmış öncü olma özelliği nedeniyle, Bolşevikler, Ekim devriminde yaptıkları gibi, sosyalist inşaya geçişte de, faşizmin yok etme savaşındaki kahramanlıkta da kararlı oldular.

Yeni tipte öncü parti olarak, iç sosyalist demokrasiyi, demokratik merkeziyetçiliği düzgünce işletebilen, kongreler ve konferansları düzenli yapabilen, iktidardayken de bu özelliklerinin kısa olmayan süre devam ettirebilirdi.

Ancak giderek bu özelliklerinden uzaklaştı.

Kongre ve konferanslarını uzun aralıklarla yapan, adeta Siyasi Büro’nun kararları aldığı, iç ideolojik mücadele ve teori üretiminde çoraklaşan, parti içi hiziplerle mücadelede ideolojik mücadele ve örgütsel önlem yerine cezalandırma ve şiddeti geçiren, ardından bu yöntemlerin partiye egemen olmasına yol açan bir örgüte dönüştü.

Bu gerileme, parti ve devlet kadrolarının (sivil ve silahlı) da, görece iyi ücret alan teknokrat ve vasıflı işçiler gibi ücret almalarıyla birleşince, parti de aristokrat halk kesimi gibi imtiyazların bilincine doğru ideolojik eğilim gösteren yönde geriledi. İşçi sınıfı ve komünizm davası ve amacına yabancılaştı. Revizyonist gelişme bir yanıyla buna dayandı ve partide egemen oldu, partiyi yozlaştırıp çürütebildi.

Kitle örgütlerindeki gelişme sosyalizm koşularında devam etti. Ancak sonra sendikalar, gençlik ve kadın örgütleri işlevlerinden uzaklaşmaya başladı. Kadın örgütü kapatıldı. Gençlik örgütü ve sendikalar, aydın örgütleri, kariyer yapmanın araçlarına dönüştüler.

Proletarya diktatörlüğünün yönetme modelinde Parti ile kitleler arasında volan kayışları rolünü oynayan Sovyetler, sendikalar ve kitle örgütleri rollerinden uzaklaştılar. Birbirlerini bürokratizme ve kitlelerden uzaklaşmaya doğru çektiler.

Böylece sönmeye başlayan devlet, devlet olmayan devlet hedefinden uzaklaşıldı.

Sovyetler ve parti-kitle örgütleri ilişkisinde, devrimci özellikleri alınarak yeni devrimler ve proleter iktidarlarda uygulanmalı. Ancak devrimci eleştirellikle aşılmalıdır.

İletişim tekniğinin çok geliştiği, toplantı yapmanın salt fiziksel yan yana gelmeyi çok çok aştığı günümüzde, işçi sınıfının ve iktidarının, öncü, kitlesel, iktidar organı ve diğer örgütlenmelerinin doğrudan demokrasiye yaklaşan işleyiş ve karar alma yöntemlerini geliştirmek hedeflenmeli.

Ordu sorununda ise, silah teknolojisinin çok geliştiği günümüz kapitalizminde, dünya çapında kapitalist devletler kuşatma altına alınıncaya değin, düzenli ordunun kaçınılmaz olduğu geçen sürecin tümü boyunca kanıtlandı.

Sonuç Yerine

Ekim devriminin 104. yılında, işçi sınıfı açısından da, ezilenler açısından da  kazanımlarını, yol açtığı devrimci ve tarihsel gelişmeleri kapsayıp, eleştirel tarzda aşarak, devrim ve komünizm mücadelesinde daha güçlü donanıma dönüştürebiliriz, dönüştürmeliyiz.

Kapitalizmin, adeta rakipsiz kaldığı geçen on yıllarda, işçi sınıfının kazanımlarını nasıl tasfiye ettiğini, mutlak artıkdeğeri artırmak, azami karı sürdürmek için emek gücünü nasıl yağmaladığı yaşandı.

Emperyalistlerin ve bölgesel burjuvazilerin, savaşçı canavarlığı nasıl geliştirdikleri yaşanarak deneyimlendi. Adeta kanlı sermaye birikiminin, azami kar ve kıyasıya talancı rekabetin, yeniden paylaşım savaşı için tırmanan kışkırtmaların, günümüz kapitalizminde onun kaçınılmaz yol arkadaşı olduğu somut kanıtlarla yaşanıyor.

Demokrasi değil faşist baskı tedbirlerini, yeniden faşizmi yaygınlaştırdıkları görülüyor.

Dünya tekelleri hakimiyetinde sermayenin kadını nasıl meta ve erkek hakimiyetinin daha çok kölesi yaptığına da tanık olunuyor.

Emekçi insanlığın yaşam alanı doğayı nasıl tahrip ederek, salgınlara yol açtığı da yaşanıyor.

Kültürel ve fikirsel bakımdan kapitalizmin çoraklaştırıcılığı, yeniden köhnemiş ideolojik biçimleri devreye soktuğuna da tanık olunuyor.

Emekçi insanlık, dünya tekelleri ve sermayenin, hakimiyetinin doruğundayken kendisine bir şey veremediğini yaşadı, bu durumdan kurtuluş yolu arıyor.

Bu yolu açmak, bugün safları genişlemiş ve genişlemeye devam eden ama mücadelesi zayıflamış işçi sınıfı hareketini büyütmek ve devrimci politik gelişme çizgisinde ilerletmek hedefiyle komünistlere ve işçi sınıfı hareketine düşüyor.

Komünistler, Ekim’in kazanım ve derslerini kuşanarak, işçi hareketiyle devrimci birliği ve kapitalizmden kurtuluş yolunu açmakla, bugünün yeni Ekim’lerini yaratmakla yükümlü.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.