62’nci yılında Küba Devrimi kutlu olsun

0
705

İnan Kaloğulları

Fidel Kastro Küba Devrimi’nin 1868 yılındaki ilk bağımsızlık savaşı ile başladığını belirtir. Kübalı liderler 1 Ocak 1959 yılında gerçekleşen devrimin köklerini köleliğe karşı verilen o mücadeleye dayandırıyorlar. Küba o yıllarda yarım milyon ile bir milyon arasında nüfusa sahip işgal edilmiş bir ülkedir. İnsanların yaklaşık üç yüz bini köle olarak çalıştırılırlar. O yıllarda işgalcilere karşı zorlu bir bağımsızlık savaşı verilir ve bu savaş yaklaşık on yıl sürer. Küba’nın şu anki bayrağı o yıllarda çeşitli güçlerin çekişmesi sonucu ortaya çıkar fakat bu bayrak devrim tarafından sahiplenilir ve dünyada saygıyla karşılanan bir bayrak haline getirilir. Fidel, “Bu bayrak yiğit halkımızın savaşlarının bayrağıdır” diye belirtir.

On yıllık bağımsızlık savaşının ardından Jose Marti, bu savaşa katılan insanları İspanyollara karşı bir araya getirmek için zorlu bir mücadele yürütür. Bir entelektüel olmasına rağmen yirmi beş yaşlarında bu mücadeleye gönül verenlerle birlikte bağımsızlık savaşı için silah ve para toplar; generalleri, savaşçıları ve köleleri bir araya getirerek onları kurduğu Küba Özgürlük Partisi’ne katmayı başarır. Jose Marti 42 yaşında savaşırken işgalciler tarafından öldürülür fakat düşünceleri ve kişiliği Küba tarihinde büyük izler bırakır.  

ABD’den 145 kilometre uzakta olan Küba, devrimden önce zenginler için eğlence ve kumar merkezi olarak biliniyordu. Küba halkı dünyanın diğer yoksul bölgeleri gibi büyük sefalet içindeydi. O yıllarda yapılacak olan seçimleri kaybedeceğini anlayan Batista, bu kez ABD desteğiyle bir darbe yaparak iktidara gelir. Diktatör Batista kendisine karşı koyan muhalifleri şiddetle bastırır ve darbe sonrası iktidarda kaldığı yıllar içinde 20 bin insanı öldürdüğü belirtilir. 

Mücadeleyi benimseyen insanlardan bu diktatörlüğe karşı bir çıkış yapması beklenir fakat bu yönde bir gelişme olmaz. Fidel Kastro, Moncada kışlasına baskın yapma kararını hiç kimsenin bir şey yapmayacağını anladıklarında aldıklarını belirtir. Ayrıca kendilerini devrim yapmak için değil diğer güçlere katılmak için hazırladıklarını ifade eder. Bu hazırlıklarını ise sportif faaliyet altında gizlilik içinde yürütürler. 

Direnişçiler diktatörlüğe karşı hazırlıklarını zaman içinde tamamlarlar ve 26 Temmuz 1953 yılında Moncada kışlasına baskın düzenlerler. Moncada baskını geri çekilme planı olmayan, intiharı andıran bir eylemdir. Yüz yirmi savaşçı ile toplamda bin beş yüz askerin bulunduğu kışlayı ele geçirmeyi düşünürler fakat bu eylem deneyim eksikliği ve şanssızlık nedeniyle başarısız olur. Direnişçilerin büyük kısmı orada ve yakalandıkları yerde öldürülürler. Yurtsever bir subayın yardımı sonucu sağ yakalanan Fidel ve bazı arkadaşları iki yılı bulan zorlu bir hapislik hayatının ardından kamuoyu baskısı ve iktidarın Fidel hakkında yanlış hesap yapması nedeniyle serbest bırakılırlar. Fidel Kastro’nun, “Beni mahkum edin sorun değil, tarih beni beraat ettirecektir” adlı savunması yenilgiyle sonuçlanan bu direnişi zaman içinde toparlar ve 26 Temmuz tarihinde gerçekleştirilen Moncada eylemi artık devrime öncülük edecek olan hareketin ismi haline gelir.

Batista, muhalefeti ezerek iktidarda kalmaya devam eder. Fidel ve arkadaşları diktatörlüğe karşı mücadeleyi başka bir aşamaya taşımaya karar verirler ve Meksika’dan Küba’ya çıkarma yapma hazırlıklarına başlarlar. Che’nin yolu Fidel ve arkadaşlarıyla Meksika’da kesişir. Adı Ernesto Guevara olan Che’ye “arkadaş” anlamına gelen ismi yoldaşları tarafından burada verilir. Che, Küba devrimi fikrinden ve Fidel’den etkilenir, güçlü yoldaşlık bağlarının temelleri bu şekilde atılmış olur.  

Direnişçiler Jose Marti’nin Küba kıyılarına yaptığı çıkarmaya benzer şekilde küçük bir tekne ile Küba’ya bir çıkarma yaparlar. Seksen iki kişi ile yaptıkları bu yolculuk Küba kıyılarında Batista askerlerinin saldırısıyla karşılaşır ve bu çatışmanın ardından sadece on iki kişi hayatta kalır. Yaşadıkları ağır yenilgiler savaşçıları yolundan vazgeçirmez. Yaklaşık yirmi beş aylık zorlu bir mücadelenin ardından 1 Ocak 1959 tarihinde Küba devrimi gerçekleşir.

Devrimden Sonra

Yıllara yayılan devrim süreci mücadele sürecinden daha zorlu geçer. Direnişçiler Batista’ya karşı mücadele ederken ABD’nin çok dikkatini çekip onu doğrudan karşılarına almak istemezler. Devrimi ezebileceğini düşünerek onu, bu savaşın güçlü aktörü haline getirmemeye özen gösterirler. Fidel Kastro bu konuda tiziz davranır. Mücadele, diktatörlüğe karşı yurtseverlik mücadelesi olarak öne çıkar ve halktan büyük destek alır.  

Devrimin ardından ABD Fidel Kastro’yu komünist düşüncelere sahip ve dikkatle izlenmesi gereken biri olarak değerlendirir. Devrimin asıl karakteri ise Küba’daki emperyalist işletmelerin kamulaştırılmasıyla ortaya çıkar. ABD sosyalizme açık devrim karşısında boş durmaz ve bir süre sonra Domuzlar Körfezi saldırısını gerçekleştirir. Bu saldırı Küba halkının zaferiyle sonuçlanır. Küba devrimi ve devrimin liderleri artık emperyalistlerin hedefi haline gelmiştir. Fidel, diktatör olarak ilan edilir ve ona karşı başarısız olacak yüzlerce suikast düzenlenir. Devrimin Latin Amerika üzerinde yarattığı güçlü etkiyi yok edebilmek için Che ve arkadaşları Bolivya’da ABD’nin eğittiği çeteler tarafından katledilirler. Efsanevi bir devrimci kişilik haline dönüştüğü için Che’nin zayıf düşmüş bedeni parçalanır ve mezarı yıllarca gizli tutulur.  

Küba devrimi başını ABD’nin çektiği güçler tarafından sürekli ağır bir ambargo ile “ıslah” edilmeye çalışıldı

Küba’da devrimden önce çok az insanın toprağı vardı. Kölelik kalkmıştı fakat toplumun geneline yayılmış olan büyük bir sefaletin yaşandığı belirtiliyor. Kırsal bölgeler sağlık ve eğitim olanaklarından büyük oranda yoksundu. Okumaz yazmazlığın toplumun geneline yayılan önemli bir sorun olduğu belirtiliyor. Kübalı direnişçiler kırsal bölgelerde verdikleri mücadele ile halkın eğitim ve sağlık sorununa da güçlü bir şekilde eğilmeye çalıştılar. Dağlarda zorlu mücadele direnişçilere çok şey öğretir. Halkın fikirlerinden ve gözlemlerinden yararlanmaya önem verirler. Onları dinlemeye ve anlamaya özen gösterirler. Halk ile direnişçiler arasında zamanla güçlü bir sevgi ve güven bağı gelişir. Kübalı ezilenler direnişçilere inanır ve mücadeleye giderek daha fazla sayıda insan katılmaya başlar. 

Kübalı devrimciler halka verdikleri sözlerin çoğunu devrimden sonra yerine getirmeye özen gösterdiler. Fidel’in söylediği, “Belirsizlikten bazı yararlar sağlayabilirdik; ama yalanlar, korkular, sahte yanılsamalar ve yalanlarla suç ortaklığı, hiçbir zaman devrimin silahları olmamıştır” sözü Küba’nın referans aldığı bu güçlü ahlaki özelliği yansıtır. 

Küba bugün dünyada artık saygıyla karşılanan ve örnek gösterilen ülke durumuna gelmeyi başardı. Uzun yıllar devam eden ambargolar ve tecrit edilme politikaları Küba devrimini boğmayı başaramadı. ABD’nin Nisan 2019 ve Mart 2020 arasında zorbaca uyguladığı ağırlaştırılmış ambargo ile Küba’ya 5.6 milyar dolar zarar verdiği belirtiliyor. Küba altmış iki yıllık devrim süreci boyunca büyük zorluklar yaşadı fakat çok büyük deneyimler de biriktirdi.   

Küba, devrimin başarıları sayesinden sağlık, eğitim ve insani gelişmişlik açısından bugün emperyalist ülkelerin birçoğunu geride bırakacak seviyeye gelebildi.

Kurdukları sağlık sitemi ile yoksulluk kaynaklı hastalıkları ortadan kaldırmayı başardılar. Küba’da yoksulluk nedeniyle yaşanan ölümlerin tamamen ortadan kalktığı belirtiliyor. Devrimin ilk çabası öncelikle eğitim ve sağlık hizmeti gitmeyen köylere hastaneler kurmak ve okuma yazma seferberliği başlatmak oldu. Yurtsever Kübalı hekimlerin büyük kısmı daha fazla para kazanmak uğruna emperyalistlerin beyin göçü tuzağına büyük oranda düşmediler. Ülkelerine hizmet etmeye gönüllü oldular ve binlerce sağlık emekçisi ile iki yüze yakın ülkeye sağlık ve hayat götürdüler. 

Küba, geliştirdikleri sağlık sitemi ile birçok ülkeye örnek oldu. Aile hekimliği sistemini başarılı şekilde kurdular. Halk ile aynı bölgede yaşayan doktorlar sayesinde hastaları bulundukları ortamlarda inceleyerek o ortamın risklerini görüp hastalık gelişmeden onu engellemeyi büyük oranda başarabildiler. Önleyici hekimlik sisteminin büyük oranda başarılı olduğu belirtiliyor. Dünya Sağlık Örgütü Küba’yı sağlık alanındaki bilimsel ve insani başarısı ile örnek gösterdi. Kaynaklara göre Küba’da yaklaşık 122 kişiye 1 doktor düşerken Amerika’da ortalama olarak 400 kişiye bir doktor düşüyor. 2019 yılında ABD, gelirinin yüzde 17’sini sağlığa ayırırken Küba 2018 yılında gelirinin yüzde 27’sini ayırıyordu. 

Küba ambargolarla ilaç dahi alamaz hale getirilmek istenmişti fakat bugün artık ilaç kaynaklarını dünya ile paylaşmaya hazır örnek bir ülke haline geldi. Koronavirüs sürecinde büyük güçler birbirine sırtını dönerken Küba gönüllü sağlıkçıları ile ihtiyacı olan ülkelerle dayanışma içinde olacaklarını ilan etti.

Küba, UNESCO’nun 2000-2015 yıllarını kapsayan eğitim hedeflerini Latin Amerika ve Karayip ülkeleri arasında yüzde 100 tutturan tek ülke oldu. 0-6 yaş arasında olan çocukların bakım ve eğitimi, ilkokul çağına gelen kız, engelli ve farklı etnik kökenden çocukların eğitime katılmaları, genç ve yetişkinlerin tamamının eğitime ve yeteneklerini geliştirme olanaklarına ulaşmaları, eğitimde fırsat ve cinsiyet eşitliği, yetişkinlerde okuma yazma bilmeyenlerin sayısının azaltılması, öğretmen yetiştirme ve eğitimin kalitesini arttırma gibi konularda Küba çok büyük başarı gösterdi. Kübalılar devrimin ilk yıllarından itibaren eğitimde Marksizm’i rehber olarak alıyorlar. Eğitimi metot olarak eğitim ve iş şeklinde birlikte yürütülmesi gereken bir süreç olarak görüyorlar.

Küba yayınladığı 10 Aralık İnsan Hakları Raporu’nda 10 ile 49 yaş arasında okuma yazma bilenlerin oranının yüzde 99.8 olduğunu açıkladı. Meclisin yüzde 53.22’sini kadınların oluşturduğu, Kübalı işçilerin yüzde 90’ının sendikalı olduğu ve 17 yaş altı çocuk işçilerin ise Küba’da hiç bulunmadığı açıklandı.

Küba devrimi gücünü nereden alıyor? 

Küba Devrimi en çok insan ilişkilerine yoğunlaştı, gücünü ve saygınlığını geliştirmeye çalıştığı “yeni insan” ilişkilerinden aldı. Odak Dergisi ile Eğitim Ve Dayanışma Hareketi, Che’nin “meta-insan” ve “yeni-insan” kavramını birer toplumsal ilişki biçimleri olarak yorumlayarak onları “meta-insan ilişkileri” ve “yeni-insan ilişkileri” şeklinde geliştirip bu görüşe katkı sunmaya çalıştı. İnsan ilişkilerine yoğunlaşmanın ve yeni insan ilişkileri geliştirerek devrimcileşmenin çok önemli olduğunu savunuyor.  

Che ve Raul Kastro 26 Temmuz hareketinin ilk yıllarında Marksist fikirlerle en çok öne çıkan liderler oldular. Birçok direnişçi Marksist fikirlerle mücadeleye dahil oldular. Fidel de Marksist düşüncelerle üniversite yıllarında Komünist Manifesto ile tanıştığını belirtir. Kastro, “Biz Marksizm’i okumasaydık… Marti, Marks ve Lenin’den esinlenmeseydik Küba’da bir devrim fikrini bile tasarlamayı başaramazdık” diye belirtir. 

Küba anayasasında sosyalizmden geri dönülmeyeceği belirtilir. Tüm bu özelliklerin yanında Küba’da çok güçlü bir yurtsever birikim de yer alıyor. Yurtseverlik topluma  güçlü bir duygu olarak aşılanmaya çalışılıyor. Devrimin köleliğe karşı verilen mücadele ile başladığının belirtilmesi bu birikime verilen önemi ifade ediyor. Che’nin, Fidel’in ve devrimin diğer liderlerinin sıklıkla söylediği “ya özgür vatan ya ölüm” sözü yine yurtseverliğin önemini belirtir.  

Gerçek yurtseverlik duyguları bireyciliğin aşılması açısından Küba’da önemli görülüyor. Küba, gücünü asıl olarak yıllar içinde geliştirmeye çalıştığı “yeni-insan” kavramından aldı. Bu konuya Che büyük ilgi gösterdi. Yabancılaşmayı aşmak amacıyla tanımladığı “meta-insan” kavramının karşısına “yeni-insan” kavramını koydu ve burjuva bireyciliğinin aşılması için insan ilişkilerine güçlü şekilde etki edecek alternatif toplumsal ilişkiler geliştirmeyi önemli gördü. “Yeni insan” düşüncesi Küba halkının yaşamında yıllar içinde belirli ölçüde gelişebildi. Bu dönüşüm Küba devriminin ayakta kalmasını sağlayan en büyük güç oldu.   

Bu devrim dünyadaki devrimci hareketleri nasıl etkiledi? Dünyada edindiği saygınlığı nasıl kazandı? Devrimci fikirlere en çok hangi yönden katkı sağladı? Zorluklara rağmen nasıl ayakta kaldı? Bu soruların çoğu “yeni-insan” ilişkilerine işaret ediyor. Küba devrimi insan ilişkilerinde güçlü bir dönüşüm yaratamamış olsaydı büyük ihtimalle ayakta kalamayacaktı.  

Devrimci liderler sosyalizmi sadece yoksulluğu ve eşitsizliği ortadan kaldıracak bir üretim süreci olarak görmediler. Eleştirel bilincin, ahlaki sorumluluğun ve yeni insan ilişkilerinin birlikte gelişmesi gerektiğini savundular. 

Liderleri burjuva bireyciliğini aşan insan ahlakına çok önem verdiler. Che eğitimin en önemli yanının bireyciliğin aşılması olduğu belirtir. Halka karşı ahlaki tutarlılık içerisinde olmaya çok özen gösterdiler. Jose Marti’nin, “Söylemenin en iyi yolu yapmaktır” sözü Küba’da önemli bir ahlaki tutarlık olarak görülüyor.  

Küba devrimi halkı kuşatıp ele geçirmeye çalışmadı. Tersine halkı mücadele saflarına katmak için olabildiğince doğru yöntemler kullanıldı. Sahte sevgi, sahte alçak gönüllük ve insanların devrimci yanına zayıf bir inanç halkta güçlü bir güven bağı geliştiremezdi. Fidel Kastro belirsizliklerden yarar sağlamadık, yalanlar devrimin silahı olmadı, derken bu noktaya işaret etmişti. Halkı manipülasyon, slogancılık ve onları nesne olarak gören yöntemlerle etki altına almaya çalışmaktan uzak durdular. Liderler manipülasyonu, propagandacı tarzı ve slogancılığı eleştirel bilincin gelişmesini engelleyen “uyuşturma” araçları olarak değerlendirdiler. Halkla kurdukları ilişkilerde bu yöntemleri kullanmayı çoğunlukla reddettiler. Che, “Halka büyük bir alçakgönüllülükle gitmeliyiz, onların bilgelik kaynağından feyz almalıyız” derken halka yaklaşım konusundaki çok önemli bir yöntemin gerekliliğine işaret eder. 

Küba da, Sovyetler Birliği’nde olduğu gibi halkı özendirmek amacıyla maddi motivasyon araçlarının kullanılması reddedildi. Bu şartlandırmanın insanlarda aldatıcı bir umut geliştireceğini düşündüler. Che yeni insan kavramından bahsederken bu yöntemin tehlikesine işaret eder ve, “Başlı başına ekonomik komünizm beni ilgilendirmiyor” diye belirtir. Sovyetlerde geliştirilen insan modelinin yeni insan ilişkilerini geliştirmeyeceğini çoğu defa yinelediler. Che sanayi Bakanlığı yaptığı dönemde Sovyetler Birliği ziyaretinde örnek gösterilen bu modeli incelerken, Sovyetler Birliği’nin bir süre sonra duvara çarpabileceğini belirtmişti. Zaman ne yazık ki Che’yi haklı çıkardı ve Sovyetler Birliği 1991 yılında kapitalizme açılacağını ilan ettiğinde Sovyet Komünist Partisi’nin milyonlarca üyesi olmasına rağmen birkaç subay dışında sistemin yıkılışına etkili şekilde karşı koyan olmadı.  

Küba bu model yerine eleştirel bilincin gelişmesine, enternasyonalizme, eğitime, devrimci ahlaka, yurtseverliğe, örnek kişiliklerin gelişmesine ve yeni insan ilişkilerinin toplumda filizlenmesine öncelik verdi. “Meta-insan” ilişkilerini geliştirmeyi değil, onu aşan “yeni-insan” ilişkilerini açığa çıkarmayı çok önemli gördüler.

Küba devriminin nereye gideceğini kestirebilmek zor fakat 62 yıl boyunca ayakta kalmasının arkasında güçlü bir devrimci birikim ve yıllar içinde geliştirilen “yeni-insan” ilişkilerin güçlü izleri bulunuyor.  

Büyük bir örneğe dönüşen ve başka bir dünyanın gerekli olduğunu düşünen insanlara ilham veren Küba Devrimi’nin 62’nci yılı kutlu olsun.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.