Biden’ın ilk 100 günü (*)

0
138

Ergin Yıldızoğlu

Geçen hafta Biden yönetiminin “100. günü!” tamamlandı. Biden ilk kez Senato ve meclisin ortak toplantısında konuştu; yaptıklarını, bundan sonra yapmayı planladıklarının arkasındaki mantığı açıkladı. Böylece “Neo-liberalizm geride mi kalıyor”, “Gündemde yeni bir ekonomik model mi var” soruları etrafında tartışmalar yoğunlaştı.

Yalnızca ‘ekonomi’ yetmiyor

Biden’ın 6 trilyon dolara ulaşması beklenen ekonomik önlemler paketi üç alt başlıkla özetlenebilir: 

1) Covid-19 ile mücadele. 

2) “İklim krizini” de kapsayan, ekonomiyi canlandırmaya, istihdam yaratmaya yönelik altyapı yatırımları. 

3) Ülke ekonomisinde ve dış ticarette işçi sınıfın ve orta sınıfının ekonomik refah düzeyini artırmaya yönelik önlemlere paralel, tedarik zincirlerinin ülkeye geri dönmesine, yeni teknolojilerin geliştirilmesine yönelik devlet desteği – sanayi politikası. 

Bu ekonomik önlemler paketi, ırkçılığa karşı mücadele, LGBTİ+ haklarının korunması ve “en zengin yüzde 1’in de toplumsal dayanışma çabasına katılması gerekir” gibi kültürel alana ilişkin savlarla, ana akım medyadaki yorumlarla destekleniyor. Tüm bunlara bakarak karşımızda neo-liberalizmden farklı bir model var diyebilir miyiz? 

Neo-liberalizm, salt bir özelleştirme, serbestleştirme, refah devletini (sosyal yardımları) çözerek kaynakları sermayeye aktarma paketi değildi. Neo-liberalizm, devletle, ekonomi ve toplum, siyasi iktidarla piyasa arasında özgün bir ilişki ve bu ilişkiyi kabullenecek hatta benimseyecek öznellikler (kültür) boyutuyla birlikte şekillenen bir kriz yönetim biçimiydi. Şekillenmesi de 1970’lerin ortasında başladı.

Bu neo-liberalizm, “New York eyalet krizinde” olgunlaşan IMF koşullarıyla şekillenmeye başladı, ABD’de hava trafik kontrolörleri grevinin, İngiltere’de madenciler grevinin yenilmesiyle ilerledi, borç krizinin basıncı ile çevre ekonomilerinin yeniden yapılandırılmasıyla pekişti. Yeni öznellikler, müziğiyle, TV dizileriyle, filmleriyle, gazete başlıklarıyla, postmodern savlarla, 1980’ler boyunca yaratıldı ve 1989’da SSCB’nin çöküşü, süreci tamamladı. 

Neo-liberal modelin yönetim biçimi içinde devlet küçülmedi, işlevi değişti. Morgan Stanley baş global ekonomisti Ruchir Sharma’nın Financial Times’da örneklediği gibi, denetleme-düzenleme, sermayeyi destekleme etkinlikleriyle devlet büyümeye, kamu borçları artmaya, bütçeler açık vermeye devam etti. Clinton dönemi Çalışma Bakanı Prof. Robert Reich’in deyişiyle, “Bu zenginler için sosyalizm oldu, işçiler için ise vahşi kapitalizm”. 

Bir olası “yeni modelin” de kimi ekonomik önlemlerden öte devlet-iktidar-toplum ilişkilerinde, yeni öznelliklerde kalıcı değişimler getirmesi gerekiyor.

Bir ‘yeni model’ kolay değil

Biden uygulamaları ekonomide olumlu sonuçlar veriyor. Borsa, özellikle teknoloji şirketlerinin hisseleri yükselmeye devam ediyor. Ekonomik büyüme hızlandı. İşsizlik geriliyor, ücretler de artmaya başladı. Kamu harcamalarını dengelemek için vergilerde, mali sermayeyi ve şirketleri hedef alan artışlar toplumda olumlu karşılanıyor. Büyük sermayenin, yakın zamana kadar neo-liberalizmin sözcülüğünü yapan, ekonomi basınında Biden’ın ilk “100 gün” uygulamaları, devlet yönetim tarzı, kültürel refleksleri olumlu karşılanıyor. Belki de bu nedenle sermaye sınıfının zirvesindekilerde (plütokrasi) henüz pek bir yakınma, direniş yok. Financial Times’da cuma günü Chris Giles, “Sol, tartışmayı kazanıyor” başlıklı yorumunda, Reagan – Thatcher ikilisine atıfla “Eskiden radikal düşünceler sağdan gelirdi, şimdi soldan geliyor” diyordu.

Evet, bir hava değişikliği var. Yalnızca ekonomik model değil, kültürel ortam da artık verimliliğini kaybetmiş olan, neo-liberal modelden uzaklaşıyor. Ancak Biden’ın Kongre çoğunluğu çok kırılgan. İkincisi, gelecek yıl ara seçimler var. Cumhuriyetçiler, ara seçimlere, ekonomik konuları bir kenara koyarak ırkçılığı, yabancı düşmanlığını, “sosyalizm korkusunu” körükleyen bir kültür savaşı ortamında ve seçimleri çalmaya yönelik önlemlerle gitmeye hazırlanıyor.

Biden, bu seçimlerde Senato’nun kontrolünü kaybederse programını uygulayamaz, ekonomi de toparlanmadan yavaşlama evresine geçmeye, enflasyon artmaya başlarsa yeni “modelin” gelişmesi tıkanabilir, hatta biçimi değişmeye başlayabilir.

(*) Bu yazı 6 Mayıs 2021 tarihli Cumhuriyet Gazetesi’nden alınmıştır.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.