Büyük Ermeni Kırımı ortak acımız

0
684

Hamza Yalçın

Türkiye’de görünüşte bir ama gerçekte iki karşıt Türk kimliği oluştu. Biri Nazım Hikmetlerin, Mihri Bellilerin ve Deniz Gezmişlerin devrimci mücadele içinde yarattıkları, ezilenlerden yana anti-emperyalist ve enternasyonalist Türk kimliğidir. Diğeri ise hakim sınıfların kendi çıkarlarına uygun yarattıkları ve halka empoze ettikleri Ermeni, Rum ve Kürt düşmanı  şovenist bir kimliktir. 

Lise yıllarımdan “Ermeni mezalimi” edebiyatını hatırlıyorum. Şovenist anlamdaki Türk kimliği, Ermenileri ve Rumları düşman belleyerek oluşturulur. Türkiye’de oluşturulan Müslüman kimliği de büyük ölçüde Hristiyan halklara, Alevilere ve dine inanmayanlara karşı nefret ve düşmanlık boyutu taşımaktadır.  Türk-Ermeni kardeşliğinin sembollerinden Hrant Dink’in cenazesinde “Hepimiz Ermeniyiz Hepimiz Hrant’ız!” sloganı şovenistleri bu yüzden çok kızdırmıştı. (*)

“Bir Türk nasıl Ermeniyiz der?” Şovenistler, kendisini Ermeni kardeşiyle özdeşleştiren bir Türklüğü kabul edemezler ve anlayamazlar. Onlara göre bir insan ya Türk, ya Kürt ya Ermeni vb. olur. Bu kimliklerin biri diğerlerine karşıttır. İnsan aynı anda birden fazla ulusal kimliğe sahip olamaz. Erdoğan’ın bir konuşmasında “Ermeni”  ifadesini kullanmadan önce “Afedersiniz” demesi işte toplumdan aldığı Ermeni düşmanı eğitimin ürünüdür. 

Ermenilerin geçtiğimiz yüzyılın başlarında uğradıkları büyük katliamın anılarıyla yaşıyor olduklarını görüyoruz. Ermeni milliyetçileri de Türk karşıtlığını esas almayan Ermeni kimliğini kabul etmemektedirler. Türk dostu olduğu için Ermeni milliyetçileri tarafından yadırganan Hrant Dink Ermeni halkının, yaşadığı kırım nedeniyle, ruhsal yapısının bozulduğunu ifade ediyordu.

Ermenilerle Türkler yüzyıllarca birlikte yaşamış oldukları için çok önemli yakınlıklara sahiptirler. Yüz ifadeleri, hareketleri, halk oyunları, müzikleri, düşünme ve davranma şekilleri birbirini çok andırır. İsviçre’de bir Ermeni milliyetçisiyle tanıştım ve dost olduk. Akıcı Türkçe konuşuyordu. Türkiye’de doğmuş olduğunu sanıyordum. Sorunca öğrendim ki öyle değilmiş. Türkçeyi İsviçre’deki Türklerle konuşarak öğrenmiş. Kendisi çok iyi Fransızca ve İngilizce biliyor ama bizim Türklerin çoğu pek Fransızca bilmiyormuş. Kalpler yakın olunca dil kolay öğreniliyor. Karşılaştığım Ermenilerde, Türklere karşı çok derin sevgi ama aynı zamanda bir o kadar da kırgınlık gördüm. Hrant Dink yukarıda belirttiğim gibi bu ruh haline sık sık değinmekteydi. 

12 Eylül yıllarında bir arkadaş acılı bir şekilde gülerek anlatıyordu. Karadeniz bölgesindeki bir kasabada Türklerin uğradığı zulmü ve katliamları anlatsınlar diye iki yaşlı adamı televizyon kameralarının karşısına getirmişler. Adamlar birbiriyle yarışırcasına kaç Ermeni öldürdüklerini anlatmaya başlayınca televizyoncular tası-tarağı toplayıp gitmişler. 

Yirminci yüzyıl başlarında bir Ermeni katliamı oldu. Öldürülen insan sayısı en azından yüz binleri buldu. Ermeniler yurtlarından sürüldüler. Türk burjuvazisi ve Kürt feodalleri bu katliamın sorumlusudurlar. İki taraf da Ermeni burjuvazisini tasfiye etmek istiyordu. Ermeni burjuvazisi Osmanlı’da ticarete hakimdi. (Anti-semitist damgası yememek için bu konuda daha fazlasını söylemeyelim). Türk ve Kürt halkları da kendi egemenlerinin peşinden giderek katliamı gerçekleştirdiler. Türk ve Kürt halklarının bu bakımdan elleri kardeş kanına bulaşmış bulunuyor. Benimsedikleri Türklükleri de Kürtlükleri de Müslümanlıkları da bu cinayetin derin izlerini taşıyor

Ermenileri, Rumları ve azınlıkları savunuyor iddiasındaki bir çok yazar her nedense değinmez ama Ermeniler ve Rumlar da kendi burjuvalarının peşinden gittiler. Ayrıca Çarlık Rusyası, İngiliz ve Fransız emperyalistlerinin planlarına alet oldular. Onların elleri de kardeş kanına bulaştı. 

Osmanlı İmparatorluğu’nu parçalamak isteyen Rus, İngiliz ve Fransız emperyalistleri Osmanlı Devleti’ndeki ulusal ve dinsel sorunları her fırsatta istismar ettiler. Hristiyan halklar ulusal taleplerini gerçekleştirmek için onları kurtarıcı gördü ve bunun çok acısını çektiler.  Ermeni ve Rum burjuvazisi emperyalistlerin planlarını ulusal devletler kurma fırsatına dönüştürmek istediler. Çarlık askerleri Trabzon, Erzurum ve Van’ı işgal ettiklerinde Rumlar ve Ermeniler işgalcileri sevinçle karşıladılar. Anti-emperyalist ortak bir kurtuluş hareketi geliştirilmediği için süreç, halkların birbirini boğazlamasına sebep oldu. 

Ermeniler bu süreçte daha Kurtuluş Savaşı başlamadan katledildi ve topraklarından sürüldüler. Emperyalistler tarafından kullanılan Karadeniz Rumları ise Kurtuluş Savaşı döneminde katledildiler.  O dönemde Anadolu’da bulunan ve Kemalistleri hararetle destekleyen Sovyet Büyükelçisi Aralot Bir Sovyet Diplomatının Türkiye Hatıraları adlı kitabında (sayfa 56, 57, 72, 73) ünlü Sovyet komutanı Frunze’nin kendisine Rumlar’ın uğradığı saldırı ve cinayetleri anlattığını yazar.

Tarihimizdeki Ermeni ve Rum katliamını dile getirenlerin bir kısmı bunlara dayanarak Kurtuluş Savaşı’nı bir kötülükten ibaret gösteriyorlar. Kurtuluş Savaşı’na burjuvazi ve feodaller tarafından öncülük edildiği için katliamlar yaşandı. Bu katliamlar Kurtuluş Savaşı’nın anti-emperyalist ve ilerici niteliğini zayıflatır ama ortadan kaldırmaz. Emperyalist işgalcilere karşı mücadele sosyalist önderlik tarafından yürütülebilseydi halklar arasındaki milli çatışmalar en aza inerdi.  

Sorunu en çok zorlaştıran, tarafların sorunu birbirleriyle çözmeye yanaşmayıp emperyalist güçleri hakem kabul etmeleridir.  Ermeniler Türkler tarafından nasıl katledildiklerini anlatarak Batılı devletleri kendi yanlarına çekmeye çalışırken Türkler aynı Batılı devletleri kendi görüşlerine ikna etmeye çalışıyorlar. Sorunu birbiriyle değil de emperyalist ülkeler vasıtasıyla çözmeye çalışmak halklar arasındaki düşmanlıkları devam ettirmektir

Ermeni Soykırımını tanımaya karar veren esas hakem görünümündeki ABD emperyalizminin kendisi dünya halklarına karşı en büyük suçları işlemekte olan bir güçtür. Son olarak Irak ve Suriye’de akıtılan kanın baş sorumlusudur. Ezilen halkların katledilmesine karşı çıkıyor görünen ABD, İngiltere ve Fransa emperyalistleri ezilen halklara karşı en büyük suçları işlediler. Çok özgürlükçü geçinen İsveç bile onlarla aynı safta oldu. Hatta İsveç kendi devlet sınırları içindeki Samilere karşı bile insanlık suçu işledi. 

Soykırım terimi emperyalist siyasi iktidarlar tarafından belirlenirse onlar bunu halkları bölmek, parçalamak, birbirine düşman etmek ve ülkeleri kendilerine bağlamak için bir silah olarak kullanmak isterler. Kaldı ki hangi devleti, özellikle hangi burjuva devleti incelerseniz tarihinde inanılmaz suçlar görürsünüz. Bugün emperyalistler kendi belirledikleri soykırım terimini zorla empoze ediyorlar. Böylece soykırım kavramının gericiliğin baskı ve egemenlik aracına dönüşmekte olduğu görülmelidir. Onlar yarın soykırım kavramını kullanarak sosyalizmin ve devrimlerin savunulmasını da yasaklamak isteyeceklerdir. 

Ermenilerin acısı hepimizin acısıdır. Sorunun çözümü halkların özgürce bir araya gelerek yüzleşmelerinin koşullarını sağlamaktan geçiyor. AKP iktidarı ve muhalefetteki burjuva partileri bu konuda şoven milliyetçi yaklaşım içindeler. Türkiye, Yunanistan, Ermenistan  devletlerine bağımlı entellektüellerin bu konularda yazıp çizdikleri hakkında çok mesafeli olunmalıdır. Avrupa’da ve Amerika’da da sözde Ermeni dostu gerçekte ise sisteme entegre çok sayıda yazarın olduğunu da hatırlatalım. 

Diğer yandan çocuklarımızı ulusal eziklikten kurtarmak için gerçekleri inkar edemeyiz. Çocuklarımıza bu lekeyi miras bırakanlar utansınlar. Görevimiz çocuklarımızı bu tarihsel acının sorumluluğuna ortak etmek değil onların bu konuda özgürlükçü ve adaletli düşünmelerine yardımcı olmaktır. 

Sorun ezilen insanlığın kurtuluş yolunda ulusal düşmanlıklardan arınarak emperyalizme karşı ortak mücadele verebilmesidir. Bunun için etnik ve ulusal kimlikler halkları birbirinden uzaklaştırmayıp  birbirine yaklaştıracak şekilde yeniden inşa edilmelidir. Türklük, Kürtlük, Ermenilik, Araplık vb birbirini dışlamayıp birbirini sevgiyle ve saygıyla çağrıştırmalı ve tamamlamalıdırlar. Nazım Hikmetlerin, Mihri Bellilerin ve Deniz Gezmişlerin enternasyonalist ve anti emperyalist yurtseverliği örnektir. “Bütün halklar kardeştir” sloganı bu anlayışın bir ifadesidir.

Bizler Türk, Kürt, Ermeni, Rum, Süryani, Arap vb. kardeş halklarız. Birbirini yabancı ve düşman gören bizden değildir. Kendi ulusal, etnik, yerel kimliğini komşularını ötekileştirmek için kullananlar bizden değildir. Zincirlerimizden kurtularak yeni bir dünya kurabilmemiz için tarihe korkusuzca bakabilmeli ve ondan ders çıkarmalıyız.

(*) Hatırlanacağı gibi Hrant Dink 17 Ocak 2007  tarihinde faşistler tarafından öldürülmüştü. Hrant’ın öldürülmesi askerin-polisin bilgisi dahilinde ve adeta gözetiminde yapılmıştı.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.