Çocuk Hakları Günü’nde yaşayamayan çocuklar

0
249

Seda Şanlıer

Bir çocuğun rüyasında bazen
Bulunur kaybolmuş bir bilya
Kiraz ağaçları sallanır
Güvercinler uçuşur havada”
Ataol Behramoğlu

Yazıya geçtiğimiz gün yaşamını yitiren 13 yaşındaki Ula Kerem ile başlamak istiyorum. Ailesiyle Suriye’den göç etmek zorunda kalan Ula, diğer yoksul çocuklar gibi çalışmak zorundaydı. Yaşadığı Mersin’de bir narenciye paketleme fabrikasında çalışmaya başladı, üstelik hiçbir güvencesi olmadan… Ula yine bir gün çalışmak için fabrikaya gitti, nereden bilsin ki eşarbı paketleme makinesine takılacak ve incecik boynu kırılarak can verecekti. Ula’yı kurtarmaya çalışan arkadaşı Şehed El İbrahim ise aynı makineye kolunu kaptırdı. Yaşanan bu olayda hem Ula feci şekilde can verdi hem de İbrahim kolunu kaybetti.

Ula’ya üzülürken başka bir haber daha okuduk. 12 yaşındaki Muhammed Onan, okuldan sonra çobanlık yapıyordu. 16 Kasım’da hayvanları otlatmaya gittiği sırada kayalıklardan düşerek yaşamını yitirdi. Kendisiyle beraber çobanlık yapan kuzeninin köylülere haber vermesiyle Muhammed hastaneye kaldırıldı ancak kurtulamadı. Ula’yı kaybettiğimiz gibi Muhammed’i de kaybettik.

Son on ayda 53 çocuk yaşamını yitirdi!

Yoksulluk arttıkça okullarda, oyun alanlarında olması gereken çocuklar fabrikalarda, sokaklarda, tarlalarda çalışmak zorunda kalıyorlar. İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi’nin (İSİG) verilerine göre 2013-2020 yılları arasında tam tamına 513 çocuk çalışırken yaşamını kaybetti. 2021’in ilk on ayında ise 53 çocuğun çalışırken öldüğü tespit edildi. Patronların bitmek bilmeyen kar hırsı binlerce çocuğun hayatına mal olurken, yapılan bazı araştırmalara göre çocukların çalışma yaşının sekiz yaşına kadar düştüğü görülüyor. Bir de üstüne AKP’nin savaş politikaları eklenince, yokluk içinde yaşayan binlerce göçmen çocuk, kötü koşullarda üstelik çok ucuza sömürülüyor. Öyle ki bugün beş işçiden birini çocuklar oluşturuyor. Oysa bugün hakları olduğunu söylediğimiz ve 32’nci yıldönümü kutladığımız Çocuk Hakları Bildirgesi’nin üçüncü maddesi, çocuklar için gerekli olan bakım ve korumanın devletler tarafından garantiye alınması gerektiğini belirtir. Türkiye’nin de içinde bulunduğu 142 ülke bu bildirgeye uyacaklarını taahhüt etseler de, geldiğimiz noktada ortaya çıkan sonuç iç karartıcı. Neden mi? Gelin birlikte bakalım…

ILO ve UNICEF 2021 Haziran verilerine göre dünyada çocuk işçiliği 8,4 milyon daha artarak 160 milyona ulaştı.

TÜİK’in verilerine göre Türkiye’de çalışan çocuk sayısı 720 bin oldu. Bu verilere mülteci çocuklar ve stajyerlik yapan çocuklar eklenince 2 milyona ulaştığı belirtiliyor.

Kapitalist ülkelerin en çok üretim yaptığı Asya ve Pasifik ülkelerinde çalışan çocuk sayısının 78 milyon olduğu belirtiliyor.

Çocuklar ölüyor, patronlar ödüllendiriliyor

Rakamlar ortadayken sömürü ve ihmaller yüzünden çocuklar ölürken patronlar ise adeta ödüllendiriliyor. 2012 yılında 13 yaşındaki Ahmet Yıldız, pres makinesine sıkışarak yaşamını kaybetmişti. Patron Ali Koç, taksirle adam öldürme suçundan yargılandı ve beş yıl hapis cezasına çarptırıldı. Ceza çeşitli gerekçelerle 4 yıl 2 aya indirildi. O kadar “gerekçe” bulundu ki hapis cezası para cezasına çevrildi. 13 yaşındaki Ahmet’in ölümünün “bedeli”, mahkeme tarafından 30 bin lira olarak belirlendi. Patron kolay ödesin diye (!) de ceza 24 aylık taksitlere bölündü.

Ahmet gibi örnekler ne yazık ki çok. 16 yaşındaki Burak Oğraş, Fettah Tamince’nin sahip olduğu Antalya Rixos Hotel’de staj yaparken otelin havuzunda yaşamını yitirmiş halde bulunmuştu. Bu arada Fettah Tamince ismi size tanıdık gelmiş olabilir. AKP-Gülen ortaklığı zamanında Gülen cemaatiyle iyi ilişkileri olduğu iddia edilen, Zaman Gazetesi’nin eski ortaklarından olan ama ne hikmetse iktidarın FETÖ davalarına katmadığı isimlerden biri. Ayrıca AKP iktidarı Tamince’ye karşı oldukça da cömert. 2020 yılında Sanayi ve Teknoloji Bakanlığı tarafından Tamince’nin şirketine 146 milyon lira tutarında teşvikte bulunulmuş.

Fettah Tamince’nin adını Panama Belgeleri’nden de hatırlıyoruz. Panama Belgeleri, Türkiye’den ve dünyadan birçok ismin para akladığını ve vergi kaçırdığını ortaya çıkarmıştı. Fettah Tamince haberlerde “Panama’nın Gözdesi” olarak verilmişti. Tamince’nin geçmişini bir yana bırakarak Burak’tan devam edelim.

Burak’ın babası Murat Oğraş takipsizlik kararı verilen dava için yıllarca mücadele etti, oğlunun kazada ölmediğini ve öldürüldüğünü haykırdı. Bunu otopsi raporu da doğrulamıştı. Antalya Cumhuriyet Başsavcılığı’nın görevlendirdiği Ulusal Kriminal Büro, Burak’ın önce dövüldüğünü sonra da çatıdan atıldığını savundu. Baba Oğraş’ın dokuz yıllık mücadelesi geç de olsa sonuç verdi. Dokuz yıl sonra takipsizlik verilen dava yeniden açıldı. Otelinde 16 yaşındaki çocuğun ölü bulunmasından çok “kurumunu” düşünen Tahmince, “Davada istediğini alamayınca olayı bana ve kuruma bağlamak çok yanlış. Babanın acısını anlıyorum ama acıyı yenmek başkasına iftira atmaksa onu bilemem” ifadelerini kullanmıştı.

Masalın sonunda çocuklar mutlu yaşamıyor…

Gönül isterdi ki, “Bir varmış bir yokmuş…” diye başlayan masalın sonunu çocuklar mutlu yaşadı diye bağlayabilseydik. Çocuklarımız kapitalist sistemde mutlu yaşamıyor tam tersi mutsuz ölüyorlar. Çocukların emeği patronlar tarafından en ağır şekilde sömürülürken, bir de buralarda istismara ve şiddete maruz kalıyorlar. Oysa Türkiye’nin de imzacısı olduğu Çocuk Hakları Evrensel Bildirgesi’nde yer aldığı gibi çocuğun yaşama, beslenme, korunma ve eğitim hakları garantiye alınmalıdır. Çocuklara güneşli ve güzel günler bırakmak istiyorsak, çocuk işçiliğine karşı mücadele etmeli ve bu mücadeleyi her alana yaymalıyız. Masalın kötü biten sonunu, bugünden başlayarak mutlu sona çevirebiliriz.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.