Devrimci Kahramanların Anısına (*)

1
543

Hamza Yalçın

28 Ocak’ı 29’una bağlayan gece Mustafa Suphi ve arkadaşlarının Karadeniz sularında katledilmelerinin 100’ncü; Ömer Yazgan, Mehmet Kanbur, Erdoğan Yazgan ve Ramazan Yukarıgöz’ün idam edilmelerinin 38’nci yıldönümüdür. Farklı yıllarda katledilen bu devrimcilerin ölüm günü tarihi tesadüf olarak 29 Ocak’a çıkan geceye denk geldi.

Aralarında 60 yıl olan her iki dönem de Türkiye’de birer dönüm noktasıdır. Mustafa Suphilerin öldürülmesiyle Kurtuluş Savaşı’na sosyalist hareketin alternatif bir güç olarak katılması olanağı ortadan kalktı. Mustafa Suphiler Kurtuluş Savaşı’na Bakü’de oluşturulmuş önemli bir askeri güçle katılacaklardı. Devrime işçilerin, köylülerin, ezilenlerin ve sosyalizmin damgasını vurmak istiyorlardı. Türkü, Kürdü, Alevisi, Sünnisi vb. ile insanlarımızın kardeşçe yaşayacakları özgür bir vatan kurmak ve dünya devrimci hareketine büyük katkılar yapmak istiyorlardı. Türkiye’de de örgütlülükleri vardı. Savaşın burjuva önderliği, Bolşevik Rusya’nın yardımına başvurmuştu ama Türkiye komünistlerinin savaşa bağımsız bir güç olarak katılmasını kabul etmeyecekti. Mustafa Suphileri davet edip alçakça tuzağa düşürerek tasfiye ettiler. Sosyalist hareket aldığı bu ağır darbe sonucu Kurtuluş Savaşı’nda iktidar alternatifi ya da iktidar ortağı olamadı. Uzun süre de güç olamadı. Kendi solunu tasfiye ederek iktidar alan burjuva liderlik bir kaç on yıl sonra gericiliğe ve emperyalizme teslim olacaktı.

1981 yılında Metin Toraman ve Ali Aktürk adlı çok değerli devrimcilerin öldürüldüğü bir eylemde ele geçen dört önde gelen arkadaşımız 1983 28-29 Ocak gecesi asılarak idam edildiler. Mücadelede, eylemde, işkencede, hapiste ve idam sehpası önünde Denizler gibi yiğittiler. Onlar nezdinde idama mahkum edilen ve katledilen, askeri cuntaya karşı bir direniş iradesidir.

Amerikancı cunta iktidara 1980 yılı 12 Eylül’ünde el koyduğunda biz küçük ve olanakları çok zayıf bir gruptuk. Halk kolaylıkla susturulmuştu. Devrimci hareketler kolaylıkla saf dışı edilmişlerdi. Devrimci saflardan çok yoğun kaçış yaşanıyordu. Olanaksızlıklara ve gücümüze bakmadık. Direnme kararı aldık. Kararımızın arkasında durduk. Hiç kolay değildi. Ne yazık ki başarısız kaldık. Bir parçası olduğumuz Türkiye solu ile birlikte eğer cuntaya karşı etkili bir direniş geliştirmeyi başarabilseydik bugün AKP dinci faşizmi asla iktidara gelemezdi ve Türkiye bambaşka bir ülke olurdu.

Mustafa Suphilerin 1921’deki kararları doğru ama planları yanlıştı. 1980 cuntasına karşı direniş iradesi ortaya koymamız da doğruydu ama planlarımız zayıf ve hatalıydı. Ömer Yazgan’ın darağacına çıkarken yazdığı kısa mektubunda, “Halkımızın yazgısı bu değil. Çok evladını kaybetti. Ama bir gün kazanmayı da öğrenecek” sözleri süreçten çıkarılan önemli bir derstir.

Halkın kazanmasını öğrenmesi direnme azmini geliştirmesiyle mümkündür. Bizim görevimiz ise halkın mücadelesine öncü tutumla yardımcı olmaktır.

Bugün Türkiye başında bir diktatörün bulunduğu tek parti iktidarı elinde esir durumdadır. Bu iktidar hem içeride hem de dışarıda çok sıkıştı. Çöplerden beslenen ve eve ekmek götüremediği için intihar eden insan sayısı artmaktadır. Ama ne yazık ki içeride etkili bir muhalefet yok. Dışarıda ise ABD-Avrupa-İsrail, Rusya, Çin ve İran arasındaki sertleşen mücadele, iktidara varlığını sürdürme olanakları sağlıyor.

Türkiye solu olağanüstü eksikliklerine rağmen potansiyel olarak halkın gerçek umudunun yaratılmasına öncülük edebilecek tek güçtür. Türkiye solu bağımsız bir irade olarak kendi içinde birleşebilirse hem CHP hem HDP ve hem de diğer muhalefet güçleriyle ittifak kurabilir. O zaman onlardan güç alırız, onlara güç katarız ve bunun ürünü olarak Türkiye’nin kaderi değişir.

Bugün hem yerli egemen güçler hem de emperyalistler arasında çok önemli çelişkiler ve mücadeleler var. Bu çelişkilerden yararlanabilmemiz ve diğer muhalefet güçleriyle sağlam ittifaklar yapabilmemiz için mutlaka Türkiye sosyalist hareketi olarak güçlü örgütler kurmamız ve kendi içimizde birlik sağlamamız gerekiyor. Eğer her birimiz diğer devrimci örgütlerin dağılarak bize katılmalarını beklersek geçmişi tekrar ederek bölünmüşlüğü sürdürürüz. Birliğin bir ve aynı örgüt içinde olması şart değildir. Üstelik bu yol ilk bakışta pratik görünmekle birlikte gerçekte en zorudur. Gerçekten pratik olanı ise bizi bölen bireyciliği ve grupçuluğu aşan sağlıklı, güçlü ve dayanışmacı örgütler yaratarak birleşmektir. Bunu çeşitli birlikte mücadele ve öğrenme pratikleri yardımıyla devrimcileşerek yapabiliriz.

Dayanışma halinde güçlü örgütlerden oluşan devrimci bir sol alternatif yaratmazsak Erdoğan iktidarı yıkılsa bile halk gene kazanmayacaktır. Erdoğan seçimleri kaybetse ve hatta hükümeti başkasına kurdursa bile elindeki olanaklarla o hükümeti dört gün sonra yeniden AKP’yi iktidara getirecek şekilde rezil edecektir. Ama bugünkü gibi kötü örgütlenmiş ve rekabet halindeki örgütler yerine güçlü ve dayanışma halinde bir sosyalist hareket yaratabilirsek halk o zaman gerçek bir umuda kavuşmuş olacaktır. Umutlu, örgütlü ve direnen halk; iktidarın ordusuyla, polisiyle, çeteleriyle başa çıkmanın yollarını bulacaktır. İşte en önemli sorun Türkiye solu olarak geçmişi aşacak şekilde sağlam örgütler kurmak ve omuz omuza mücadele ederek devrimcileşmek ve devrimcileştirmektir.

Bu iddialı görevi Mustafa Suphilerin ve Ömerlerin mücadele ruhuyla başarabiliriz. Hakkıyla örgütlenmiş ve akıllıca mücadele eden 50 kişilik bir devrimci güç bile halkın mücadelesine yardımcı olabilmek için bugünkü gibi bireyciliğin ve grupçuluğun etkisindeki milyonlarca örgütsüz ve gevşek örgütlenmiş sosyalistten çok daha etkili olma şansına sahiptir.

Onların nezdinde dünyada özgürlük, eşitlik ve dayanışma yolunda mücadelede kaybettiğimiz bütün devrimcileri saygıyla anıyor mücadelelerine bağlılığımızı ifade ediyoruz.

Yolumuz Mustafa Suphilerin, Denizlerin, Mahirlerin, İbrahimlerin Ömerlerin; devrim yolunda düşenlerin yoludur!

(*) Bu yazı 29 Ocak akşamı düzenlenen anma etkinliği için hazırlanan konuşma metnidir.

1 Yorum

  1. Sevgili Hamza size katılıyorum. Sol- sosyalist güçler kendi örgütleriyle bir demokratik sosyalist cephe oluşturabilirler ancak bu da olmaz. Peki neden? Birleşirsek mücadele başlayacak işte bu olmaz ÇÜNKÜ MÜCADELEDEN KAÇIYORLAR, GÜNÜ KURTARMAK İÇİN UĞRAŞIYORLAR. Bu yaşa geldim elli binlerle yürürken on kişiyle basın açıklaması yapar olduk. Sebep olanların (içim elvermiyor) gözleri kör olmasın. Selamlar.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.