Direnen emekçiler yüreklerimizi baharın enerjisiyle dolduruyor

0
273

Tülay Sönmez

12 Eylül sonrası sendikal faaliyetler de durdurulmuştu. Sendikacılara ağır darbeler vurulmuş, işçilere ise göz açtırılmıyordu. Grevlerin yaptırım gücü veya 1 Mayıs’larda alanların dolması egemenler için “itaatsizlik” anlamına geliyordu. Toplum iyiden iyiye baskı altına alınmıştı.

Bu baskı koşullarında dahi direnişler gelişiyordu. 1986 yılının sonunda Otomobil-İş Ümraniye’de 2650 işçi ile büyük bir direniş başlatmıştı. Direniş yurt dışından maddi ve manevi destek görürken yurtiçinde ise dönemin muhalefet partisi olan SODEP Genel Başkanı Erdal İnönü tarafından da desteklenmişti. İnönü “grev gözcüsü” önlüğü ile alana gelmişti. Geliştirilen grev, yurt dışında da ses getirmişti.

İnönü’nün bu desteği patronlar cephesinde rahatsızlık yaratmıştı. İşveren sendikası başkanı Halit Narin, İnönü’ye bir telgraf çekmiş ve verdiği desteğin suç olduğunu bildirmişti. Hatta İnönü hakkında soruşturma dahi açılmıştı. Üç ay süren grev sonunda işçiler ve işveren anlaşmış, direniş sonlandırılmıştı.

Sonrasında ne mi olmuştu?

310 civarı işçi işten çıkarıldı. Yetkili sendika pasifize edildi ve yetkisi elinden alındı. Yine de bu direniş döneminin en kıymetli eylemlerinden oldu. Arkasından gelişen SEKA grevi de dönemin iktidar partisi ANAP’a çok ciddi şekilde oy kaybettirdi. Sonrası süreçte bu tür örgütlü direnişleri destekleyen siyasi partilerin olmaması sendikal örgütlenmelerin önünü kestiği gibi kamudaki özelleştirmeler ve taşeronlaşma emekçinin hak mücadelesini de sekteye uğrattı.

Uzunca bir aradan sonra biz memurlar tüm illerde lokal toplantılar düzenleyerek “nasıl örgütlü olabiliriz?” sorusu etrafında ana çizgilerimizi oluşturup tartışmalara başladık. 1990 yılında aramızdan temsilci arkadaşlarımızı seçerek Ankara’da yapılacak toplantılara gönderdik. İlk memur sendikaları bu tarihte faaliyetlerine başladı. Bulunduğumuz kurumlarda yoğun baskılarla karşılaşmamıza rağmen üye kayıtları yapabildik, sendikal eğitimler verebildik.

Benim de üyesi olduğum Tüm Sağlık Sen ile, hastane yönetimi üzerimizde yoğun baskılar kurmasına rağmen çok disiplinli şekilde örgütleniyorduk. Gerektiği zamanlarda çok da ciddi eylemler yapıp yemek boykotları koyuyorduk. Sendika aidatlarını makbuz karşılığı gönüllülük esası ile toplayıp bina kiramızı ve diğer giderlerimizi karşılıyorduk. Onurlu duruşumuz, üye sayımızın kısa sürede artmasına neden oldu. Faşistler ise kendi kurdukları sendika ile eylemlerimizi sabote etmeye çalışıyordu. Hastane yönetiminden destek alarak bizleri sürekli tehdit ediyorlardı. Daha sonraki süreçlerde ise iktidarın sendikal alanı manipüle etmek için kurdurduğu sarı sendikalara çalışanları tehditle ya da kurum içinde verdikleri idari yetkilerle üye yaptılar. Bu sarı sendikalara üye çoğunluğu bir biçimde sağlatılıp “yetkili sendika” hakları verildi.

Gelinen durumda emek sömürüsüne karşı mücadele veren sendikalar da artık çalışamaz, eylem koyamaz duruma getirildi. KHK ile pek çok sendikalı arkadaşımız önce açığa alındı, sonra da devlet tarafından memuriyetlerine son verildi. KESK’in verilerine göre kamudan atılan insan sayısı bugün 140 bin civarındadır ve bunun da yüzde 20’sini kadınlar oluşturmaktadır.

İhraç edilen kişilerin özel sektörde işe girmelerinin de yine hukuksuz bir şekilde önü kesilmektedir ve insanlar açlığa mahkum edilmektedir. Pek çok yerde arkadaşlarımız ancak oluşturulan dayanışmalar sayesinde destek görmüşlerdir. KESK’in ve Devrimci İşçi Sendikaları’nın böyle zamanlarda daha etkin hak arayışında olmaları ve örgütlü mücadele çabasında olmaları hepimize umut olacaktır.

Diğer taraftan son dönemde maden emekçisi arkadaşların örgütlü mücadelesinin Türkiye’de nasıl ses getirdiğine de hep birlikte tanık olmaktayız. Çok samimiler. Çok Dirençliler ve örgütlü mücadelelerinin kazanacağına inançları tam. Hepsinin ortak amacı emeklerinin sömürülmesine izin vermemek. Yeraltının emekçisi alın teri ve korkan gözlerini kömürlerle harman edip bırakmışlar oracıkta ve, “Biz emeğimizi size yedirmeyiz” diyorlar.

Yüreğimize bahar enerjisi saçtılar. Hepimizin yerine ben emekçi arkadaşların yüreğinden öperken tabi ki, “DAYANIŞMA YAŞATIR” diyorum.

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.