Emperyalizm heveslilerinin antiemperyalizmi – Cihan Tuğal (Evrensel)

0
120

Hükümetin televizyon kanallarını birkaç saat kesintisiz seyreder, ya da gazetelerini okursanız, alternatif bir gerçekliğe yelken açıyorsunuz.

Türkiye dünyanın dört bir yanını kontrolü altına alıyor. Libya, Suriye, Doğu Akdeniz, Irak… Her yerde Türk hakimiyeti var. Afganistan hakkındaki yorumlar ise daha da baş döndürücü.

Haziran ve temmuz aylarında estirilen havadan başlayalım: Afganistan’dan çekilen Amerikan askerinin yerine nöbete koşmak, Mehmetçik’i tehlikeye atmak mı diyor muhalefet? Bu sadece görüntüden ibaret. Amerikan işgali altındaki bütün İslam topraklarında, Türk askeri sadece Truva atı. Emperyalizmi sabote etmek için oralarda. Tehlike altında falan da değil. Namlusunu hep yere çeviriyor. Cihatçılar da mesajı alıyor. Türk askerini hedef almıyor. Böylece yabancı işgali yavaş yavaş çürütülüyor.

Geldik ağustos-eylüle. Durum değişti, Afganistan işgali tamamen bitti mi? Ona yönelik yeni bir fantezi dünyası kuruluyor: Reisin de söylediği gibi Taliban inançdaşımız. Bütün dünya Taliban’ın mezhebini yanlış biliyor, mezhebimiz bile aynı aslında. Hikmetyar taraftarlarının Taliban hakkında yıllarca anlattığı korkunç hikayeler, Türkiye’ye çarpıtılarak aktarılmış. Hepsi emperyalizmin algı operasyonuymuş. Dolayısıyla bizim de bugün canla başla yeni Afganistan’ın kuruluşuna katılmamız gerekiyor. Zaten, yeni Türkiye (oyun kurucu sıfatından dolayı) bu inşanın dışında kalamaz.

Bunları dalga geçmek, ya da rejimin sahtekarlığını yüzüne vurmak için anlattığımı düşüneceksiniz. Tam tersine. Bu tarz hikayeleri (çoğunlukla) gerçek dışı bulmama rağmen ne anlatanların sahtekarlığı ne inananların saflığı rahatsız ediyor beni. Hatta, yılın her günü bu anlatılara maruz kalırsanız, inanmanın çok da insani olduğunu düşünüyorum. Bakın… serbest piyasacı uygulamaların insanlığın yararına olduğu masalı on yıllardır üniversitelerin, gazetelerin sorgulanamaz gerçeği değil miydi? Bunlara inananlar da zırdeli filan değil, gayet mantıklı insanlardı. Ayrıca, serbest piyasacı uygulamalar, bazı insanlara hakikaten yarıyordu (örneğin spekülatörler; bir kısım ekonomist ve esnafın, küçük üreticinin ve enformel kesim işçilerinin rejimle organik bağlantıları olanları).

Hükümetin yeni “antiemperyalist” ideolojisi de böyle bir şey. Birçok insan için umut kapısı. Tabii kazananlar değişiyor. 2000’lerde yüzü gülen ekonomistlerin yeni rejimdeki yeri sallantılı. Bugünün kazananları ise, savaş gereçleri üreten işverenler… Yayılmacılıktan medet uman gazeteci ve akademisyenler… Savaş ağası olma hayalleri kuranlar … Bu süreçlerin yaratacağı sanayi ve yan sanayilerde iş bulacak olanlar.

Başka bir şekilde söyleyecek olursak… İdeolojiye bir yalan makinesi olarak değil de bir takım gerçek süreç ve yapılarla kurulan bir “arzu” ilişkisi olarak bakmak lazım. Mercek altına aldığımız durumdaki “gerçek”, AKP rejiminin serbest piyasacılıktan devlet kapitalizmine geçiş süreci. AKP’nin ideolojik başarısı, Milli Görüş geleneğinden miras aldığı Osmanlıcılığı, 2000’lerde serbest piyasacılıkla, sonra da devlet kapitalizmiyle harmanlaması oldu.

Yine de itiraz edebilirsiniz. Tam da vatandaş açlıktan kırılırken, uzun erimli bir ufuk çizip, eninde sonunda Amerikan emperyalizmini alt edeceğimizi anlatmak, düpedüz sahtekarlık değil mi?

Haklı olabilirsiniz. Ancak bu, “arzunun gerçekliği”ni değiştirmez. Kendi “gerçek”lerinizi haykırarak, itaat ehlini rejimden koparamazsınız. Arzunun rakibi gerçeklik değil, arzudur.

Memleketin doğasını, insanını katletmeye doyamayıp başka yerlere de göz diken bu emperyalizm heveslileriyle mücadele etmenin bir tek yolu var. Alternatif bir anlatı kurmak. Bunu “idealist” bir önerme olarak okumayın. Nasıl rejimin sözde antiemperyalizmi ekonomik ve toplumsal bir temel üzerinde yükseliyorsa, alternatif bir arzu dünyası da ancak örgütlü bir güç tarafından kurulabilir. Sınıfa karşı sınıf. Kadroya karşı kadro. Gramsci’den alarak ekleyelim: Tarihsel bloka karşı tarihsel blok.

Şimdi bunları açalım. İktidar medyasında, abartıla abartıla anlatılan dış siyaset zaferlerinin çoğunun aslında hezimet (ya da talancılık, fırsatçılık) olduğunu anlatmak -yani rejimi kendi durduğumuz yerden eleştirmek- genel stratejimizin ancak bir parçası olabilir. Daha büyük görev, yeni bir ekonomiyi, yeni bir toplumu kuracak olan taban örgütlenmelerini yeşertmek. Halk kesimlerinin gündelik ihtiyaçlarını, sınıfsal mücadelelerle kaynaştırmak. “Antiemperyalizm”in -Amerika’nın yerini alıp, dünya üzerinde Türk hakimiyeti kurmak değil- her bölgenin, her halkın kendini yönetmesi olduğunu anlatmak. Bu anlatıyı soyut bir düzlemden uzaklaştırabilecek; antiemperyalist mücadeleleri madencilerin, köylülerin, kadınların, gençlerin hareketleriyle birleştirme kapasitesine sahip önderleri yetiştirmek.

Yol yaman, yürüyüş uzun.

Kaynak: Evrensel

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.