GARA HAREKATININ MAKSADI NEYDİ, AKIBETTE NE OLDU?

0
787

10 Şubat 2021 sabahı saat 02.55’te, Irak Kürdistan’ında, Türkiye sınırının yaklaşık 35-50 km güneyinde bulunan GARA bölgesine TSK’ya ait 41 F-16 yoğun bir bombardımana başladı. F-16’lara Awacs erken uyarı uçağı ve tanker uçaklar da eşlik etti.

Bölge son derece sarp, kayalık, derin vadilerle kesilen, düzenli birlik harekatına elverişsiz bir arazi yapısına sahiptir..

Arazinin bu yapısı, Irak-Suriye arasında, halk desteğine sahip “gayr-ı nizami” askeri güçlerin araziyi tutmasına, insan ve lojistik geçişleri için güvenli bir güzergah haline getirmesine elverişlidir.

TSK, yoğun hava saldırısını takiben helikopterlerle indirme/sızma harekatını başlattı. Özel kuvvetler, MAK (Muharebe, Arama, Kurtarma) ve bomba imha yeteneği yüksek SAT (Su altı taarruz) timlerinin indirildiğini, Hulusi Akar’ın teşekkür listesinden biliyoruz.

Operasyondan günler önce TC Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’ın Irak Merkezi hükümeti ve Özerk Kürdistan yönetimiyle görüşmeler gerçekleştirdiği ziyaret; Irak’ın kuzeyinde 50 civarında üslenme bölgesi inşa eden ve sık sık büyük çaplı operasyonlar gerçekleştirmekte olan Türkiye’nin bu defa öncekilerden farklı ve kritik özellikleri olan bir harekat hazırlığında olduğunun işaretiydi.

Harekat öncesinde bizzat Erdoğan’ın, topluma “yakında müjdeli haberler” vereceğini açıkladığı konuşması ise harekatın zamanlamasına dair ikinci önemli işaret oldu.

Hava taarruzunun çok geniş bir alanda ve yoğun biçimde gerçekleşmesinin arkasından helikopterlerin sahne alması bir “özel kuvvetler indirme/sızma” operasyonu gerçekleştirilmekte olduğuna dair şüphe bırakmadığı için olmalı, bölgede yerleşik HPG güçleri operasyona şiddetli bir cevap verdiler.

Resmi açıklamaya göre iki komando yüzbaşı ile bir uzman çavuş bu çatışmalarda hayatını kaybetti. TSK, PKK kayıplarının 50 civarında olduğunu ileri sürüyor. Yerel kaynakları olan ajanslar kayıplar konusunda farklı bilgiler veriyor; arazinin zorluğu ve şiddetli çatışma nedeniyle sahada kalanların olduğu yazılıyor, söyleniyor.

Helikopterlerin sahadan çekilmesi sonrasında şiddetli hava bombardımanı aralıklarla devam etti.

Harekatı Kurtarma Maksatlı Değil

Savunma Bakanı Hulusi Akar, 11 Şubat’ta, Ortak Kış Tatbikatı içi gittiği Azerbaycan’da, “PKK’nin yapılan operasyonlar sonucu sıkıştığı için, diğer bölgelerden Gara bölgesine çekildiğini; bu bölgede yığınaklandığını; son günlerde güçlerini burada bir araya getirdiği ve bir saldırı hazırlığı içinde olduğu istihbaratı alındığını”; harekatın da bu nedenle yapıldığını basına açıkladı.

Bu açıklamada 13 rehineye dair hiçbir bilgi yoktur.

Akar, harekat sonrasında yaptığı açıklamada, TSK’nın başarılı bir operasyon gerçekleştirdiğini, bölgeyi kontrol altına aldığını ve kara unsurlarının operasyon sonrası bölgeden ayrıldığını, söyledi. Bölgeyi kontrol altına almış kara unsurlarının, operasyon sonrası ayrılması, böylece kontrol imkanından vazgeçmesi akla uygun değildir. Ve zaten özel kuvvetlere mensup küçük birliklerle arazi kontrolü sağlanamaz; böyle bir arazide ise hiç sağlanamaz.

Harekat sonrasında Akar ve Genel Kurmay Başkanı Yaşar Güler’in basına yaptığı sunum ve G.Antep Valisinin açıklamaları ile harekatın amacının, PKK’nin elinde esir konumundaki ikisi MIT daire başkanı olmak üzere, asker ve polislerden oluşan 13 kişilik grubun kurtarılması olduğu iddia edildi. Rejim medyası da 13 kişinin harekat esnasında hayatını kaybetmiş olmasını yürütülen propaganda kampanyasının merkezine koydu.

Bu sunumun ortaya koyduğu uzun süreli ve kapsamlı istihbarat çalışması, detaylı modelleme, harekat planlaması harekatın çok uzun süredir hazırlandığını ortaya koyuyor. Kuzey Irak ve Suriye topraklarındaki muhtemel hedef bölgelerine yönelik benzeri kapsamlı harekat planlarının hazırlanmakta olduğunu söyleyebiliriz. Bu planlar ihtiyaç ortaya çıkınca başlayan hazırlıkların ürünü değildir. Bu arada Yaşar Güler sunumunun yereldeki bilgi kaynağı veya kaynaklarının bu sunum öncesinde görevleri sona ermemişse, sunumla birlikte risk altına soktuğu da aşikar.

Öncelikle belirtmek gerekir ki, Türkiye devleti ve AKP-MHP rejimi için “esir düşmüş personeli kurtarmak” hiçbir zaman çok önemli olmamıştır. Özellikle uzun süre PKK’nin denetiminde kalan personel ideolojik olarak kaybedilmiş kabul edilir. Ve onlar için pazarlık, takas vb. ilişkilere girilmez. Nitekim bugüne kadar PKK’den operasyon yoluyla geri alınmış bir tek esir olmamıştır. Kurumsal olarak kıymet verilen geri dönüş, firar yoluyla gerçekleşmiş olandır. Bugüne kadar geri dönenlerin tamamı, sivil kurum ve kişilerin girişimi sonucu dönmüşlerdir.

Devlet 13 kişinin de yakın mesafeden vurularak öldürüldüğünü iddia ederken, HPG bombalama ve çatışma sonucu 13 kişiden bazılarının hayatını kaybettiğini bir kısmının hayatta olduğunu söylemektedir.

Bu türden can kaybı vakalarında, kara propaganda kampanyalarıyla tanınmış resmi makamların “kötü ünü” nedeniyle, ABD Dışişleri Bakanlığı “Eğer verilen bilgiler gerçekse..” diye başlayan bir kınama mesajı yayınladı. Bu konuda tam ve kesin gerçeğin günün şartları içinde bilinmesi mümkün değildir. Gerçekten bu 13 kişinin kurtarılması istenseydi, zaten izlenecek yol ve yöntem mevcut uygulama değildi.

Amaç gerçekten 13 personelin kurtarılması olsaydı, 13’ünün de öldüğü bilgisi verilirken, Akar’ın ve Genel Kurmay Başkanı Orgeneral Yaşar Güler’in “Harekat başarıyla tamamlandı” iddiaları gülünç olurdu ve kapsam bir kurtarma operasyonuna indirgenince, yapılan açıklamalar gerçekten de ciddiyetsizlik halini almıştır.

Şimdi asıl soruya gelebiliriz: Harekat bir kurtarma operasyonu muydu?

Harekatın Gerçek Kapsamı ve Hedefleri

Diplomasisiyle, askeri hazırlıklarıyla, sahada kullanılan askeri gücün büyüklüğüyle, medya planlamasıyla, iç siyasete dönük yanlarıyla bu çapta bir operasyonun amacı bir kurtarma operasyonu olamaz.

Böyle operasyonlarda devlet içindeki farklı odakların beklentilerinin, ilgili komşu ülke yönetimlerinin beklentilerinin ve bölgedeki gelişmeler üzerinde etkin emperyal devletlerin beklentilerinin çakıştırılması zorunludur.

Bölge Irak-Suriye arasında, kontrolü çok zor bir insan geçişi ve lojistik güzergahıdır. Bölgede PKK etkindir. Aynı güzergahı İran ve İran yanlısı Haşti Şabi gibi güçler de kullanmaktadır.

Ezidi toprağı Şengal, bölgenin güney batısında, Irak topraklarındadır. Şengal’in özyönetim güçlerini PKK eğitti. Türkiye rejimi Şengal’i de Rojava gibi, PKK üssü olarak görüyor. Ve Şengal’e kadar inmeyi istiyor, planlıyor. Bunun farkında olduğu ve Türkiye’nin olası bir işgal girişimine direnmek amacıyla, Haşti Şabi yakın zamanda 26-27 ve 28. Tugay olarak anılan birliklerini Şengal’e yerleştirdi.

Türkiye’nin Şengal’e yönelik bir işgal girişimi, DAİŞ tarafından yürürlüğe konulan Ezidi Soykırımının batı kamuoyunda yarattığı infial nedeniyle başta ABD olmak üzere Batı’nın sert tepki göstereceği bir girişim olarak görülüyor.

Ancak ABD Irak’taki PKK varlığından rahatsızdır. ABD’nin Trump döneminde Suriye Özel Temsilcisi Jeffrey’in “PKK’siz Irak” yaklaşımı, bir politik niyet açıklaması olarak, Biden dönemi için de geçerli olacaktır. Irak Merkezi Hükümeti de PKK’siz bir Irak istiyor. Ve Kürdistan özerk yönetimi de PKK’nin varlığından ve Kürt halkı içindeki etkisini büyütmesinden rahatsızdır. Bu rahatsızlık zaman zaman Türkiye ile açıktan işbirliği yapma noktasına kadar yükselmektedir.

Dolayısıyla Türkiye’nin Irak topraklarında PKK’ye yönelik askeri harekatları bu unsurlar tarafından olumlu bulunmakta, en azından tepkisizlikle karşılanmaktadır.

Ancak Suriye topraklarında YPG/PYD söz konusu olduğunda ABD bu örgütleri terör örgütü olarak görmemektedir. Ve Fırat’ın doğusunda YPG/PYD İle işbirliğini sürdürme eğilimindedir. Rusya ise bu örgütleri, hatta PKK’yi terör örgütü olarak görmemekle birlikte, Suriye yönetimiyle işbirliği yapmalarını ve kontrolleri altındaki Suriye kaynaklarını, örneğin petrol bölgelerini Esad hükümetine devretmelerini istemektedir. Elbette Suriye Kürtlerine statü vaadini de dillendirmektedir. Rusya’nın Sovyet döneminden kalan yönetim geleneğinde, özerklik statüsü tanımak son derece sıradandır. Tarihi deneyimleri ve Beşar Esad’ın bugün bile sürdürdüğü katı Baasçı tutumlar nedeniyle Suriye rejimine güven duymayan Kürtlere Rusya’nın sunduğu diğer alternatif ise, Türkiye’nin Kürtlere yönelik operasyonlarına yol verme politikasıdır.

Bu çerçeve içinde:

Türkiye’de “devlet politikası”, Suriye Irak arasındaki bu koridoru tıkamak peşindedir. Böylece Irak’ta PKK’ye yönelik büyük çaplı harekatlar düzenleme konusunda var olan Bağdat, Erbil ve zımnen ABD mutabakatından sonuna kadar yararlanma peşindedir.

Türkiye eğer, Irak’ın kuzeyinde son yıllarda inşa ettiği 50’ye yakın üslenme bölgesini Gara’ya da yayar ve bölgeye yerleşirse, sadece PKK sevkiyatlarını değil, İran bağlantısını da kesme imkanına sahip olur. Kandil’in Suriye bağlantısı oldukça zora girer.

ABD’nin yeni yönetimi bölge politikalarını oturtmadan bunu yapması halinde, eli güçlenir ve pazarlık imkanı genişler.

AKP-MHP rejimi ise ekonomik kriz, sağlık politikalarındaki derin başarısızlık, baskıcı, otoriter politikalar, ifade özgürlüğü, medya, üniversiteler ve diğer her toplumsal alanda yasadığı siyasi sıkışmışlığını, uluslar arası ilişkilerde yaşadığı tecridi kırmak; iktidarını bir seçim başarısıyla taze bir meşruiyet zeminine taşımak istiyor. Bunun için şaşırtıcı, sarsıcı bir başarının önemli katkı sağlayacağını düşünüyor.

Erdoğan’ın “Müjdeli haberler” vaadi, MİT’in bölgede oldukları bilgilerini verdiği, PKK üst yönetiminden Murat Karayılan gibi bir veya bir kaç ismi, mümkünse canlı olarak ele geçirmek ve bu “başarının rüzgarıyla” yakın zamanda bir seçim başarısı kazanma hayaline dayanıyordu. Bu arada “esirler” kurtulmuş, kurtulmamış, yaşamış, ölmüş kimsenin umurunda değildi.

Sonuçta “esirler”in en azından bir kısmı öldü. Ölmemiş olanlar varsa canlı olarak geri getirilemedi.

Bölgeden hiçbir PKK üst düzey ismi Türkiye’ye getirilemedi.

Dolayısıyla AKP-MHP’nin elinde sadece bir kaç cenaze var.

Çatışmaların şiddeti nedeniyle indirme operasyonu çok sınırlı kaldı, arazide köprü başı tutma, sınırlı da olsa bir bölgeyi ele geçirme veya kontrol altına alma hedeflerine ulaşılamadı. Kara birlikleri bölgeden çekilmek zorunda kaldı. Hava kuvvetleri indirme girişiminin öncesinde ve sonrasında dağları-taşları bombaladı.

Dolayısıyla “devlet politikası” da sahada herhangi bir amacına ulaşamadı. Aksine uzun hazırlıklara, sahaya sürülen büyük güçlere rağmen kayda değer bir sonucun elde edilememiş olması uzun vadede itibar kaybının önünü açtı.

Ancak AKP-MHP rejiminin ve devlet içindeki ortaklarının elinde büyük bir propaganda mekanizması var. Bu mekanizmaya dayanarak muhalefeti yeniden hizaya sokma, HDP’yi yeniden düşmanlaştırma şu anda kampanyanın merkezine oturtulmuş durumda. Havuz medyasında, sömestr tatilindeki Boğaziçi Üniversitesi öğrencilerinin hayatını kaybetmiş 13 kişinin neredeyse sorumlusu gibi gösterildiği fantastik boyuttaki kötülük; Fahrettin Altun-Süleyman Soylu işbirliği sonucu sosyal medya paylaşımları nedeniyle yüzlerce kişinin evleri basılarak gözaltına alınması gibi bir “darbe sabahı” görüntüsüne eşlik etmektedir.

Devlette gelenektir. Büyük iddialarla çıkılan seferlerden başarısızlıkla dönülüyorsa, fatura paşalara çıkar.

Hulusi Akar için bir süredir fatura çıkarılacağına dair işaretler belirmişti . Şapkasından tavşan çıkaramazsa Hulusi Akar için kelle zamanı.

Ekonomi ve Hazine Bakanı’ndan sonra Savunma Bakanı’nı da sahadan çekmek zorunda kalırsa asıl Erdoğan’ın, şapkadan tavşan çıkarmaya ihtiyacı olacak. Çıkarmaya ihtiyaç duyduğu tavşanı TSK içinde arayacak olursa, Kenan Evren’in, emekli köşesine çekilmek için eşyalarını toplarken, tesadüfen genel kurmay başkanı olmuş bir tavşan olduğunu hatırlatalım…

CEVAP VER

Please enter your comment!
Please enter your name here

This site uses Akismet to reduce spam. Learn how your comment data is processed.